Evlenmeye Can Atan Alinin Yarım Kalmış Aşkı: 40 Yaşında Bilim Kadını, Aldatılmış Eşi, Yirmi Yaşında Oğlu, Affedilip Dönen Eski Koca, ve Genç Bir Öğrenciyle Geçici Tutkulu Bir İlişkinin Ardından Türk Usulü Hayata Dair Sıcak Bir Hikaye

Evlenmek için sabırsızlanan Asumanın tek isteği, bu kez doğru bir yuva kurmaktı. Kötü bir tecrübesi zaten geride kalmıştı. Yirmi yaşında Kerem adında bir oğlu vardı.

Yıllar önce, eşi affedilmez bir ihanetiyle Asumanın güvenini yerle bir etmişti. Asuman bir iş seyahatinden bir gün erken dönmüştü. Eve girdiğinde, kocasını yarı çıplak bir şekilde yataklarını toplarken yakaladı. En yakın arkadaşıysa mutfakta, onun sabahlığında kahve hazırlıyordu!

Tam anlamıyla bir klasik! Hemen boşandılar. Dost sandığı o kadını tüm hayatından sildi, telefonundan her yerden engelledi. Asuman detaylarda boğulmadı; ortada suç varsa cezası da olmalıydı. Kocasını valiziyle beraber kapının önüne koydu, oğlunun babasıyla bir daha görüşmesini yasakladı. O zamanlar Asuman otuzuna bile basmamıştı.

Aradan on yıldan fazla süre geçti. Asuman önce yüksek lisansını, ardından doktorasını başarıyla tamamladı. Kırk yaşında Prof. Dr. Asuman Yalçın olmuştu artık; bir devlet üniversitesindeki eğitim fakültesinin bölüm başkanıydı. Mesleğinde değeri büyüktü. Yıllar boyu süren yalnızlığı sırasında, her zaman yanında yoldaş olabilecek bir hayat arkadaşı aradı, ama henüz çorap örmeye veya dantel işlemeye başlamış değildi.

Talipleri yok değildi. Ama hiçbiri ruhunun kıyısına yanaşamamıştı. Bir talip ilk buluşmadan sonra hemen evlenme teklif etti, ardından “Biz zaten aile sayılırız” diyerek Asumandan yüklü bir miktarda para borç aldı ve kayıplara karıştı. Diğer bir adaysa çocuklarına bir anne arıyordu; duldu ve ilk buluşmada Asumanı evine çağırıp tüm ailesine yemek yapmasını istedi. Asuman hazırlıksızdı, ama yine de yemekleri hazırladı, üç küçük çocuğu doyurdu. Eve dönünce kahrolup ağladı. Çocuklara ve babalarına içi acımıştı ama bu kadar büyük bir sorumluluğu sırtlayacak gücü olmadığını biliyordu. “Belki bencilim,” diye içinden geçirdi.

Yıllar geçtikçe seçenekleri birer birer azaldı. Artık umudunu iyice yitirdiği, bu anlamsız arayışlara son vermek istediği anda hayatına O girdi.

Üniversiteden eski bir öğrencisiydi, adı Cemdi. Yirmi sekiz yaşındaydı. Asumana bir zamanlar bölümünde ders almıştı. Üniversite bitince bu şehirde kalmış, küçük bir iş kurmuştu.

Bir gün Asuman arabasını benzin almak için durdurduğunda, istasyonun sahibi Cem çıktı karşısına. Üniversiteyi yad ettiler, eski günlere güldüler. Cem Asumana kartını verdi, fazla üstünde durmadı. Bundan sonra haftada bir arabasını oradan alır, Cemi de görmüş olurdu. Cem ilgisini belli ediyor, Asumanı yemeğe, klasik müzik konserine davet ediyordu. Asuman eski öğrencisinin samimiyetine inanmakta zorlanıyordu. Her daveti geri çeviriyordu.

Ama Cem ısrarcıydı. O öğrenciyken diğerlerinden çok farklıydı; çalışkan, hevesli ve terbiyeliydi. Türkçesi neredeyse ana dili gibi akıyordu. Fiziksel olarak da Doğulu yakışıklılığıyla dikkat çekiyordu. Fakültenin kızları Cem geçerken dönüp bakar, içlerinden gizliden gizliye onu izlerdi. Asuman, Cemin bir keresinde ona küçük oyma bir kutucuk hediye ettiğini hatırladı. Kutunun içinde bir not vardı. Asuman okuduğunda yüzü kızarıp sonrasında bembeyaz kesilmişti. Öfkeyle notu parçalara ayırmıştı. Cem şöyle yazmıştı: “Hocam Asuman, ben sizi seviyorum!”

Asuman bunun bir alay olduğunu düşündü. Kutuyu Cemin eline tutuşturup hızla uzaklaşmıştı. Ertesi gün Cem kapısını çaldı:

-Hocam Asuman, affedin. Size saygısızlık etmek istemedim. Sizden çok hoşlanıyorum.

Asuman kabul etti:

-Peki Cem, şimdi derse geç. Ders başlıyor.

Cem eğitimi bitene kadar bir daha Asumana yaklaşmadı, sadece uzaktan bakıyordu. Şimdi ise işler değişmişti. Asuman kendiyle mücadele ediyordu: “Artık ben ona hocası değilim. Sadece bir kadın ve bir erkeğiz. Kim bilir, belki de…” diyordu.

Sonunda akışına bıraktı.

Aralarında kısa ama yoğun bir ilişki başladı. İlk buluşma unutulmazdı; Cem onu şaşırtmayı başardı. Romantik, samimi ve neşeliydi. Yaş farkı hiç rahatsız etmedi. Asuman, Cemle birlikteyken âdeta gençleşip kahkaha atan bir kıza dönüştü, Cem ise ağır başlı, olgun bir adam oldu. Birbirlerine kendi isimlerini Türkçeleştirerek taktılar. Cem, Asumana Aliye diyordu; Asuman da ona Kadri adını benimsedi, Cem itiraz etmedi.

Asuman mutluluktan bulutların üzerindeydi, ilk kez birinin yanında kadın gibi hissetmişti. Sonuna kadar yaşamak istiyordu bu aşkı.

Cem Asumanı evlenmeye davet etmedi, yakın gelecekte memleketi Konyaya dönmeyi planlıyordu, ailesi ona uygun bir gelin arıyordu. Cemin annesi, oğluna Saliha adında, on yedi yaşında, namuslu bir aileden kız ayarlamıştı. Asumanın kendi memleketinden ayrılıp uzak diyarlara gidecek cesareti yoktu. Oğlunu, annesini nasıl bırakacaktı? Hem de Cemin ailesi yaşça büyük, yabancı bir gelini istemezdi. “Her yiğidin yoğurt yiyişi başkadır,” diye düşündü.

Bu yüzden Asuman, aşkını, şefkatini, sahip olduğu her şeyi Ceme adamaya karar verdi. Gerisine hayat karar versin diye düşündü.

“Kaç yıl daha bize kadınlık mutluluğu kalacak? Ufak tefek şeyler Ama bu adamı öyle çok seveceğim ki, nefes almakta zorlanacak! Sonuna kadar yaşayacağım!” diyordu annesine.

Annesi kesinlikle Ceme karşıydı.

-Kızım Asuman! Sana bu yabancı mı kaldı? Kendi memleketimizin oğlanları yetmedi mi? Hiçbir zaman razı gelmem böyle birine! Eski kocan hâlâ kapında pervane oluyor, seni istemeye geliyor. Neden affetmiyorsun? Oğlun senin, yine bir araya gelirsiniz! diyerek Asumana baskı yapıyordu.

-Anne, Dursun bana ihanet etti! Unuttun mu?

-“Kızım, adam bin kez özür diledi! Hem sen de suçlusun. Sürekli tezlerle meşgul oldun, adamı ihmal ettin. Adam başıboş kalınca başka kadınlar peşine düşer, o da dayanamaz.”

-“Peki, sen neden babamı affetmedin anne? O da pişmandı!” Asuman karşılık verdi.

-Anne homurdandı: “Baban sen doğmadan gitti, döndüğünde başka çocukları olmuştu. O adamı üç çocuğun yolundan alıkoyar mıydım? Senin Dursun on yıldır yalnız geziyor, seni bekliyor. Kerem onu çok seviyor.”

-Ah anne, zaten Cemle evlenecek değilim. Ona yaşça fazla gelirim ben. O bırakınca biter, ben dayanamaz ayrılırım Gerisi Allaha kalmış diye düşünceli şekilde konuştu Asuman.

-“Ah kızım, artık yaşlı kısrak da tuz istermiş,” diye iç çekti annesi.

Üç yıl sonra, Cem Asumana veda etti. “Seninle iletişimi koparmayacağım, sevgilim,” dedi sadece.

Asuman bu sonu bekliyordu ama yine de Cemi genç Salihaya bırakmak ağır geldi. Cem Asumana, ilk verdiklerinden farklı olarak, oyma bir kutunun içinde melekli bir yüzük hediye etti. Melekler bir elmas kalbi tutuyordu.

-Kalbimi sana bırakıyorum, Aliye, dedi Cem ve Asumanı coşkuyla öptü.

Cem, Konyaya döndü.

Bir yıl sonra Cemden bir düğün fotoğrafı geldi: “Eşim Saliha. Bir yıl sonra başka bir fotoğraf: “İkinci eşim Meryem. Cem, Konyada çok eşliliğin kültürel olarak kabul edildiğini anlatıyordu.

Asuman bu “raporları” izlerken kıskançlık hissetmiyordu. Genç gelinlerin yanında, onun aşkı bambaşkaydı. Cemin kederli bakışına bile sevinmişti. Belki hâlâ özlüyordu? Her neyse… Eski aşk, yeni rüzgârda paslanır.

Masal bitmişti. Yeni bir sayfa açıldı. Bu süreçte oğul Kerem evlendi, gelinleriyle torunları oldu. Torunun adını Asuman mutlaka Aliye koymak istedi, bu aşkın hatırası yaşasın diye.

Asuman eski kocasını affetti ya da belki sade çoktan acımıştı ona. Dursun onun annesiyle aracı gönderiyordu. Annesi de Asumanı barıştırmak için bin dereden su getirdi:

-“O çoktan pişman oldu. Kim dört dörtlük ki bu hayatta? Herkes hata yapar. Sağlığında affetmek önemli.”

Asuman ve Dursun artık birlikte yaşıyor, bir aile olmaya yeniden çalışıyorlardı. Asuman da torunu Aliyeye Arap motifli çoraplar örmeyi öğrenmişti Hayat dengeyi böyle buldu; eski acılar yerini dingin sevgiye bıraktı.

Rate article
Lifequest
Evlenmeye Can Atan Alinin Yarım Kalmış Aşkı: 40 Yaşında Bilim Kadını, Aldatılmış Eşi, Yirmi Yaşında Oğlu, Affedilip Dönen Eski Koca, ve Genç Bir Öğrenciyle Geçici Tutkulu Bir İlişkinin Ardından Türk Usulü Hayata Dair Sıcak Bir Hikaye