Meral iki yıl boyunca sadece eşinin annesine hemşirelik yaptı.
Meral, çok ciddi ve saygıdeğer bir adamla evlenmeyi başarmıştı. Tüm arkadaşları ona imreniyordu. Eşi kendi şirketine sahipti, lüks bir villada oturuyor, birkaç arabası ve Anadoluda bir yazlığı vardı. Üstelik bunların hepsine otuz iki yaşında sahip olmuştu.
Meral ise henüz üniversiteden yeni mezun olmuş ve bir yıl öğretmenlik yapmıştı. Yazın evlendiler. Evlendikten sonra eşi, Senin çalışmana gerek yok, zaten kazandığın para da çok bir şey değil, diyerek Meralın evde kalmasını ve çocuk sahibi olmaya hazırlanmasını istedi. Meral, bu fikre karşı çıkmadı.
Evliliklerinin ilk yılı adeta bir masal gibiydi. Meral ve eşi birlikte seyahat ettiler, birçok anı ve pahalı alışverişle geri döndüler. Ama Meral aldığı yeni kıyafetleri giyecek hiçbir yere gidemiyordu. Arkadaşlarının hepsi gün boyu çalışıyor, hafta sonları ise aileleriyle vakit geçiriyordu. Eşi ise sürekli toplantılara, davetlere gidiyor; fakat Meralı asla yanında götürmüyordu.
Meral, giderek daha fazla sıkılmaya başladı. Bir türlü çocuk sahibi olamıyor, eşine duyduğu hisler de azalıyordu. Ev işlerini bitirdikten sonra odadan odaya geçiyor, geleceği hakkında düşünüyordu. Bir yıl daha böyle geçti. Eşi gün içinde evde nadiren bulunuyor, akşamları eve dönüyor ve hep yorgun, sinirli oluyordu. Şirket işleri istediğim gibi gitmiyor, demekten başka bir şey konuşmuyordu.
Önce, Meraldan daha dikkatli harcama yapmasını istedi. Sonra tüm alışverişlerini ve harcamalarını hesaplamasını ve her kuruşun hesabını vermesini dayattı. Harcamaları tek tek sıralıyor, İnan bana, bunun yarısıyla da gayet iyi yaşarız, diyordu. Meral üzülüyordu. Yeniden çalışmak istiyordu ama kendi alanında iş bulamıyordu.
Bir kursa yazılmayı düşündü, tam o sırada eşinin annesi hastalandı. Meral, iki yıl boyunca ona baktı. Eşi annesini evlerine getirdi. Meral gece gündüz hasta kayınvalidesine baktı, her şeyi yaptı. Eşi ise eve daha da az gelmeye başladı.
Kayınvalidesi vefat ettiğinde eşi daha da uzaklaştı. Neredeyse hiç konuşmaz oldu, hep üzgün, içine kapanık bir hale geldi. Göz göze gelmekten kaçıyor, vaktinin çoğunu iş yerinde geçiriyor, eve neredeyse hiç uğramıyordu.
Meral, ne olup bittiğini anlayamıyordu. Bir gün uzun zamandır gitmediği eski kayınvalidesinin evine gitti. Kapalı kapının ardından bir çocuk ağlaması duydu. Meral şaşırdı, çünkü evin boş olduğunu sanıyordu. Yine de kapı zilini çalmaya karar verdi.
Kapıyı genç bir kadın açtı. Meğerse eşi, kayınvalidesi hastalanmadan önce başka bir aile kurmuş ve o kadını annesinin evine yerleştirmişti.
Meral hayata dair büyük bir ders aldı bu olaydan. Artık evliliğini kurtaramayacağını biliyordu. Şehir değiştirdi, elinde küçük bir çanta ve birkaç eşyayla halasının yanına gitti. Hiçbir şeyin ona evliliğini ve kötüye giden hayatını hatırlatmasını istemiyordu.
Hayat bazen insana beklenmedik yollar çizer, insan ne kadar plan yaparsa yapsın her şey değişebilir. Meral, sonunda gerçek mutluluğun insanın kendine ve iç gücüne inanmasında; yaşananlardan ders çıkarıp yeniden başlama cesaretinde saklı olduğunu fark etti.




