Eşim Mustafayı kaybettiğim gün sadece onu kaybettiğim bir gün değildi. O gün, inandığım evliliğin de sonuydu. Her şey çok hızlı gelişti.
Sabah erkenden çıktı evden, çünkü birkaç köye uğraması gerekiyordu. Mustafa, sözleşmeli bir köy veterineriydi. Haftanın çoğu köy köy dolaşır, hayvanları muayene eder, aşılar, acil durumlara yetişirdi. Ben veda etmeye alışmıştım kısa, hızlıca. Onu çamurlu çizmeleriyle ve dolu minibüsüyle evden çıkarken görmek gündelik bir durumdu.
O gün öğlen bana mesaj attı, uzak bir köyde olduğunu, yağmurun bastırdığını ve bir köye daha uğraması gerektiğini yazdı yaklaşık yarım saat uzaklıkta. Ardından hemen eve döneceğini, birlikte akşam yemeği yemek istediğini söyledi. Ben de yağmurun şiddetli olduğunu, dikkatli sürmesini yazdım.
Sonrası… hiçbir şey bilmiyordum, ta ki akşamüstüne kadar.
Önce bir söylenti, tanıdık bir telefondan İyi misin? diye soru geldi, hiç anlam veremedim. Sonra kuzeni arayıp köy yolunda kaza olduğunu söyledi. Kalbim öyle hızlı çarpmaya başladı ki bayılacağımı sandım. Birkaç dakika sonra gerçek haber geldi: minibüs yağmur yüzünden kaymış, yoldan çıkmış ve şarampole yuvarlanmış. Mustafa kurtarılamamış.
Hastaneye nasıl gittiğimi net hatırlamıyorum. Sadece buz gibi ellerimle bir sandalyede oturduğumu ve bir doktorun söylediklerini anlamadan dinlediğimi anımsıyorum. Kayınvalidem ve kayınpederim perişan halde geldiler. Çocuklarım Babam nerede? diye soruyordu ama ben tek kelime edemiyordum.
O gün bitmeden daha yakınlarımızı bilgilendirememişken başka bir şey yaşadım, beni farklı bir şekilde yıktı.
Sosyal medyada paylaşımlar çıkmaya başladı.
İlki, tanımadığım bir kadındandı. Mustafa ile bir köyde çekilmiş sarılmış bir fotoğraf koymuştu, Hayatımın aşkını kaybettim, her anımız için minnettarım yazıyordu.
Başta hata sandım.
Sonra, başka bir kadından yeni bir paylaşım. Farklı fotoğraflar, Mustafaya sevgi, zaman, sözler için teşekkür ediyordu, ona veda ediyordu.
Ardından üçüncüsü…
Aynı gün, üç farklı kadın, Mustafayla ilişkisi hakkında açıkça yazıyordu.
Benim dul kaldığımı umursamıyorlardı. Çocuklarımın şimdi yetim olduğunu umursamıyorlardı. Kayınvalidem ile kayınpederimin acısını umursamıyorlardı. Sadece kendi gerçeklerini sergilediler sanki anma töreni yapıyor gibi.
O an parçaları birleştirmeye başladım.
Mustafanın bitmeyen yolculukları. Açılmayan saatler. Uzak köyler. Toplantı ya da gece acil vaka bahaneleri. Hepsi bir anlam kazandı mide kaldırıcı bir şekilde.
Eşimi toprağa verirken, onun çift hatta belki üçlü bir hayatı olduğunun farkına vardım.
Taziye en ağır anlardı. Herkes başsağlığı diliyordu, paylaşımları gördüğümü bilmeden. O kadınlar bana garip bakıyordu. Fısıltılar, sessiz yorumlar vardı. Ben sadece çocuklarımı tutmaya çalışıyordum, ama bir türlü kafamdan o sahneleri atamıyordum.
Cenazeden sonra evde derin bir boşluk oluştu.
Ev sessizdi. Kıyafetleri hâlâ askıda duruyordu. Çamurlu çizmeleri avluda kurumaktaydı. El aletleri garajda bekliyordu.
Ve yasın yanında ihanete dair bir yük çöktü üstüme.
Onun için gerçek anlamda ağlayamıyordum; hep yaşattıklarını düşünmeden duramadım.
Aylar sonra uyuyamaz hale geldim, sabahları ağlayarak uyanıyordum. Bir psikologla görüşmeye başladım. O bana şu noktayı söyledi, hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak: İyileşmek istiyorsan, kafanda Mustafayı; aldatan adam, çocuklarının babası ve sevdiğin kişi olarak ayırmalısın. Tek yönlü bakarsan, acı sonsuza kadar içinde kalır.
Kolay olmadı.
Yıllarca sürdü.
Ailemin desteğiyle, terapilerle, bol suskunlukla önce çocuklarıma ön yargısız konuşmayı öğrendim. Anıları düzenlemeyi, boğucu öfkeyi içimden bırakmayı öğrendim.
Bugün üzerinden beş yıl geçti. Çocuklarım büyüdü. Ben işe döndüm, düzenimi kurmaya başladım, yalnız başıma dışarı çıkıp kahve içebiliyorum, vicdan azabı duymadan.
Üç ay önce biriyle görüşmeye başladım. Acele edecek bir ilişki değil. Sadece birbirimizi tanıyoruz. Dul olduğumu biliyor. Tüm detayları bilmiyor. Yavaşça ilerliyoruz.
Bazen hikâyemi sesli olarak anlatırken buluyorum kendimi bugün olduğu gibi. Kendime acımak için değil, ilk kez rahatça konuşabildiğim için. Yaşananları unutmadım. Ama artık içinde kilitli yaşamıyorum.
Ve ne kadar eşimin gidişi dünyamı yerle bir etse de bugün parça parça, yeniden inşa etmeyi öğrendiğimi söyleyebiliyorum eskisiyle aynı olmadı, ama yine de dayanmayı öğrendim.
Yaşam bize bazen acı ve hayal kırıklığı getirir; iyileşmek ise, acıya değil, yeniden başlama cesaretine tutunmaktan geçer.




