Kayınvalidemin 30. yaş günümde bana kendi eski eşyalarını hediye etmesiyle yaşadığım hayal kırıklığını gizlemedim – Üstelik bunu misafirlerin önünde yapınca hem doğum günüm hem de aile düzenimiz altüst oldu!

Kızım, bu salataya neden bu ucuz mayonezi koydun ki? Sana dedim, “Ayçiçek” marka al diye. Yağlıdır, tadı daha lezzetli olur. Bu kullandığın ise bildiğin suyla nişastadan ibaret, güzelim malzemelere yazık ettin vallahi…

Belkıs kaşığı elinde öylece durdu, göğsüne bir taş gibi oturan öfkenin için için kabardığını hissediyordu. Yavaşça içini çekti, sesini yükseltmemeye çalışarak kayınvalidesine baktı. Kadriye Hanım mutfağın ortasında elleri belinde, salata kabına sanki zabıta denetimine gelmiş gibi bakıyordu. Üstünde o pek nadiren giydiği, simli bayram elbisesi, yüzünde ise derin bir asaletle karışık kasvet…

O gün sıradan bir gün değildi. Belkıs, otuz yaşına basıyordu. Doğum günü… İçten içe umut ettiği gibi bir lokantada, müzik ve danslarla, gösterişli bir elbise içinde kutlamak isterken zaman. Ama bir ay önce onların arabası bozulmuş, tamiri hayli pahalıya patlamış, buna da aile oylaması sonrası evde kutlayalım kararı çıkmıştı. Belkıs, sen benim becerikli hanımımsın, öyle bir masa kurarsın ki hiçbir lokanta eline su dökemez, diye iltifatla öpmüştü eşi Kemal. Belkıs da istemeye istemeye ses çıkarmamıştı.

Kadriye Hanım, mayonez gayet iyi; her zamanki markadan aldım, bu sadece yeni ambalaj diye sabırla karşılık verdi salatayı karıştırırken. Dilimlenmiş ekmeklerin üstüne yaptığınız ezmeleri de bitirsek keşke. Misafirler birazdan gelirler.

İndirimden aldın herhalde o havyarı da? dedi kayınvalidesi masaya yaklaşarak. Tabii ya, ne zaman ucuz bulsan yapışırsın. Taneler hem küçük hem ezik. Bak sana demedim mi, misafire tasarruf edilmez. Bizim zamanda doğum günü demek, masa donacak demekti; hileli şeylerle değil, gerçek lezzetlerle.

O sırada Kemal başını mutfağa uzatıp, havası yerinde bir şekilde:
Hanımlar, kavga yok ha! dedi, tepsiden salam kapıp ağzına atarken. Şuralardan bir nefis kokular geliyor! Anne, neden bu kadar ciddisin? Sonuçta Belkısın özel günü, kutlama havasına girelim artık.

Oğlum, ben eleştirmiyorum, kendi deneyimlerimi aktarıyorum. Sonuçta annesi başka şehirde, mecburen ben ilgileniyorum. Neyse, getir şuraya şu ekmeği deyip soğuk bir hava eşliğinde işe koyuldu.

Belkıs yüzünü ocağa dönüp gözyaşlarını sakladı. Deneyim aktarıyor… Evliliklerinin beşinci yılında bu deneyimler ona oldukça ağır gelmişti. Kadriye Hanım eski usul düşüncelere sahipti; eli sıkı, kendi dediğinden başka görüş tanımaz bir kadın. Süt paketlerini saklar, tek kullanımlık tabakları yıkayıp kaldırır, gelininin oğlunun parasını gereksiz şeylere manikür-manikür ya da şöyle kaliteli bir çift ayakkabı gibi harcadığını düşünürdü.

Hazırlıklar tam gaz gidiyordu. Ev tavuk ve börek kokusuyla dolmuş, Belkıs bir o yana bir bu yana koşuşturuyordu. Her şey kusursuz olsun istiyordu; en şık tabaklarını çıkartmış, masa örtüsünü nişan gibi ütülemiş, kadehleri sıraya dizmişti. Kadriye Hanım takıp takıştırsa da, içinde güzel bir gün umudu vardı hâlâ.

Saat beşe doğru davetliler gelmeye başladı. Aile dostları, Kemalin akrabaları, işten arkadaşlar… Ev, kahkaha ve hediye paketlerinin hışırtısıyla şenlendi. Belkısa çiçekler geldikçe, zarflar ve kozmetik çekleri dağıldıkça sıcaklık arttı.

Kadriye Hanım ise masanın en başına kurulmuş, sanki hanedan annesi gibi kim ne kadar yiyip içiyor gözlüyordu. Ara ara lafa karışıyordu: Salatalıklar biraz tuzlu, ya da Hamsili pilava biraz nar ekşisi konmaz mıydı, gibi…

Tost zamanı gelince Kemal ayağa kalktı, kadehini havaya kaldırdı, Belkıs için methiyeler düzdü. Belkısın yorgunluğu adeta yok oldu; göz göze gelince iyi ki uğraştım, dedi içinden.

O anda Kadriye Hanım havaya çatalını vurarak konuşmaya başladı:
Sıra bende. Evladım, getir bakayım hediyemi, antrede, büyük çantada.

Kemal gitti, dev gibi bir poşet getirdi; renkli kurdeleyle bağlı, gövdesi dolu dolu. Herkesin gözleri ona çevrildi. Belkıs biraz kasıldı. Kayınvalidesi her zaman aile geleneğine bağlılığı vurgular, nezaketi severdi. Geçen yıl havlu seti vermişti; sade ama işlevsel. Ya şimdi? Belki bir battaniye, belki o bahsettiği elektrikli mikser…

Kadriye Hanım, Otuz kadın için dönüm noktasıdır, artık ciddiyet lazımdır. Şu mini eteği, paçavra kotları bırakmalısın. Ben çok düşündüm, para su gibi gider, tekniğe güven olmaz. Esas olan dürüstçe yapılan eşyalardır, onlar kalıcıdır. Sana en kıymetli hazinem olan çeyizimi, yıllarca sakladığım giysilerimi veriyorum. Bunlar aile yadigârıdır. Giy, hatırla beni iyi duayla, diyerek paketin kurdelesini çekip içindekileri Belkısın kucağına ve yerlere boca etti.

Birden bütün salon sus pus oldu. Müzik bile sanki hafifliyordu. Belkıs, üstüne atılan paçavra yığınına şaşkın bakakaldı. Burnuna naftalin, rutubet ve eski tozun ekşi kokusu çarptı, evde başka hiçbir koku kalmadı.

Kucağında, ne renk olduğu anlaşılmaz, moherden yaka ve güvelerin delik deşik ettiği gri-kahverengi bir kaban; yanında titrek neon yeşili ve kirli turuncu, kocaman benekli, yetmişlerden kalma sentetik elbiseler. Birkaç tane de fırfırlı bluz, sararmış, düğmeleri kopmak üzere, en üstte ise kalın yünlü bir pileli etek. O kadar sertti ki bakmak bile insanda kaşındırıyordu.

Belkıs bluzlardan birini eline aldı. Kol altındaki leke apaçıktı. Düğmeleri pamuk ipliğine bağlıydı.

Kadriye Hanım, sesi titredi ama kendini topladı, yüksek sesle sordu, herkes duysun diye, Bu ne şimdi?

Aaa kızım, giysilerimim işte! Bak şu kabanı seksen iki yılında Ankara Ulustan almıştım, beş saat kuyruk beklemiştik! Hem kalitelidir, düğmelerini değiştin mi taş gibi olur. Elbiseler desen ithal, Yugoslav malı! Şimdi o kumaşa, o dikişe rastlarsan öp başına koy. Bak ben bu elbiselerle rahmetli eşimle dansa giderdim. Şimdi sıra sende.

Davetliler birbirine bakakaldı. Belkısın çocukluk arkadaşı Aysun, sanki ağlamayı mı gülmeyi mi bilemedi. Kemalin kuzeni, Fikret kafasını tabağa gömdü, kulaklarına kadar kızardı. Yalnız Kemal, annesinin yanında kısık bir tebessümle olan biteni anlamaya çalışıyordu.

Anne, yani… retro moda diyelim mi buna? Şimdi eskiler moda da ya diye, ortamı kurtarmaya çalıştı.

Belkısın alnı zonkluyordu. Bu, yalnızca bir hayal kırıklığı değildi; büyük bir aşağılamaydı. Kayınvalidesi ona kokusu burnuna gelecek kadar eski, neredeyse atılmak için gün sayan şeyleri adeta lütuf diye sunmuş, bir de herkesin önünde teşekkür beklemişti.

Ayağa kalktı, kabanı üzerinden silkince yere düştü, bir toz bulutu havaya kalktı.

Retro, Kemal, demek değerli parçalar… Ama bu, paçavradan başka bir şey değil. Naftalin ve başkasının teri kokusuna bulanmış, kırk yıl önce kalan bir paçavra.

Belkıs! diye Kadriye Hanım göğsünü tutarak haykırdı. Ne konuşuyorsun sen öyle? Ben yüreğimden kopardım! Sen nasıl benim giysilerime paçavra dersin?

Kadriye Hanım, bu lekeyi görüyor musunuz? Kabanın yakası delik deşik olmuş, siz gerçekten benim otuzuncu doğum günümde bunları giymemi mi bekliyorsunuz? Sizce ben buna layık mıyım?

Sen iyice şımardın! bir anda sesini inceltti Kadriye Hanım. Görüyor musunuz, hanımefendi… Leke görmüş! Sanki yıkansa elleri düşecek! Ben onu adam etmek istedim, bir yüzü gülmedi. Kemal, duyuyor musun bak, annenle nasıl konuşuyor!

Kemal iki kadın arasında araya girmeye çalıştı.

Tamam, yeter annem, Belkıs… Anne kızma, valla sen iyi niyetle yaptın da belki sorsaydın… Eşyalar şimdi pahalılıkta aldı başını gitti…

Sorsaydım mı?! Buna yeni Koton kaban alsam üç maaş! Nankör! Şimdi hepsini toplayıp gidiyorum! Bu evde daha durmam!

En güzel hediye bu olur, dedi Belkıs kendinden emin ve alçak bir sesle.

O kadar sessizlik oldu ki, duvardaki saatin tik takları işitiliyordu.

Ne dedin sen? fısıldadı Kadriye Hanım, yüzü bembeyaz.

Dedim ki, benim doğum günümü hurdalığa çevirmesine izin vermeyeceğim, Kadriye Hanım. Eşyalarınızı lütfen alın. Benim artık ihtiyacım yok. Kendime saygım var.

Kayınvalidesi öfkeyle eşyaları toplamaya girişti. Kaban poşete sığmıyor, uğraşırken tırnakları kırılıyordu.

Kemal! Çıkart beni buradan. Eğer bana oğlumsan hemen şimdi geliyorsun!

Kemal şaşkınca karısına, sonra annesine baktı.

Anne, nasıl gideyim şimdi? Misafirler, doğum günü… Sana taksi çağırırım.

Demek öyle! Evlatlıktan çıktım, sen de karının sözünden çıkmazsın!

Kadriye Hanım poşetini kaptığı gibi başını dik tutarak kapıya yürüdü. Yerden göğe kadar havalı bir şekilde kapıyı çarpıp gitti.

Geriye kalan misafirler adeta donup kalmıştı. Bütün neşe sanki buhar oldu. O kötü naftalin kokusu hâlâ yayılıyor, bir de tartışmanın tadı damaktaydı.

Şey… Hadi Belkısa içelim, diyebildi yalnızca biri sessizce.

Sohbet bir türlü toparlanmadı, herkes içten içe Belkısa üzülerek, kısa süre sonra kalktı.

Son çift de gidince, Belkıs sofrayı toplamaya başladı. Sert hareketlerle tabakları tezgâha bırakarak sessizce dolaşıyordu. Kemal, koltuğa, başını avuçlayarak oturdu.

Bu kadar sert davranmasaydın olmaz mıydı Belkıs? Sonra gizlice atardın, ya da köye götürürdün. Misafirlerin yanında rezil oldular şimdi. Annem üzüntüden hastalanır…

Belkıs tabakları üst üste koyarken bir an durdu.

Sence de bir fark yok mu Kemal? Bana gizliden getirseydi bir şey demezdim. Ama burada, herkesin ortasında bu gömleği bana layık gördü. Bu ilgi değil, bana kim olduğumu göstermeye çalışmak. Bu bir küçümseme ve aşağılama.

Yahu ne bilsin kadıncağız, onlar darlık yıllarında büyüdü, alışık değil…

Herkes yoksulluk gördü Kemal. Annem de gördü ve bana altın kolye aldı, aylarca biriktirdiğiyle. Senin annenin hesabı var bankada, ama bana kırk yıllık paçavraya layık diyorsun. Sen de orada durup işin şakasıyla geçiştirdin. Karını eski püsküyle mutlu olacak zannettin.

Sadece kavga olmasın istedim…

Ben de aşağılanmak istemiyorum. En kötüsü biliyor musun, gömlekteki lekeyi bile fark etmedin. Sana vintage, bana ise hakaret.

Ardını dönüp odasına çekildi. Kemal, mutfakta tabakların ve kurumuş pastanın ortasında öylece kaldı. Yıllardır ilk kez olaya dışarıdan biri gibi bakmaya çalıştı. Aysunun ifadesini, Belkısın bluzu tutarkenki tiksintisini hatırladı. Utandı, hem de içten içe yandı.

Ertesi sabah Belkıs erkenden kalktı. Kemal ile konuşmadı. Sessizce hazırlandı. Antrenin köşesinde, unutulmuş bir eski yün atkı gözüne ilişti.

Kaynananıza gidip atkısını vereceğim, dedi Kemal kapıdan bakarken.

Özür dilemeye mi gidiyorsun? diye umutlu sordu Kemal.

Hayır. Atkıyı bırakmaya ve ne düşündüğümü açıkça konuşmaya. Aramızda belirsizlik kalmasını istemiyorum.

Ben de geleyim.

Gerek yok. Benim mevzum bu.

Bir saat sonra Kadriye Hanımın kapısını çaldı. Kapı zorlukla açıldı; başında havlu, yüzünde kederli bir ifadeyle Kadriye Hanım kapıdaydı.

Geldin mi sevinsin anneler… Ne istiyorsan söyle bakalım.

Belkıs mutfağa geçti, atkıyı masaya koydu.

Bakın Kadriye Hanım, biz olan biteni dürüstçe konuşalım. Yaşınıza, Kemalin annesi olmanıza saygım var. Ama kendi kişiliğime ve onuruma da saygım var.

Onur senin haddine mi kaldı? Herkese rezil ettin dün beni!

Hayır, dün hem sizi hem beni rezil ettiniz. O eşyaların nesi giymeye uygun? Siz de biliyorsunuz. Böyle bir doğum gününde kahvedeki çöpe verilecek şeyi hediye etmek incitici.

İyice şımardın iyice!

Beni iyi dinleyin. Sizin çeyizinize ihtiyacım yok. Kemalle birlikte çalışıp kazanıyoruz, kendimize yeteriz. Gerçekten hediye vermek isterseniz, neye ihtiyacımız olduğunu sorun. Paranız yoksa bir demet çiçekle gelin, birkaç tatlı söz yeter. Ama bir daha bana eski püsküleri saygı adı altında vermeyin. Ben çöp kutusu değilim. Oğlunuzun sevdiği kadınım. Torun istiyorsanız, bu koşulu kabul edeceksiniz.

Kadriye Hanım donup kaldı. Alışık değildi bu kadar net bir tepkiye.

Ya kabul etmezsem? dedi sinirle.

O zaman bayramlarda telefonda konuşuruz. Karar sizindir.

Belkıs kapıya yöneldi ama son kez döndü:

Bir de, Kadriye Hanım, salatayı herkes çok beğenmiş. O mayonezle bile nefisti. Çünkü sevgiyle yapıldı, kinle değil.

Çıkıp tertemiz sabah havasını ciğerlerine çekti. İlk kez beş sene sonra kendini yenilenmiş hissetti.

Akşam Kemal elinde büyük bir demet kırmızı gülle döndü.

Annem aradı, karakterli kadınmışsın dedi. Kızgınmış ama gömleği ikinci el dükkâna bırakacakmış. Beni de merakta bırakma diye söyledi.

Belkıs gülümsedi. Minik ama önemli bir zaferdi.

Bırakırsa, belki birinin işine yarar. Hafta sonu dışarıda kutlama koyalım, bu sefer gerçekten; kendime yeni elbise alacağım ama.

Söz. Ekonomiden de bahsedilmeyecek. Hak ettin.

O günden sonra ailede yeni bir düzen oturdu. Kadriye Hanım artık daha temkinliydi, hediye olarak zarflarda para getirirdi, Bu gençlerin zevki tuhaf, diye söylene söylene… Ama Belkıs şikâyetçi değildi. Çünkü gardırobunda başkasının naftalinli geçmişine artık yer yoktu.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidemin 30. yaş günümde bana kendi eski eşyalarını hediye etmesiyle yaşadığım hayal kırıklığını gizlemedim – Üstelik bunu misafirlerin önünde yapınca hem doğum günüm hem de aile düzenimiz altüst oldu!