Geçmişi Kurcalama: Taşralı Taşya’nın Elli Yaşında Hayatı, Sadakatsiz Eşiyle Mücadelesi, Fedakâr Kayınvalidesi ve Dedikodulu Köyde Aile Dayanışması

Geçmişi Kurcalama

Bazen hayatımı, özellikle elli yaşını geçtikten sonra, uzun uzun düşünüyorum. Mutlu bir evlilik yaşadığımı hiç söyleyemem; bunun başlıca sebebi kocam Mehmet. Gençliğimizde birbirimizi severek evlenmiştik; ikimiz de birbirimize tutkuyla bağlıydık. Ama ne zaman Mehmetin değişmeye başladığını fark etmedim bile.

Bir köyde, kayınvalidem Nuriyenin evinde yaşıyorduk. Evi huzurlu tutmak için elimden geleni yaptım; Nuriyeye çok saygı duyar, lafını dinlerdim. O da bana hep sevgiyle yaklaşırdı. Annemse yakın köyde, küçük kardeşimle birlikte yaşar, hastalığından dolayı sık sık yatakta olurdu.

– Nuriye, Tülayla iyi geçinebiliyor musun, – diye sorarlardı mahalle kadınları, bazen çeşme başında, bazen markette, bazen de yolda.

– Tülaydan hiç şikâyetim yok, işini bilir, hanım hanımcık, elinden her iş gelir, bana da her konuda yardımcı olur, – diye övünerek cevap verirdi kayınvalidem.

– Yok artık, inanalım mı şimdi buna? Kayınvalide gelini övüyor öyle mi? Hiç görmedik böyle bir şey, – derdi kadınlar hınzırca.

– Ne haldeyseniz halinizde olun, – deyip geçerdi Nuriye.

İlk kızımı doğurduğumda adını Sevda koyduk, herkes çok sevinmişti.

– Tülay, bak Sevda bana benziyor mu, – diye sorardı kayınvalidem, kızımda kendi izlerini ararcasına. Ben gülüp geçerdim; kimin kime benzediği hiç umurumda olmamıştı.

Sevda üç yaşına bastığında bir oğlum oldu. Dertler olduğu kadar sevinçler de çoğaldı. Mehmet kasabada çalışırdı, ben çocuklarla evde, kayınvalidem bana çok yardımcıydı. Sıradan bir hayatımız vardı, hatta birçoklarına göre daha huzurluyduk; sessiz, sakin. Mehmet içki içmezdi, mahalledeki kadınlar kocalarını meyhaneden toplarken ben böyle şeyler yaşamadım. Canı yanan bir kadın bahtına küfrederdi, eşini peşinden sürüklerdi eve, ama ben hiç bu hallere düşmedim.

Üçüncü çocuğa hamile kaldığımda, yine köyde dillere düşen bir dedikoduyla karşılaştım: Kocamın beni aldattığını duydum. Köylüler hemen öğrenmişler, Mehmetin dul Ayşeyle yakınlaştığını anlatıyorlardı. Komşum Gülbahar bu lafları bana getirdi:

– Tülay, üçüncü bebeğini karnında taşıyorsun, Mehmet ise – lafını biraz kaba aldı, – nankör adam, başka kadınların peşinde!

– Gülbahar, gerçekten mi? Ben fark etmedim, – şaşkınlıkla sordum.

– Tabii ki fark etmedin! İki çocuk, üçüncüsü yolda, ev işinden başını kaldırabiliyor musun ki? O ise, keyfine bakıyor. Zaten herkes konuşuyor; Ayşe hiç saklamıyor.

Moralim bozuldu, Nuriye de biliyordu ama konu açmıyordu; bana üzülüyordu. Mehmete defalarca uyarıda bulunmuştu, ama o her seferinde lafları ustaca savuşturuyordu.

– Anne, kim bilir kadınlar neler konuşur, bir bilip bir bilmediğine bakmazlar, – diye geçiştirirdi.

Bir gün Gülbahar yine koşarak geldi:

– Tülay, Mehmeti Ayşenin kapısından girerken gördüm! Marketten dönüyordum, gözlerimle gördüm. Sen üç çocukla tek başına mı kalmak istiyorsun? Git ona, saçını başını yol! Hamilesin, Mehmet sana dokunamaz!

Bunu yapacak cesaretim yoktu; Ayşeyi iyi tanıyordum. Sert ve kavgacı biriydi, kocası alkol yüzünden nehirde boğulmuştu, evinde hep kavga ve gürültü vardı, hayattan yorulmuş ama mücadeleci olmuştu. Yine de cesaretimi topladım.

– Gidip Mehmetin yüzüne bakacağım, gerçeği öğreneceğim. Hep dedikodu deyip geçiyor, suçunu inkâr ediyor, – dedim Nuriyeye. O ise endişeliydi.

– Tülay, nereye hamile hamile gidiyorsun? Kendini düşün

Akşam olmuş, hava kapalıydı. Ayşeye pencereden seslendim; kapıda bekledim. O ise içeriden yanıt verdi.

– Ne istiyorsun, niye pencereye vuruyorsun?

– Kapıyı aç, içeri al beni. Herkes Mehmetin sende olduğunu söyledi, – diye haykırdım.

– Hadi oradan, kimseyi içeri almam, git evine insanları güldürme, – gülerek duyurdu sesini.

Biraz oyalanıp eve döndüm; açmayacağını anlamıştım. Mehmet gece yarısı sarhoş döndü. Pek içki içmezdi ama bazen olurdu. Uyuyamamıştım.

– Nerede kaldın? Ayşenin yanında olduğunu biliyorum, irtibatınız var. Kapısını çaldım, ama açmadı. O yüzden biliyorsun bu durumu, – dedim.

– Ne saçmalıyorsun, – dedi sinirle, – orada değildim ki. Gencoyla içtik, zaman geçmiş, bilmedik bile.

Mehmete inanmadım, sesimi çıkarmadım; kavga etmeyi hiç sevmem. Ne yapabilirdim ki, suçüstü yakalanmayan suçlu değildir derler. Bütün gece düşünüp durdum:

– İki çocuk, üçüncüsü yolda; nereye gideceğim? Annem hasta, kardeşim de çocuklarıyla dolu bir evde. Zaten ev küçük, nasıl sığarız?

Kaldı ki annem hep şöyle derdi bana, eşimin ihanetiyle ilgili dertleştiğimde:

– Kızım, sabret. Evlendin, çocuklarının anne babası sensin. Babanla yaşamak kolay mıydı? İçerdi, bizi kapı dışarı bırakırdı, komşuda saklanırdık. Allah aldı onu, ama ben sabrettim. Mehmet çok içmiyor, sana da el kaldırmaz. Eskiden beri kadının kaderidir sabretmek.

Her görüşte anneme hak vermesem de başka çarem olmadığını biliyordum. Nuriye de beni teselli ederdi.

– Kızım, çocuklarla ne yapacaksın? Az kaldı, üçüncü de doğacak. Birlikte idare ederiz Mehmeti.

Üçüncü çocuğum, Zeynep doğdu; zayıf bir bebekti, hasta yatardı hep. Sanırım hamilelikteki stresim etkili olmuştu. Zamanla Zeynep toparlandı, kayınvalidem ona hep özel ilgi gösterdi.

– Tülay, yeni gelişmeleri duydun mu? – yine Gülbahar dedikoduyla koştu, – Ayşe, Mehmetin yerine şimdi Musayı yanına almış, karısı evden kovmuş onu.

– Ne yaparsa yapsın, bana ne, – dedim, içten içe sevindim; Mehmet artık oraya gitmez.

Bir ay geçmeden yine Gülbahar geldi:

– Musa karısına döndü, Ayşe yine erkek peşinde. Sen de Mehmete sahip çık, bak yine başlar yoksa!

Mehmet ile hayat tekrar eski haline geldi; Nuriye rahatlamıştı. Ama bir adamın içinde şeytan varsa, durmaz; karısını bırakıp gezer yine.

Bir gün Nuriye, market dönüşü yıllardır görmediği bir arkadaşı Emine ile karşılaştı:

– Nuriye, bu Mehmet kime çekti? Tülay gibi güzel, ahlaklı bir kadın bulmuş, sen de hep övüyorsun, yine de şikâyet ediyor mu?

– Emine, yoksa Mehmet yine mi başka kadınlara gidiyor?

– Gidiyor tabi Evde rahat, huzurlu, her işi tamam, gıdası yerinde. Ama yine de Verdaya gidiyor, bizim lokantada çalışan boşanmış kadın var ya

Nuriye Tülaya hiç söylemedi, oğlunu gizli gizli azarlar, aklını başına al diye uğraşırdı. Ama köyde gizli saklı iş olmaz, duyulurdu hemen. Yine Gülbahar haber verdi. Tülayın gözyaşı, yalvarışı bir işe yaramadı. Mehmet ara sıra evden kaçar, başka kadınlar peşinde koşardı. Ama ailesini terk etmez, çocuklarını bırakmazdı; biliyordu ki, onları bırakamaz. Hem sadık bir eş olamadı, hem de evinde konforu buldu. Evi, çocukları, annesi, düzeni vardı; dışarıda ise ona sadece eğlence lazımdı.

Nuriye artık oğlunu herkesin içinde azarlardı, ama söz dinleyecek yaşta değil ki! Mehmet annesine bağırır, karışma derdi.

– Anne, çalışıyorum, eve para getiriyorum, siz hep suçluyorsunuz. Kadınların dedikodularına inanıyorsun, – diyerek kendini savunurdu.

Eskiden alkolle arası yoktu; şimdi tamamen bıraktı. Yıllar geçti. Çocuklar büyüdü. Sevda kasabada üniversite okudu, evlendi, orada kaldı. Oğlum şehirde okudu, evlendi, yerleşti.

Zeynep ise liseyi bitirmek üzere, kasabada okumaya hazırlanıyor. Mehmet uslandı, artık hiç gezmiyor, iş-ev arası yaşıyor. Genelde koltukta yatıyor, sağlığı iyice bozuldu. Hiç içki içmiyor artık.

– Tülay, kalbim garip bir şekilde ağrıyor, sırtıma vuruyor gibi, – diye yakınıyor. – Dizlerim de sızlıyor, galiba eklemlerim iyice bozuldu. Doktora gitsem mi acaba?

Mehmete içim hiç ısınmıyor. Kalbim yıllar önce taş oldu; onca gözyaşı, hayal kırıklığı, Mehmetin dalgalı hayatı ettikten sonra artık duygusuzum.

– Artık hastalık yaşlanınca yakaladı onu, evde pinekliyor, sızlanıyor, – diye düşünüyorum, – eski sevgililerine gitsin şikayetini, onlar ilgilensin!

Nuriyeyi geçen yıl toprağa verdik, Nuri amcanın yanında yatıyor şimdi. Mehmet ile evde sükûnet hüküm sürüyor; arada çocuklar ve torunlar ziyaret ediyor. O zaman neşeleniyoruz. Mehmet çocuklara hastalığını anlatıyor, bana da suç buluyor: Anneniz bana bakmıyor, diyor. Büyük kızım ilaç getiriyor, babasına ilgi gösteriyor; bana bile:

– Anne, babama kızma, hastalandı, – diyor. Kızımın babasını kayırmasına içim burkuluyor.

– Kızım, kendisi suçlu, gençliği çok hoyrat geçti, şimdi ilgi bekliyor. Ben de sağlığımı yitirdim onun yüzünden, – diyerek kendimi savunuyorum.

Oğlum da gelince babasını neşelendiriyor, babasıyla muhabbete giriyor. Elbette erkek erkeğe daha rahat konuşuyorlar…

Çocuklar sanki beni anlamıyor; babalarının bunca yıl bana yaptıklarını anlatınca Nasıl yalnız bırakacaktım sizi, nasıl üstesinden geldim?, diyorum. Cevap belli:

– Anne, geçmişi kurcalama, babamı üzme, – diyor Sevda, kardeşi de aynı fikirde.

– Anne, olan oldu, geçti gitti, – diye teselli ediyor, omzumu okşuyor.

Biraz kırgın olsam da çocukların taraf tutmasını anlıyorum; hayat böyle bir şey.

Okuduğunuz için teşekkürler, aboneliğiniz ve desteğiniz için minnettarım. Hayatta başarılar dilerim!

Rate article
Lifequest
Geçmişi Kurcalama: Taşralı Taşya’nın Elli Yaşında Hayatı, Sadakatsiz Eşiyle Mücadelesi, Fedakâr Kayınvalidesi ve Dedikodulu Köyde Aile Dayanışması