Gittiğine Şükretmek: Natali’nin ‘Roman’la Yaşadığı Güven ve Hayal Kırıklığı Dolu Hikayesi – Bir Dolandırıcının Peşinde Kaderini Ararken Kayıp Para, Kayıp Aşk ve Hayal Edilen Mutluluk Üzerine Etkileyici Bir Türk Hikayesi

Ne demek “abone şu anda ulaşılamıyor”? Daha beş dakika önce biriyle konuşuyordu! Sevinç, koridorun ortasında durup telefonu kulağına bastırdı.

Bir anlığına konsola göz attı.

Takı kutusu her zamanki yerindeydi. Fakat kapağı tam kapanmamıştı; sanki biri aceleyle yerine bırakmıştı.

Ramazan! diye seslendi evin içine doğru. Banyoda mısın?

Sevinç yavaşça konsola yanaştı. Cilalı ağaca dokunduğu anda omurgasından aşağı soğuk bir ürperti geçti kutunun içi bomboştu. Hiçbir şey kalmamıştı.

Hatta kitap ayracı yaptığı market fişi bile yoktu.

Takılarla beraber birikmiş parası da kayıptı. Gerçi, o parayı kendi vermişti…

Allahım… diye yere çömeldi. Nasıl oldu bu? Dün daha duvar kağıdı için tartışıyorduk… Ağustosta denize gidecektik, söz vermiştin…

Her şey sıradan bir arıza yüzünden başlamıştı. Geçen haziranda Sevinçin Minik arabasının pistonu sıkıştı.

Servis öyle yüksek bir fiyat vermişti ki, sinirlenip hemen “Oto Yardım İstanbul” grubuna girdi.

Arkadaşlar, piston sıkışınca kendi başıma fren pistonunu açabilir miyim? diye yazmış, yanında kirli tekerin fotoğrafını paylaşmıştı.

Yorumlar yağmaya başladı. Kimisi “bulaşma, bırak usta yapsın” dedi, kimisi yeni parça almasını önerdi.

Tam o sırada “Ramazan85” isminde bir kullanıcıdan mesaj geldi:

Hanımefendi, onları dinlemeyin. WD-40 ve tamir kiti alın, iki yüz lira tutar.

Tekerleği sökün, pedalla pistonu hafifçe çıkartın ama tamamen değil.

Her yeri fren yağıyla temizleyip yağlayın.

Eğer silindirin aynası temizse, araba yine sorunsuz çalışır.

Sevinç dikkatlice okudu. Ne abartı vardı ne de güven kırıcı bir üslup.

Ya aynada delik varsa? diye sordu.

O zaman değişim şart. Ama fotoğrafa bakılırsa aracınız bakımlı, pek sorun yok gibime geliyor. Takıldığınız yerde bana özelden yazabilirsiniz.

Ve böyle başladılar konuşmaya.

Ramazan teknik bilgilere inanılmaz hâkimdi.

Bir hafta içinde aracın yağını ne zaman değiştirmesi gerektiğinden tutun da hangi buji iyi, hangi antifriz kullanılmaz… her konuda anında cevap verdi.

Sevinç fark etti ki, Ramazanın mesajlarını dört gözle bekliyor.

Bak Ramazan, tam anlamıyla hayat kurtarıcısın, diye yazdı Temmuzun sonunda. Düşünüyorum da… Belki buluşuruz, sana bir kahve ısmarlarım. Ya da bu tasarrufun şerefine daha sert bir içecek.

Cevap hemen gelmedi. Üç saate yakın beklediğinde ekrana mesaj düştü.

Sevinç, vallahi isterdim. Ama şu an… iş için şehir dışındayım, hem de uzun süre. Yurt dışı gibi de düşünebilirsin.

Vay be, diye şaşırdı. Uzak mı?

“En uzak işte. Sana yalan söylemeyeceğim. Gerçekten çok sevindim seni tanıdığıma. Aslında iş seyahati diye kandırmayacağım; doğruya doğru, cezaevindeyim. Kandıra Cezaevi, bilgin olur.

Sevinçin elinden telefon kayıp kanepeye düştü. Kalbi sıkıştı.

Mahkûm mu? O, saygın bir muhasebeci, haftalardır sabıkalı biriyle mi yazışıyor?

Suçun ne? yazabildi ancak titreyen elleriyle.

158. madde dolandırıcılık. Saçmalık yaptım, biraz da kandırıldım. Kendi başımı yaktım. Az kaldı çıkmama. İstersen konuşmayı sil, seni anlarım.

Sevinç cevap vermedi. Hemen engellemedi ama günlerce huzursuz dolaştı. İş yerindeki arkadaşları bir hastalığı mı var diye sordu.

O ise hep düşündü:

“Neden? Neden bu kadar akıllı, becerikli biri… neden orada?”

Bir hafta sonra mail kutusunda Ramazandan yeni bir mesaj gördü. Adresini bir ara sormuştu. Aslında engellememişti, sadece mesajı kapatmıştı.

“Sevinç, kızmadım sana. Gerçekten. Böyle olacağını biliyordum. Sen iyi, tertemiz birisin. Biz gibiler sana yakışmaz.

Sadece teşekkür etmek istedim. Son üç yılın en güzel iki haftasıydı. Mutlu ol. Hoşça kal.”

Sevinç bunu mutfakta okurken kendini ağlarken buldu. Ne kendisine ne ona ne de adaletsiz hayata acıdığı kadar olmuştu hiç.

“Neden diğerlerine şans gülerken, benim karşıma ya evli, ya annesinin kuzusu çıkıyor? Düzgün biri bulunca da hapiste oluyor!” diye içini çekti.

Ve yine cevap vermedi

***

Sevinç birkaç randevuya gitse de hepsi yapay, eksikti.

Biri akşam boyu pullarından bahsetti, bir diğeri pis tırnaklarıyla parayı bölüşelim dedi kafede.

Martta, 35. yaş gününde, yalnızlığı hiç olmadığı kadar fazla hissetti.

Sabah bir bildirim geldi.

“Doğum günün kutlu olsun, Sevinç Hanım! yazdı Ramazan. Rahatsız etmek istemem, tutamadım kendimi. Umarım her şey istediğin gibi olur.

Sen pırlanta gibisin, değerini bilen omuzlarında taşımalı.

Burada ekmek içi ve telden küçük bir şey yaptım… Hediye edebilsem keşke.

Sadece bil ki, Anadolunun bir kasabasında, bugün bir adam elindeki en vasat çayla senin sağlığına içiyor.”

“Teşekkür ederim, Ramazan, dayanamayıp yazdı Sevinç. Çok naziksin.”

“Cevap verdin! sanki sevinçten havalara uçmuştu. Nasılsın? Minik seni yolda bırakmadı mı bu soğuklarda?”

Ve tekrar başlamışlardı.

Şimdi neredeyse her gün konuşuyorlardı. Ramazan fırsat buldukça arıyordu.

Sesi derin, hafif kısıktı, Sevinçe huzur veriyordu.

Küçüklüğünü, kardeşiyle yaşadıklarını, yeğenlerini, hayallerini anlatıyordu; her şeyi tekrar başlamak istiyordu.

“Ben kendi memleketime dönmem, Sevinç. Eski tayfa yine çekip başka belalara bulaştırır.

Yeni bir yerde sıfırdan başlamak; elimde altın bileziğim var, inşaata, servise bir yere girerim.”

“Nereye taşınmak isterdin?” diye fısıldayarak sordu Sevinç.

“Sana gelmek isterdim. Ucuz bir oda tutar ya da eski bir ev. Yeter ki seninle aynı şehirde nefes almak…”

İçini döktü ancak, Sakın yanlış anlama, dayatmak istemem, dedi.

Mayısa kadar Sevinç ona delicesine âşıktı.

Dileklerinin zamanlamasını, çamaşır günü ne zaman, ne zaman banyo hakkı olduğunu ezbere biliyordu.

Ona koliler gönderirdi: çaylar, şekerlemeler, yün çoraplar, bir iki küçük yedek parça…

“Ramazan, lütfen hiçbir kavgaya karışma, sırf benim için sabırlı ol,” diye yalvarıyordu.

“Baş üstüne, gülüm. Nisanda çıkacağım, sayılı gün çabuk geçer,” gülerdi.

“Seni bekliyorum.”

***

Nisanda, Sevinç cezaevi kapısında bekledi. Ona yeni bir mont, kot pantolon ve spor ayakkabı aldı.

Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, göğsünden fırlayacaktı.

Ramazan dışarı çıktı; kısa boylu, iri yapılı, saçları kırlaşmıştı… Fotoğrafa göre daha farklıydı sanki.

Ama gülümsedi ve, “Selam evin hanımı,” deyince Sevinç boynuna sarıldı.

Çok şükür, sağ salim çıktın, diye ağlıyordu boğazı düğümlenerek.

Nereye gideceğim ki? Senin yanındayım, dedi Ramazan, sımsıkı sarılarak. Ne güzel kokuyorsun… Çiçek mi sürdün?

Eve birlikte gittiler.

İlk hafta masal gibi geçti. Ramazan hemen tamir işlerine girişti: damlatan musluğu yaptı, aylarca kilitlenen kapıdaki kilidi onardı.

Her akşam mutfakta oturur, yarı şekerli şarap içer, eski hayatından komik hikâyeler anlatırdı acı noktalarını ustaca geçerek.

“Ramazan, dedi Sevinç onuncu gün, Ev tutacaksın diyordun.

Bence gerek yok. Evimde yer de bol, yalnızlığa ne gerek var?

Zaten alet alacak, işe başlayacak paraya ihtiyacın olacak.”

“Sevinç, pek doğru sayılmaz, dedi hüzünle fincandaki şekeri karıştırırken. Erkek adam barınma sağlayabilmeli. Yediğim ekmek bile senden, kendimi mahcup hissediyorum.”

“Yeter artık! dedi Sevinç, elini onun üzerine koydu. Biz yabancı değiliz. Birlikte güçlenirsin, işe girersin, yolunu çizersin zaten.”

Dün kardeşim aradı, dedi birden bakışlarını kaçırarak. Yeğenim çok hasta, ameliyat olması gerekiyor. Para eksiği çok fazla, yardım istiyor. Ben de bomboşum. Aileme mahcup oluyorum, Sevinç.

“Ne kadar gerekiyor?” diye çekinerek sordu Sevinç.

“Epey var… Beş yüz bin lira lazım. Gerçi bir kısmını toparlamışlar.

Acaba toplu işte çalışmak için Ankaraya mı gitsem? İyi kazanılıyor, çabuk toplarım parayı.

Sevinç sustu. O beş yüz bin lira yıllardır takı kutusunda duruyordu. Evin tadilatı, banyo dolabı planı… hepsi için biriktirmişti.

Bende var o para, dedi usulca.

Ramazan irkildi.

Sakın ha! O senin paran, almam.

Ne önemi var, Ramazan? Söz konusu aile ise, gerisi teferruat. Al, sonra ödersin. Biz tek yürek olmadık mı?

İki gün boyunca inat etti, sanki tüm dünyası karardı, sigaraya tekrar başladı oysa bırakacağına söz vermişti.

Sonunda, Sevinç parayı getirip masanın üzerine koydu.

“Al. Git kardeşine elden ver. Yada havale yap.”

En iyisi ben götüreyim, bir de iş imkânı varsa konuşurum onların oralarda. Belki yeni bir başlangıç olur.

İki gün sonra dönerim, Sevinç. En geç üç gün.

***

Sevinç bir saattir ayakkabılığın önünde oturuyordu. Bacakları uyuşmuştu, ama acı hissetmiyordu.

Dün geceyi düşündü. Komik bir film izleyip gülmüşlerdi, Ramazan kolunu omzuna atmıştı ve o an kendini dünyanın en mutlu kadını hissetmişti.

“Yarın erken çıkarım,” demişti Ramazan gece, işlerim var.

Ama, bir gün erkenden kaçmıştı. Sevinç uykudayken, onun sessizce giyinip çıktığını anlamamıştı.

Bir ara rüyasında kapı kapanır gibi olmuştu, ama komşulardan sandı.

Saat iki sularında, Ramazanın kardeşi diye verdiği numarayı aradı.

Efendim? dedi kaba bir erkek sesi.

Merhaba… Ben Ramazanın arkadaşıyım, Sevinç. Bugün size gelmişti?

Kısa bir sessizlik oldu, ardından ağır bir iç çekiş duyuldu.

Bacım, hangi Ramazan? Benim kardeşimin adı başka, ve hâlâ hapiste. Ekime kadar çıkmayacak.

Sevinçin gözleri kararırken yere bıraktı telefonu.

Nasıl yani… Ekim mi? Nisanda çıktı, ben aldım kapıdan.

Bakın, dedi adam daha sert bir sesle. Kardeşim Ali, Kandırada değil, Silivride yatıyor. Ramazan… Ramazan benim eski koğuş arkadaşım. İki ay önce çıktı cezaevinden. Telefonumu da oradan aldı, tüm rehberimi de. Sen de herhalde yeni mağdursun. Bu konularda usta o. Teknik üniversite mezunu, lafı iyi çevirir.

Sevinç, telefonu ağır ağır yere koydu. Ramazanın ona bujileri nasıl değiştirmeyi öğrettiğini hatırladı.

“En önemlisi, fazla sıkmayacaksın,” demişti. “Yoksa dişi dağıtırsın, geçmiş olsun.”

Dağıttım işte, diye fısıldadı Sevinç. Bütün dişi mahvettim, kendi elimi yaktım.

Bir anda fark etti ki, Ramazan hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Hiç kimlik göstermemişti, tahliye belgesi de görmemişti.

Ya adı bile Ramazan değildi?

***
Elbette Sevinç polise gidip şikayette bulundu. Fotoğrafı gösterdi, sonra sevgilisi hakkında daha fazla şey öğrendi.

Gerçekten Ramazandı, ama anlattığı her şey yalandı.

Ağır suçtan sabıkalıydı, ömrünün yarısı cezaevinde geçmişti Sevinçle tanıştığında üçüncü cezasını çekiyordu.

Sevinç, derin bir oh çekerek kapıların kilidini değiştirdi, hayatına yeni bir sayfa açtı. Çünkü gerçek sevgi güven ve doğruluk isterken, insanın en çok kendisine dürüst olması gerektiğini anladı. Her yara zamanla iyileşir, ama aşka kendimizi kör edersek asıl zararı hep biz görürüz.

Rate article
Lifequest
Gittiğine Şükretmek: Natali’nin ‘Roman’la Yaşadığı Güven ve Hayal Kırıklığı Dolu Hikayesi – Bir Dolandırıcının Peşinde Kaderini Ararken Kayıp Para, Kayıp Aşk ve Hayal Edilen Mutluluk Üzerine Etkileyici Bir Türk Hikayesi