Eski Eşi Sırf Çocuklar İçin Davet Etti, Ben de Otelde Kendi Bayramımı Kutlamaya Gittim

Nereye koyuyorsun o vazoyu? Dolaba kaldır demiştim sana, servis takımına hiç mi hiç yakışmıyor, dedi Zeynep, sesini sakin tutmaya çalışarak. İçinde fırtınalar kopuyordu, tıpkı kaynayan çorba gibi. Önündeki önlüğü düzeltti, eşi Serkana bakarak. Serkan elinde cam salata kasesini bir oraya bir buraya koyuyor, ne yapacağını bilemeyen bir haldeydi.

Zeynep, ne fark eder ki? dedi Serkan, suçlu bir gülümsemeyle. O hep mütevazı, özür dileyen gülümsemesi bugün Zeynepin sinirlerini iyice bozmuştu. Asuman bu vazoyu çok severdi. Hep derdi ki Rus salatası en çok bu vazoda şık duruyor. Madem çocuklar için hepimiz bir aradayız, neden herkes kendini rahat hissetmesin ki?

Zeynep, elindeki bıçağı havada durdurdu. Salatalığın yarısı doğranmıştı. Derin bir nefes alıp, içinden üçe kadar saydı, patlamamak için.

Serkan, sesi buz gibiydi artık. Bir şeyi netleştirmek istiyorum. Misafirleri benim evimde ağırlıyoruz. Senin yasal eşin olarak iki gündür yemek hazırlıyorum. Etleri marine ettim, pasta için kekleri pişirdim, yerleri sildim. Şimdi, sırf eski eşin seviyor diye zevksiz bir vazoyu masa örtüsünün yanına koymamı istiyorsun ha? Sence bu makul bir gerekçe mi?

Serkan derin bir iç çekti, sandalyeye oturdu. Yüzünde dünyanın yükü var gibiydi.

Zeynep, yapma ne olur. Hani konuşmuştuk. İkizlerin doğum günü, yirmi yaşına bastılar. Büyük bir gün onlar için. İkisi de anne babasını görmek istedi. Asuman gelmesin mi deseydim? O onların annesi. Bir akşamlık işte, birlikte kutlayalım, pasta yiyelim, dağılırız. Olay çıksın istemiyorum. Sen akıllı kadınsın

Akıllı kadın! Zeynepi en çok bu laf kızdırıyordu. Hep makul kadın, yani ses çıkarmayan, sabreden, kenara çekilen kadını kast ediyordu bununla.

Beş yıldır evliydiler. Zeynep, Serkanı geçmişiyle, ödeyeceği nafakayla, aralıksız oğullarıyla buluşmalarıyla, hepsini kabullenmişti. Hiç engel olmamıştı. Kaan ve Efe, hep eve gelir giderdi, Zeynep onları sevmiş, arası hep iyi olmuştu. Ama Asuman… O başka bir hikâyeydi. Gürültücü, buyurgan, Serkanı hâlâ malı gibi gören, sanki geçici olarak Zeynepin kiraladığı bir eş muamelesinde.

Çocuklara lafım yok, Serkan. Asumanı davet ettiğine de razı oldum, halbuki normal insanlar böyle kutlamaları kafede yapar, eski eşi şimdiki evine taşıyanı görmemişim. Ama neden masa onun zevkine göre olsun? İstersen eski tarz elbisemi de giyeyim, onun saç modelini mi yapayım?

Abartıyorsun, diye cevap verdi Serkan, ayağa kalkarak. Neyse, kaldırırım vazoyu. Küsmeyelim. Çocuklar bir saate gelir, Asumanla birlikte. Arabası bozulmuş, onları alacakmış. Hadi kavga etmeyelim, günün hatrına.

Yanağından hafifçe öptü, sonra banyoya traş olmaya gitti. Zeynep yalnız kaldı mutfakta, her yer kâse, tencere ve malzemelerle doluydu. Fırında et kızarıyor, ocakta mantarlı tavuk pişiyordu. Mis gibi kokular vardı ama Zeynepin iştahı sıfırdı. Sanki kendi saygısına ağıt pişiriyordu.

Bir saat sonra antrede gürültü duyuldu. Kahkahalar, ayak sesleri, neşeli cümleler.

Nerede bizim Serkan Bey? O sesi Zeynep bin kişi arasında tanırdı. Yüksek, cırtlak tondan eve yayılan bir ses. Serkan! Geldik bak!

Zeynep önlüğünü çıkardı, aynada saçını düzeltti, misafirleri karşılamaya çıktı.

Antre tıklım tıklımdı. Kaan ve Efe, iki metrelik delikanlı, ceketlerini çıkarıyordu. Ortalarında, kraliçe edasıyla Asuman. Kırmızı, vücuda yapışan bir elbiseyle, saçlarını öyle bir şekle sokmuş ki yarım kutu saç spreyi gitmiş olmalı.

Aa, merhaba Zeynep, dedi, bakmadan, ev sahibine bile ilgi göstermeden. Çoktan Serkanı kolluyordu. Hediyelerle geldik! Serkan, hadi buraya gel, annene yardım et, turşular var torbada!

Serkan telaşlı, neşeli bir adam gibi hızla odadan çıktı.

Hoş geldiniz evlatlar! İyi ki doğdunuz! Oğullara sarıldı, sırtlarını okşadı. Asuman, hoş geldin. Turşular niye zahmet ettin? Masamız dolu.

Bilmez miyim sizin masaları, Asuman gözlerini yuvarlayıp sonunda Zeynepi ciddiye alarak baktı. Zeynep gene diyet tariflerinden mi yaptı acaba? Tuzu, yağı yok mu? Çocuklara adam gibi yemek lazım. Ben turşu, domates, mantar getirdim. Hem, gerçek paça çorbası yaptım. Geçen seferki tavuk jelatininden değil!

Zeynepin yüzü kızardı. Geçen sefer, altı ay önce, Asuman oğlanları almaya geldiğinde her şeyi eleştirmişti.

Merhaba Asuman, dedi Zeynep kibar ama buz gibi bir şekilde. Buyurun. Yiyecek bol. Paça bugün dana etiyle, lök gibi, göz gibi.

Bakacağız bakalım, dedi Asuman, oturma odasına geçerken ev sahipliği izni bile istemeden. Aaa, kanepeleri hâlâ değiştirmediniz mi? Serkan, geçen sene de söyledim, bu renk olmadı. Odayı karartıyor. Perdeler de… Burada boğukluk var. Bizim eski evde hep aydınlıktı, ince tül perde vardı, hatırlıyor musun?

Serkan torbayı taşırken peşinden gitti.

Asuman, biz seviyoruz. Sıcak işte.

Sıcaklık, insanın içi şen olunca olur, burada kabir gibi iç karartıcı, dedi Asuman, yanlış koltuğa kendini attı. Delikanlılar, hadi ellerinizi yıkayın! Zeynep, ne duruyorsun? Sofra kur, delikanlılar aç.

Zeynep ellerini sıktı, tırnakları avucunu acıttı. Sakin ol, sadece Serkan için. Sadece çocukların gününü mahvetmemek için diye kendine fısıldadı.

Sessizce mutfağa döndü. Serkan birkaç dakika sonra geldi.

Zeynep, ona darılma ne olur, dedi fısıldayarak, tabakları eline alırken. Karakteri öyle, biliyorsun. Kötü niyeti yok, hep buyurgan. Salataları ben getirsem mi, yardım edeyim?

Gerek yok, kendim getiririm, diye kestirip attı Zeynep.

Yemek tam bir felaketle başladı. Asuman, sağında Serkanla, kolunu neredeyse birbirine değecek kadar yakın oturdu. Kaan ve Efe karşıda. Zeynep çıkış kapısına yakın bir koltukta, sanki garson gibi oturuyordu.

Benim aslanlarıma! diye kadeh kaldırdı Serkan. Yirmi yıl! Bir gün gibi geçti!

Aynen öyle Serkancığım, Asuman hemen atıldı. Hatırlıyor musun doğuma beni götürürken? Buz tutmuştu her yer, araba çalışmıyordu, sen cırcır bir gömlekle etrafında koşup paniklerdin! Sonra pencere altlarında Kim oldu? Cinsiyet ne? diye bağırırdın! Ne gülmüştük!

Kocaman bir kahkahayla Serkanın omzuna elini koydu. Serkan gülümseyip, eski anılarına gömüldü.

Evet, gençtik, akılsızdık.

Bir de Kaan yeni takım elbiseyle çamura düşmüştü. Senin annenin doğum gününe gidiyorduk. Kucağına aldın, o ağladı, çamur içinde! Fıskıyede yıkadık!

Hikaye üstüne hikaye. Asuman hep Serkanla ailesinin eski günlerinden bahsediyor; Bizim Assos tatili, Duvar kağıdı yapıştırdık mı, Bacağını kırınca kaşıkla beslemiştim.

Zeynep sadece çatalını salatada gezdiriyordu. Burada yabancıydı. Sanki bir dekor. Kaan ve Efe telefona gömülmüş, ara ara hıh diyordu. Serkan, biraz şarap ve nostaljiyle, iyice muhabbetine dalmış, şimdiki eşi Zeynepi unutmuştu.

Zeynep, ekmeği uzat, dedi Asuman, araba kullanmayı öğrenme anısını anlatırken. Bir bağırdı, Frene bas! diye, ben gazı kökledim! Az kalsın duvara çarpıyorduk! Serkan, o gün en az on tel beyazladı!

Olmuştu öyle, Serkan güldü. Sen hep yarışçıydın.

Sen hep benimdin. Sanki kurşun gibi saplandı bu söz. Zeynep başını kaldırdı, Serkana baktı. O farkında bile değildi ne dediğinin. Asumana inek gibi duygu dolu bir şefkatle bakıyordu. Yıllar önceki gençlik, taze çimen gibi, ona hatırlanıyordu.

Salatan çok tuzlu, dedi Asuman, anı anlatırken bir çatal aldı. Zeynep, âşık mısın yoksa? Aşık olunca tuz fazla kaçar. Ama kime âşık olacaksın, kendi kocana mı? Haha! Serkan, benim paçadan dene, işte lezzet orada! Sarımsaksız olmaz!

Asuman bütün sofrayı geçip, kendi yaptığı paçayı Serkanın tabağına koydu, Zeynepin mantarlı tavuğunun üstüne.

Asuman, elini çek, dedi Zeynep sessiz ama sert bir sesle.

Ne dedin? Asuman şaşkın.

Dedim ki, elini eşimin tabağından çek. Paçanı da al. Burada benim yaptığım yemekler yeterli.

Oda sessizleşti. Kaan ile Efe telefondan başlarını kaldırdı. Serkan şaşkın şaşkın göz kırpıştırdı.

Zeynep, ne oldu şimdi? dedi Serkan. Neyse, koymuş oldu, lezzetli işte

Lezzetli mi? Zeynep ayağa kalktı, sandalye parkete sürtünerek çınladı. Demek Asumanın paçası senin hoşuna gitti. Yirmi yıl önceki hayatı anmak, başka bir kadının evinde hüküm sürmesi, mobilyayı, yemeği, karını eleştirmesi hoşuna mı gidiyor senin?

Ay canım, abartma, dedi Asuman. Ne kadar hassas, ne kompleksli! İyiliğin için söylüyorum.

Senin iyiliğine ihtiyacım yok, Zeynep Asumanın gözlerine baktı. Toplum için, çocuklar için sustum. Ama görüyorum ki siz gayet iyi eğleniyorsunuz benden bağımsız. Tatiliniz, espriniz, bizim Murat 131, bizim tatil. Siz aile olmuşsunuz. Ben ise mutfakta hamal, sofrada garson.

Zeynep, saçmalama, Serkan elini tutmak istedi, Zeynep geri çekti. Yanlış anladın. Sadece eski günleri anıyorduk.

Anmaya devam edin. Ben aranızda olmayacağım.

Zeynep salonu terk etti. Arkasından Asumanın sesi geldi:

Ne sinirli kadın. Serkan, ben hep dedim, bu sana göre değil. Çok kendini beğeniyor.

Zeynep yatak odasına girdi. Elleri titriyor, ama beyni berraktı. Büyükçe bir çanta çıkardı, içine bir kaç giysi, makyaj çantası, pijama, tablet koydu. O şık ama yabancı gibi hissettiği elbiseyi çıkarıp, kot ve kazak giydi.

Telefondan taksi uygulamasına girdi. Yedi dakika sonra ulaşacaktı.

Antreye çıktı, paltoyu giydi, ayakkabısını giydi. Salondan tekrar gülüşmeler geldi. Asuman anlatıyor, Serkan gülüyor. Onu unutmuşlardı. Ağlamaya gidiyor sandılar, geri döner diye düşündüler.

Zeynep kapıdan seslendi:

Gidiyorum, dedi, net ve yüksek sesle.

Herkes sustu. Serkan elinde kadehle döndü.

Market mi? Un mu alacaksın?

Hayır Serkan. Otele gidiyorum. Bugün benim de bayramım ukalalık ve saygısızlıktan kurtuluş günüm. Siz eski tayfa, kutlamaya devam edin. Dolapta yiyecek dolu, pastayı balkona koydum. Bulaşık makinesi mutfakta, tableti lavabonun altında. Asuman madem lezzet ustası, bakalım bulaşıkta da öyle mi!

Delirdin mi? Serkan ayağa fırladı, kadehi devrildi, rakı masa örtüsüne yayıldı. Ne oteli? Gece yarısı! Misafirler burada!

Onlar senin misafirin, Serkan. Benim değil. İyi eğlenceler. İyi ki doğdunuz, çocuklar.

Dışarı çıktı, kapıyı sertçe kapattı. Arkadan Serkanın feryadı ve Asumanın hayret dolu mırıldanmaları geldi.

Takside Zeynep pencereden geçen şehri izledi. Sonra şehirdeki en güzel spa-otele telefon açtı.

İyi akşamlar, boş oda var mı? Suit ya da yarı suit olur. Harika. Yirmi dakikaya geleceğim. Odaya bir şişe şampanya, bir tabak meyve. Yarın sabaha masaj randevusu lütfen, en erken saat.

Otel sessizdi, pahalı parfüm kokuyordu. Ne soğan, ne kaşık sesleri, ne başkasının sesi. Oda serin ve bembeyaz çarşaflarla karşıladı Zeynepi.

Duş aldı, gecenin kötü havasını silip attı. Yumuşacık bir bornoz giydi, soğuk şampanyadan bir yudum aldı, balkona çıktı. Şehir aşağıda ışıl ışıl ama duyarsız.

Telefonu takside sessize almıştı. Ekranda Serkandan on beş cevapsız arama, üç mesaj.

Ne yaptın sen?

Hemen dön, rezil olduk!

Zeynep, komik değil, Asuman şokta.

Zeynep alaycı bir gülümsedi, telefonu tamamen kapattı. Şampanyadan bir daha içti. Yıllardır ilk defa tamamen özgür hissetti. Misafir yiyecek beğenecek mi, TV sesi fazla mı, Serkan alınır mı hiç biri umrumda değildi. Yalnızdı, harikaydı.

Sabah güneşle uyandı. Gerindi, odaya kahvaltı istedi: menemen, açma, kahve. Sonra masaja gitti, havuzda yüzdü. Odanın süresini ertesi güne kadar uzattı. Eve dönecek hali yoktu.

Kapanmış olan telefonu akşam tekrar açtı. Bu sefer daha çok mesaj vardı. Ton değişmişti.

Zeynep, neredesin? Endişeliyim.

Oğlanlar senin gidişinden sonra çıktı, rezalet dediler.

Asuman akşam gitti. Kavga ettik.

Ne olur aç telefonu.

Zeynep Serkanı aradı.

Alo! Zeynep! Allah aşkına yaşıyor musun? Neredesin? Serkanın sesi titriyordu.

Oteldeyim, Serkan. Dinleniyorum.

Affet beni, nefesini bıraktı Serkan. Aptallık ettim, mahvettim.

Anlat bakalım, dedi Zeynep kısa bir tonla. Eski aile buluşmanız nasıl geçti?

Berbat! Felaket! Sen gidince Efe ayağa kalktı, Siz ikiniz tam birer tipiksiniz. Anne kaba, baba ezik. Zeynep düzgün kadın, siz onu kovdunuz dedi. Kaanla çıktılar. Pasta bile yemediler.

Zeynep hafif bir gurur duydu. Oğlanlar annelerinin babalarından akıllı çıkmıştı.

Sonra?

Sonra Asuman bağırmaya başladı. Oğlanlar nankör, sen onları doldurdun dedi. Sofrayı toplamamı istedi, ben de dedim ki kendisi toplamaya kalksın madem ev sahibi gibi. Bağırdı, tabak kırdı. Senin annenin taktığı servis tabağı…

Tabak mı kırdı? Zeynepin sesi buz gibiydi.

Evet… Yanlışlıkla oldu. Elini sallarken. Ben dayanamadım, Asumana taksi çağır dedim, gönderim dedim. Kavga ettik. Eski maaşımı, annemi, ona hayatı zindan ettiğimi… Hepsini hatırlattı. En sonunda kapıya koydum.

Serkan sessiz, ağır nefes alıyordu.

Şimdi burada yalnızım, bulaşık dolu masa, temizlemeye bile başlayamadım. Zeynep, geri gel. Aptal olduğumu anladım. Bir daha… eski eş evimize yok. Söz veriyorum.

Her şeyi aynen mi bıraktın? dedi Zeynep soğukça.

Evet. Her şey duruyor.

Güzel. Sabah kadar vaktin var. Evde Asumanın kokusunu, kavanozlarını, paçasını istemiyorum. Hepsini at çöpe. Yarın gelirsem, bir kırıntı ya da parfüm kokusu varsa, dönerim ve boşanma davası açarım. Anladın mı?

Anladım Zeynep. Her şeyi temizleyeceğim. Yeter ki gel. Seni seviyorum. Gerçekten… iyilik için yapmadım, iyi niyetli olmak istedim…

İyilik yapabildiğin, sadece aklını kullandığın zamana denk geliyor, dedi Zeynep sertçe. Yarın öğlede döneceğim. Serkan… Sen bir daha benim evimde bana söz söyleten olursa, ben otel yerine temelli giderim. Dönmem.

Telefonu kapattı. Dışarıda akşam ışıkları yanıyordu. Soğuyan kahvesinden bir yudum aldı. Serkanı biraz acıdı iradesiz, örnek baba olayım diye kendi kendini perişan eden bir adama. Asıl acıdığı ise kendisiydi. Yıllarca sabretmişti.

Artık sabretmeyecekti. Oteldeki iki günlük kaçış kafasında kilidi açtı. Artık akıllı kadın ya da kolay biri değil, kendi hayatının sahibi olmayı hakkı olarak görecekti.

Ertesi gün eve girdiğinde ev mis gibi limon ve deterjan kokuyordu. Pencereler açık, tartışmanın havası dışarı atılmıştı. Serkan, uykusuz gözleriyle, ıslak elleriyle onu karşıladı.

Her yeri sildim, dedi, köpek yavrusu gibi bakarak. Perdeleri bile yıkadım, bana saç spreyi kokuyordu sanki.

Zeynep mutfağa girdi. Her şey tertemiz. Kavanoz yok. O meşhur vazo ortada yoktu.

Vazo nerede? diye sordu.

Attım, dedi Serkan. Paçayı da birlikte attım. Çok bile kaldılar.

Zeynep ona bakıp, yorgun yüzünü süzdü.

Güzel, paltoyu çıkarırken dedi. Hadi çay demle. Pasta hala duruyorsa, onu yemeğe başlayalım. Umarım hırsınla pastayı da atmadın.

Serkan rahatça iç çekti, ona sarıldı, başını omzuna yasladı.

Pasta duruyor. Çok güzeldi. Gece bir dilim yedim, dertten. Zeynep, sen en iyisisin. Beni affet.

Affediyorum. Ama bu sondu Serkan. Son kez.

Çaylarını koyup yan yana oturdular. Zeynep eşine baktı. Anladı ki bazen aileyi korumak için, bir iki günlüğüne uzaklaşmak şart. Masadaki boş sandalye, bin kelimeden daha kesin anlatıyor bazı şeyleri.

Rate article
Lifequest
Eski Eşi Sırf Çocuklar İçin Davet Etti, Ben de Otelde Kendi Bayramımı Kutlamaya Gittim