Hiç Kimsenin Hakkına Girmedim
Handan lise yıllarında, Zeynepten hem hoşlanmaz hem de ona çok imrenirdi. Zeynepi küçümserdi; çünkü Zeynepin anne babası, iflah olmaz şekilde içki müptelasıydı. Günübirlik işlerle zar zor geçinirler, bir elleri balda bir elleri suda sayılmazlardı. Zeynep okulda sürekli aç gezer, eski püskü giysiler içinde ve içine kapanık bir halde olurdu. Babası da arada bir ona el kaldırırdı az içtiği için, çok içtiği için, bahanesi hiç bitmezdi ki
Annesi, Zeynepi korumazdı. O da kocasından korkardı zaten. Sadece Zeynepin anneannesi, onun dünyasında bir umut ışığıydı. Anneannesi, mütevazı emekli maaşından ayda bir kere, uslu durdu diye torununa maaş verirdi. Aslında Zeynep ne yapsa anneannesi göz yumardı, yine de harçlık verirdi. Beş lira! Zeynep için o gün bayram gibiydi! Hemen bakkala koşar, kendine ve anneannesine dondurma, birkaç lokum ve şekerleme alırdı.
Her ay Zeynep, bunları bir aya yaymak isterdi ama en fazla iki gün içinde hepsi biterdi. O zaman, iyi kalpli anneanne dolaptan kendi dondurmasını çıkarıp şöyle derdi:
Hadi yavrum, al şunu da ye. Benim boğazım ağrıyor zaten.
Ne tuhaf, derdi Zeynep içinden, Anneannemin boğazı, sadece şekerler bitince ağrıyor Ve içten içe, o dondurmanın bir kısmı hep kendisine kalır umuduyla yaşardı.
Handanın ailesi ise bambaşkaydı. Evleri bereketliydi, anne babası iyi kazanırdı. Kızları için ellerinden geleni yapar, Handanı adeta pamuklara sararlardı. O hep en şık kıyafetlerle okula gelirdi, bazen arkadaşları ondan kıyafet ödünç bile alırdı. İstediği her şey önüne serilirdi, tok, mutlu ve bakımlıydı.
Ama Handan da Zeynepe içten içe imrenirdi o büyüleyici güzelliğine, içinden taşan sıcaklığına ve herkesle kolayca kurduğu dostluğa Handan ise Zeyneple konuşmayı bile kendine yakıştıramazdı. Koridorda karşılaştıklarında, öyle bir bakardı ki Zeynep buz gibi olmuş gibi hissederdi kendini. Bir keresinde Handan, sınıfın önünde onu incitmişti:
Sen zaten zavallısın!
Zeynep ağlayarak eve gitti, olup biteni anneannesine anlattı. Anneannesi onu yanına oturttu, başını okşadı.
Üzülme kuzum. Yarın o kıza dersini verirsin: Evet, Allahın kuluyum! de. Zeynepin yüreği ferahladı.
Handan da güzel bir kızdı ama onun güzelliğinde hep bir soğukluk, ulaşılamazlık hissi vardı.
Sınıfta kızların gözdelerinden biri de Ekindi. Zayıf derslerine, haşarılığına bakmadan herkes severdi onu. Hep esprili, hep neşeliydi. Öğretmenler, sinirlerine dokunsa da onu sevmeden duramazlardı.
Lisede Ekin, Handanı okuldan eve bırakmaya başladı. Sabahları da kapının önünde beklerdi, beraber sınıfa girmek için. Arkadaşları şakalaşırdı:
Bak bak, damat ve gelin geliyor!
Öğretmenler bile anlamıştı aralarında bir şeyler olduğunu.
Son zil çaldı. Mezuniyet balosu geçti. Herkes bir yerlere savruldu.
Handan ve Ekin evlendi. Düğün aceleye geldi; ortada gizlenemeyecek derecede aşikâr bir şeyler vardı Hatta gelinin o kat kat gelinliği bile bunu saklayamadı. Beş ay sonra Handan bir kız bebek dünyaya getirdi, adını Defne koydular.
Zeynep, liseyi bitirince hemen çalışmak zorunda kaldı. Anneannesi vefat etmişti. Anne babası sürekli ondan para bekler hale gelmişti. Hayatında isteyen çoktu ama öyle içten, yürekten bir aşk karşısına çıkmadı. Bir de sarhoş anne babasından utanıyordu zaten.
Yıllar geçti.
Bir hastanenin psikiyatri kısmında iki çift karşılaştı: Zeynep annesiyle, Ekin ise Handanla.
Zeynep, Ekini hemen tanıdı. Adam olgunlaşmış, oturaklı birine dönüşmüştü. Handan ise perişandı: Sıska, titreyen eller, boş bir bakış, yaşlı bir kadın gibiydi. Oysa sadece 28di!
Ekin utanarak Zeynepe baktı.
Merhaba Zeynep, dedi. Sanki burada ona rastlamak hiç istememişti hele bir de bu haldeyken.
Selam Ekin Kötü bir dönemden geçiyorsunuz belli ki. Handanın durumu uzun zamandır böyle mi? dedi Zeynep.
Evet, uzun zamandır dedi Ekin, sıkılarak.
İçki kullanan bir kadının ailesi çok çekiyor. Ben annemden biliyorum. Babam sekte oldu gitti, dedi Zeynep, hem kendine hem ona üzülerek.
O günden sonra Ekin ve Zeynep, telefon numaralarını verdi birbirine. Dert aynı; bazen paylaşınca hafifler diye Ekin, sık sık Zeynepi ziyarete gelmeye başladı. Sanki sen benden daha çok yaşadın bu çileyi, bana akıl ver, der gibiydi.
Zeynep, elindeki tüm deneyimleri paylaştı. Alkol kullanan birine nasıl yaklaşılır, hangi yöntemler işe yarar, nelerden kesinlikle uzak durmak gerekir Hepsini anlattı. Zaten biliyordu, nice adam boğulmuştu kadehlerde.
Sonra anlaşıldı ki Ekin ve Defne zaten uzun zamandır yalnız yaşıyorlar; Handan, kendi anne babasının yanında kalıyormuş. Ekin, kızını annesinin dengesizliğinden korumak istemiş.
En son, eve geldiğinde Handan sızmış, yerde yatarken; üç yaşındaki Defne, açık pencerede aşağı düşmek üzereyken yakalanınca Ekin için bardak taşmıştı. Bir insana ilk bakışta içi görülemezmiş demek. Handan ise benim bir sorunum yok, istersem bırakırım deyip tedaviyi reddettikçe iyice dibe batmıştı.
Sonunda ayrıldılar.
Bir gün Ekin, Zeynepi restorana davet etti. Orada itiraf etti: Aslında lisede ona aşıktı, sadece reddedilmekten korkmuştu. Sonra Handanın hamileliği, işler sarpa sardı Hayat bir şekilde aktı, o gün hastanede tekrar karşılaşmalarını ise kaderin cilvesi sayıyordu. Zeyneple konuşmak ona iyi gelmişti.
Ekin, Zeynepe evlenme teklif etti. Zeynep de aslında onu seviyordu ama o güne kadar bir başkasının yoluna taş koymak istememişti. Şimdi ise önlerinde bir engel yoktu.
Sade, küçük bir nikahla evlendiler. Zeynep, Ekinin yanına taşındı. Defne ilk başta temkinliydi artık babasının sevgisini paylaşacaktı. Fakat Zeynep ona öyle bir sevgi ve şefkat gösterdi ki, Defne ona anne demek istedi. Birkaç yıl sonra Defnenin bir kız kardeşi oldu; adını Yaren koydular.
Bir gün kapı çaldı. Zeynep açtı. Karşısında Handan. Sesinden tanıdı. Üzerinden keskin alkol kokusu geliyordu; hali perişandı.
Sen yüzünden kocamı ve kızımı kaybettim! Zaten senden hep nefret ettim! diye tısladı Handan.
Zeynepin yüzünde hiç değişiklik olmadı. Karşısındaki kendinden emin, bakımlı bir kadındı.
Ben kimsenin hakkına girmedim. Sen aileni kendi elinle kaybettin, nedenini bile anlamadın. Hayatında bir kere kötü söz söylemedim senin hakkında. Sadece üzüldüm sana, Handan
Ve Zeynep, kapıyı usulca Handanın yüzüne kapattı.




