Eve Erken Dönmüştüm
Yıllar önceydi, İstanbulun kenar mahallelerinden birinde oturuyorduk. O dönemleri hatırlayınca burnumun direği sızlıyor bazen O günlerde her şey daha yavaş, daha sade ama aslında içten içe karmaşıktı.
Şu anda durağa mı geldin? Eşimin sesi telefonda birden tizleşti, endişesi yüzünden belliydi. Hem de şimdi mi? Beni niye önceden aramadın? Hani Perşembe gelecektin, öyle konuşmuştuk!
Sürpriz yapmak istedim, dedim çatık kaşlarla. Emir, neden sevinmedin ki? Köpek gibi yoruldum, hadi gel de al beni!
Bekle! diye bağırdı bir anda. Şey… Gelme! Yani, gel de… Asuman, bak şimdi, ev bomboş, hiçbir şey yok. Hepsini dün bitirdim ben. Şöyle yapalım: Sen hemen köşedeki 24 saat açık bakkaldan güzel bir dana eti alıver.
Ağır çanta öyle bir çekti ki omzumu, istemsizce acıdan inledim.
Son iki aydır bana yoldaş olan bel ağrısı, yine dibi gördü o an.
Çantaları çatlak kasisli asfaltın üstüne indirdim temkinle.
Derin bir nefes aldım, elimle karnımı kavradım.
Bebek içerde bir dürtüyle kımıldadı. Altıncı aydaydım. Bunlar şaka değildi, hele bir de üç gün önce, annemlerin köyünden, erken dönmeye karar verip eşime sürpriz yapmak istiyorsan…
O kadar özlemiştim ki, otobüste yol boyu direkleri saydım İstanbula yaklaşırken.
Emir şu an ne yapıyor acaba, diye geçirdim içimden. Muhtemelen, benim geldiğimden haberi bile yok, sadece on dakikalık mesafedeyim oysa evimize.
Apartmanın yolu bitmek bilmezdi.
Annemin koyduğu kavanoz reçeller, ev yapımı peynirler, elmalar, hepsi çantalarda; onlar ise tonlarca geliyordu bana.
İlerleyince anladım ki çantaları taşımam imkânsız, belim kopacaktı.
Telefonumu çıkarıp Emiri aradım.
Emirciğim, selam, dedim sessiz bir sesle, açınca.
Asuman, ne oldu, iyi misin, dedi korkuyla.
Bir şey yok, ahmak, geldim sadece.
Evimizin önündeki durağın oradayım. Çıkıp beni alsan
Çantalar taşınır gibi değil, annem ne varsa koymuş.
Karşıdan tuhaf bir sessizlik yayıldı. Ekrana bile baktım, Acaba bağlantı koptu mu? diye.
Şimdi durakta mısın? Emirin sesi yine tizleşti. Şimdi? Ama niye haber etmedin? Perşembe demiştin ya!
Sürpriz yapmak istedim, inatlaştım. Emir, neden sevindiğine dair bir işaret yok? Bitkinim gerçekten, hadi ama!
Bekle bir! birden bağırdı. Gelme hemen. Yani, gel de Dinle bak, evde bir şey kalmadı. Her şeyi dün bitirdim.
Şöyle yapalım: Hemen köşedeki 24 saat açık marketten, güzel bir dana eti alıver.
Bugün işe gitmedim, izin aldım, dedim ki Güzel bir öğle yemeği yapayım, seni adam gibi karşılayayım.
Et mi, Emir ya? şaşırdım. Beni dinliyor musun sen? Altı aylık hamileyim, elimde iki dev çanta, yorgunluktan bitmişim.
Belim koptu, et mi alayım? Evde patates var, yumurtamız var.
Gel de beni karşıla, açlıktan ölüyorum, dinlenmek istiyorum.
Anlamıyorsun, Asuman hızla lafa girdi. Her şeyin mükemmel olmasını istiyorum, senden ne eksilir ki? Market iki adım ötede.
Birazdan biri yardım eder, ya da yavaş yavaş götürürsün.
Ne olur al ya, bizim için. Ben de burada her şeyi hazırlayacağım.
Ellerimin saplardan kızardığını fark ettim, midemde acı bir sıkıntı kabardı.
Emir, iyi misin sen? dedim sesi titreyerek. Hamileyim, yorgunum, marketten et mi taşıyayım diye beni yalnız bırakıyorsun?
Niye kendin çıkıp almıyorsun?
Şey Hazırlığa başladım bile. Şimdi gidersem mahvederim her şeyi.
Asumancığım, benim hatırım için lütfen. Seni çok özledim.
Sekiz yüz gram dana eti, bir de filede biraz patates
Hadi bekliyorum!
Telefon kapandı. Karanlık ekrana baktım, ne yapacağımı bilemeden.
O anda oracıkta ağlayabilirdim, gece lambası altında, ıssız durakta.
Kucaklamalar, sıcak yatak yerine et reyonu yolunu tutmak
Belki de gerçekten özel bir şey planlıyordur? diye içimden geçirdim.
Derin bir soluk çektim, çantaları kaldırdım, sürüklenerek markete yürüdüm.
***
Marketin koridorlarında boş boş gezdim; uykulu kasiyer bana acıyarak bakıyordu.
Dana eti ağırdı, patates çuvalıysa taşımaya gelmezdi.
Çıkınca ellerimi hissedemiyordum bile, parmaklarım kıvrılmış, taş kesilmiş gibiydi.
Emir hemen aradı:
Aldın mı? diye sordu hevesle.
Aldım, dedim dişlerimi sıkarak. Eve vardım bile. Aç kapıyı.
Dur, sakın çıkma şu an! neredeyse çığlık attı Emir. Sakın yukarı gelme, otur hemen, bak daha hazır değil. On dakika bekle lütfen, bankta otur biraz.
Şaka mı bu, Emir? sesim sokağın sessizliğini dağıttı. Doğuracağım neredeyse! On dakika bekleyemem, ayaklarım şiş, ayakta duramıyorum.
Sürpriz olmadı daha, dedi. Gidersen her şey boşa gider. Otur, nefes al.
Beş dakika, yemin ederim! Hadi kapatıyorum, yoksa yetiştiremeyeceğim.
Kendimi apartmanın önündeki tahta banka bıraktım, çantalar devrildi.
Şu et poşetini üçüncü kattaki penceremize fırlatmak istedim.
On dakika, sonra yirmi dakika, sonra otuz beş geçti. Ellerim karnımda oturuyordum, öfkeyle kaynıyordum içeriden.
İçeri girince ya güller, ya mum ışığında bir sofra, ya köşede bir kemancı karşılarsa?
Ama hangi sürpriz, benim halimi görüp de, bunu değer bulabilir ki?
Sonunda apartman kapısı gıcırdadı.
Emir hızla çıktı; tişörtü ters, alınında ter damlaları, saç baş dağılmış haliyle
Hah buradasın! dedi zoraki bir gülümsemeyle, çantaları toplayarak. Niye bu kadar sinirlisin ki? Bak ne güzel hava Hadi gel içeri!
Üstün başın darmadağın, Emir, dedim şüpheyle kalkarken, parmaklık tutuna tutuna. Bu deterjan kokusu da ne?
Sürpriz! dedi, sabırsızca asansöre yürürken.
Çıktık yukarı. Kapıya gelince birdenbire açtı, bana bakıyor, alkışlanmayı bekliyor.
İçeri girerken burnuma keskin bir çamaşır suyu ve ucuz okyanus ferahlığı kokusu çarptı.
Salona girdim, sonra mutfağa, sonra banyoya baktım.
Ev tertemizdi. Yani, alışılmadık şekilde boş ve derli topluydu.
Normalde sandalyelerde duran eşyalar ortada yoktu. Halı yeni süpürülmüş (yer yer nemli izler kalmış), raflarda toz kalmamıştı.
Biblolarım köşede sıkış tıkış duruyordu.
Ee? Emirin gözleri ışıldıyordu. Bak, süpriz işte!
Yavaşça ona döndüm:
Hepsi bu mu? diye sordum kısık sesle.
Nasıl yani hepsi? oturur gibi çömeldi o an öfkeden. Asuman, baksana! Üç saattir temizlik yaptım!
Her yeri sildim, divanın altına bile girdim.
Tüm bulaşıkları yıkadım, tuvalet parlıyor, bak!
Sen geldiğinde hiçbir şeyle uğraşma, direk huzur bul, istedim.
Sen marketteyken ben burada perişan oldum.
İçimde bir yumru oluştu.
Yani bunun için mi dedim, ağlamamak için kendimi zor tutarak. Beni markete gönderip, durağa yalnız bıraktın Sırf temizlik için mi?
Karşılamadın çünkü zemini sildin diye mi?
Aynen öyle! ellerini açtı. Hep bana kızardın, Evde yardım etmiyorsun.
İşte, göstermek istedim.
Sen erken geldin, ben yetişemedim! Mecbur seni oyalamaktıma başladım bitirmek için.
Ama sen teşekkürü bırak, suratıma ekşidin.
Aptal mısın sen, Emir? dedim, sonunda kendime hakim olamayarak. Umrumda mı temizlik!
Belim yandı, çantalarım ağırdı
Hamileyim, anlıyor musun? Ha-mi-le-yim!
Elimden tutup eve getirecek birine ihtiyacım vardı, burada süpürge sallamana değil!
Emirin yüzü kireç gibi oldu, elindeki bezi lavaboya fırlattı.
Tamam, başlıyor yine! bağırdı. Sana yaranılmaz! Sabah beşten beri dizimin üstünde temizlik yapıp sürpriz hazırlıyorum.
Gelirsin, bir teşekkür yok, sadece bağırmak
Şu evi gördün mü? Düğünümüzden beri bu kadar temiz görmemiştin!
Böyle temizliğe ne gerek var? dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken. Beni yarım saat bankta beklettin, üşüdüm, ayaklarım şişti.
Beni markete et, patates almaya yolladın; ayakta zor duruyordum! Emir, bu sürpriz değil, eziyet!
Eziyet mi? mutfakta dolanıp elini kaldırarak bağırdı. Kusura bakma, hayalindeki gibi olamadım!
Başka biri olsa, eşinin eve çeki düzen vermesine sevinirdi.
Ama sen Sadece kendini düşünüyorsun! Karnım ağrıyor, belim yandı.
Ben de yoruldum be! Bütün gece bekledim, sana güzel sürpriz planladım!
Elimi yüzüme kapattım.
Hâlâ anlamıyorsun gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Hiçbir şey anlamıyorsun. Benim sağlığımı temiz bir süpürgeye değiştin.
Süpürgeyle ne ilgisi var! Emir tekrar bağırdı, masaya yumruğu indirdi. Zamanından önce geldin! Her şeyi mahvettin!
Perşembe gelseydin, her şey tamam olacaktı, eve girerken tertemiz olacaktı, çok güzel olacaktı.
Ama sen gece geldin, şimdi de beni suçluyorsun!
Sen nankörsün Asuman, resmen nankörsün!
Mutfaktan fırladı, yatak odasının kapısını büyük bir gürültüyle çekti.
Karnımda bebek tekrar kıpırdadı, ben ise bir sandalyeye yığıldım, aldığım eti dolaba bile koyamadan onun attığı yerde bıraktım.
Midem bulanıyor, ağzımda acı bir tat vardı.
On dakika sonra mutfak kapısı aralandı.
Eti pişireyim mi? dedi suratsız bir şekilde. Yoksa açlıktan çatlarsın diye mi kestin suratı?
Hiçbir şey yapma Emir, dedim sessizce, gözlerimi yerden kaldırmadan. Sadece beni rahat bırak. Uyuyacağım.
Oldu o zaman! dedi, kapıyı yeniden çarptı.
Kalktım, yalpalayarak banyoya gittim.
Aynada beyaz, göz altı mor, darmadağın saçlı kendimi gördüm.
Otobüste geldiğimi, Emirin beni kapıda beklemesini, Çok şükür, eve döndün! deyişini hayal etmiştim oysa.
Bak, kucakladı mı?
Banyodan çıkınca kavga yeniden alevlendi.
Bağırıp çağırdı, sonra o eti bana doğru fırlattı.
O gün evden çıktım, üzerimi bile değiştirmeden.
Tekrar babamların evine, Kadıköye döndüm.
***
Boşanmama tüm aile karşı çıktı; kayınvalidem, eltisi bile araya girdi.
Emir de sürekli aradı, geri dön dedi.
Ama ben kararımı çoktan vermiştim: Böyle bir eş istemiyorum.
Çocuğumuzun sağlığından daha önemli hiçbir şey olamaz benim için; o temizlikle değil.




