Hayatta Yanlış İnsanlarla Karşılaşıp, Yanlış Kişilere Yuvamızı Kuruyoruz: Anadolu’dan Şehre Uzanan Bir Kadın Hikayesi, Aile Bağları, Mücadele ve Kaderin Sürprizleri

Hayatta yol almak kolay değil, kaderden kaçış yok. Herkesin kendine has bir kaderi, hayata dair bir doğrusu var. Benim hayatım da işte böyle şekillendi. Küçük yaşlarımdan beri İstanbula yakın bir kasabada, tamamen kadınlardan oluşan bir evde büyüdüm. Krallık diye şatafatlı olsa da, bizim yuvamızda kraliçelikten çok çile vardı. Bahçe işleri, odun kırmak, suyu kuyudan çekmek, bitip tükenmek bilmeyen ev işleriyle geçerdi günlerimiz.

Anneannem Fadime, köyde yıllardır tek başına yaşardı. Genç yaşında dul kalmış, annem Ayşe ise hiç evlenememişti. Annemin ilk kocası, ben iki yaşındayken ne olduğunu anlamadan bizi terk etmişti. Ben, Elif, onların küçük neşesi, koca bahçeyi büyütmeye çalışırdık.

Fadimenin yaşı altmışı çoktan geçmişti. Bir gün ahırdan yorgun döndü, elleri çatlamış, eklemlerinden yorgunluk akıyordu:

Kızım Ayşe, vallahi artık çok yoruldum, dedi iç çekerek.

Ana, sana ne oldu, diye sordu annem. Ben de hızla yanlarına yaklaştım.

Artık bu hayat bana fazla. Sürekli kürekle gübre temizle, kışın odun kır, yazın sebze kaldır Bizim de başka bir hayata hakkımız yok mu, diye ekledi, ellerini dizlerine koyarak.

Ne düşünüyorsun ana?

Bak kızım, şehre taşınalım. Elimizde avucumuzda ne varsa satalım, ömrüm boyunca biriktirdiğim bir miktar param var, onunla İstanbulda bir apartman dairesi alırız.

Anneanne, ben kabul ediyorum, dedim sevinçle; şehirde yaşamak istiyorum!

Dedikleri gibi yaptılar. Fadimenin ağabeyi Nuri, İstanbulda oturuyordu. Başlangıçta onun yanında kaldık.

Size bir oda verelim, yeni ev bulana kadar, dedi Nurinin eşi. Daire bulduğunuzda zaten taşınırsınız.

Akrabalar yardımını esirgemedi, annem de hemen ev aramaya başladı, Nuri de yanında. Sonunda uygun bir daire bulduk, taşındık. Fadimenın yüzü gülüyordu.

Evin biraz tadilata ihtiyacı var ama elimizdeki tüm parayı buna harcadık. Zamanla el birliğiyle hallederiz, dedi.

Haklısın anne, ben bu arada iş buldum, yarın ilk günüm. Elifi de okula kaydettirmemiz gerek. Okul buraya yakın, işe giderken önünden geçiyorum zaten, dedi annem.

Boş ver kızım, Elifle okula ben götürürüm, sen çalışacaksın artık, dedi Fadime.

Beni altıncı sınıfa kaydettiler, okul hakikaten çok yakındı. O kadar sevindim ki Şehirde okuyacağım diye anneme söz verdim, çalışkan olacağım, dedim.

Annem ilk iş gününden dönüşte annesine bir haber verdi:

Anne, beni de okulda temizlikçi olarak işe aldılar. Gücüm yettiğince çalışırım artık, ek gelire ihtiyacımız var.

Anne, evde otursan daha iyi değil mi, zaten emekli maaşın var, dedi annem.

Yok kızım, ben güç bulduğum sürece çalışacağım. Hem Elifin gözü üzerimde olur, sonuçta yeni bir okul

Zaman geçti. Anneannem okulda çalışıyordu, hoşuna da gidiyordu ama çok yoruluyordu. Annem işine devam etti, ben de orta karar bir öğrenciydim.

Sekizinci sınıfı bitirince okulu bıraktım. Annemle anneanneme yardım etmem gerektiğini anladım, çalışmamız gerekiyordu. Bir gün bir restoranın camında Bulaşıkçı arıyoruz ilanını gördüm, hemen başvurdum, anında işe aldılar.

Çok çalışkandım, mutfakta da iş tuttum. Patates soymak, lazım olunca aşçının yerine yemeği karıştırmak gibi işler bana aitti. Kısa sürede garson kızlarla yakınlaştım, dans gecelerine birlikte gitmeye başladık.

Anne, bugün dans kulübüne gidiyorum, geç dönerim, dedim bir akşam.

Elif, dikkatli ol der anneannem, erkeklere güvenme, aklını kullan!

Merak etme anneanne, çocuk değilim artık, dedim.

Dans gecesinde Tanerle tanıştım. Beni dansa kaldırdı, sonra gecenin tamamında yanımdan ayrılmadı.

Bu akşam seni eve bırakacağım, dedi, öyle kendinden emin söyledi ki, hayır diyemedim.

Görüşmeye başladık. Az zaman geçmişti ki Taner dedi ki:

Elif, askere gidiyorum. Beni bekler misin? Sana hep yazacağım, sen de yaz olur mu?

Tabii ki yazacağım, dedim.

Onu uğurladım, sonrasında mektuplaştık. O da bana yazdı, ben de ona. Bir yıl sonra izne geldi, buluştuk.

Selam Elif, nasılsın? Yoksa evlenmedin daha? diye takıldı,

Söz verdim, bekliyorum işte.

Sanki soğuk duruyordu bana, çok memnunmuş gibi bakmıyordu. Pek konuşmadı, göz göze gelmekten bile kaçındı.

İzin hızla geçti, Taner yine askere döndü. Sonra mektupları seyrekleşti, kısa kısa oldu, sonra büsbütün yazmayı bıraktı.

Tanerin askerden dönüş tarihi geldi. Elime haber bilgi geçmeyince dans kulübüne göz attım ama gelmiyordu. Bir arkadaşımın lafı ile gerçek ortaya çıktı:

Git annesinin evine uğra, hem de yeni geliniyle tanışırsın! Hayalperestsin Elif Senin Taner askerdeyken evlendi, eşiyle birlikte eve taşındı. Sen onu aklından çıkar, unutsan iyi edersin

İnanamamıştım, çok üzülmüştüm. Ben bekledim, ama o beklemedi diye düşündüm.

Bir gün parkta tesadüfen Tanerle karşılaştım. Bankta tek başına oturuyordu.

Elif selam, diye atıldı yanıma gelir gelmez.

Hiç durmadan yürüdüm, arkamdan sesleniyordu:

Affet beni Elif Aptalca davrandım. Sürekli seni düşünüyorum, rüyama giriyorsun ama eşimi sevmiyorum. Mecbur kaldım, çocuğumuz olacak. Sana ihtiyacım var Elif

O an durup gözlerinin içine baktım:

Benden ne bekliyorsun? Sana evli iken görüşelim mi diyeyim? Hayır! Bana güven verdin, boşa çıktı. Git eşinle yaşa, çocuklarınızı yetiştirin. Ben yokum. Mutlu bir evlilik senin olsun Taner, dedim, omzuna hafifçe vurdum, yürüyüp gittim.

Çalışmaya devam ettim. Restoran müdürü beni izleyip:

Elif, mutfakta iyi iş çıkarıyorsun, aşçılık kursuna git, aşçı ol, dedi.

Çok sevindim kabul ettim. Şık giyindim, güzelce hazırlandım, tren garında kursa gitmek için vapur bekliyordum. Tam o sırada birkaç arkadaş, asker yolculayan bir grup geçti yanımdan. Birisi gitar çalıyor, yolcu edilen askerle vedalaşıyorlardı.

Askerlik üniformalı bir çocuk gruptan ayrılıp yanıma geldi.

Merhaba, tanışalım mı? Ben Burak, senin adın ne? diye sordu.

Elif, dedim.

Vapur bekliyorsun, değil mi? Başını salladım. Vapur yanaştı, Burak arkadaşlarının yanına koştu. Ne garip bir çocuk bu Burak, adımı neden sordu ki? diye düşündüm.

Vapura bindim, boş bir yer bulup oturdum. Pencereye bakarken birden arkamda biri:

Hah, işte seni buldum, dedi aynı asker.

Onca vagon gezdim, sonunda çık karşıma! Askerden izne geldim. İlk gördüğümde etkilendim, yanından öylece geçemedim. Adres değişelim, yazışalım, ister misin? Hangi kursa gidiyorsun bu arada?

Aşçılık kursuna, dedim.

Yolda sohbet ettik, adresler değiştik, ayrıldık, yollarımızı ayırdık. Pek umudum yoktu. Bir yanım, Tanerin de dönüşte evli oluşunu hatırlatıyordu. Belki yine aynı şey olur, dedim. Ama Burak, candan ve dürüst çocuktu; çok söz vermedi Mektup yazmak da zor değildi.

Anneannem Fadime hep derdi: Yanlışlarını bulursun, yanlışları seçersin, diye. Bu defa olacak mı bilmiyorum, diye düşündüm.

Neredeyse bir yıl mektuplaştık. Sonra Burak askerden döndü, anında mektuptaki adrese geldi. O gün izinliydim, birbirimizi gördüğümüze sevindik. Bu defa güvenilir biri olduğunu hissettim, Burak yalan söylemedi, sözünden dönmedi.

Zaman geçti, Burakla evlendim. Artık restoranın şef aşçısıydım. Kocam fabrika işçisiydi. Elim her işe yatkındı. Evin içi derli toplu, ütülü, temiz, yemekler hazır. İkiz oğlumuz, ikisi de kreşe gidiyor, onlar da hep pırıl pırıl.

Tek sorunumuz, kocamın dağınıklığıydı. Ne yapsam, Burak eşyaları hep olduğu yerde bırakır. Önceleri kızardım, sürekli uyarır, ardından toplar dururdum. Sonra anladım ki:

Farklı bir yol denemem lazım, biraz sabır ve tatlı dille olur bu iş.

Yavaş yavaş alıştırdım. Artık Burak işten gelince tulumunu dışarıda çıkarıyor, yağlı aletlerini garajda tutuyor, kendi yerine topluyordu. Bahçeyi de birlikte süpürüyorduk. Ben de mutlu oluyordum.

Anneannem derdi ki, Yanlış insanları bulursun, yanlışlara varırsın. Ama sanırım ben doğru kişiyi buldum, diye içimden geçiriyordum.

Birlikte uzun yıllar huzurla yaşadık. Ama bir gün Burak iş dönüşü eve ulaşamadan yolda düşüp kalmış, hayatını kaybetmiş. Kalp krizi, öncesinde hiçbir işaret yoktu. Çok üzüldüm.

Şimdi yalnızım; tıpkı annem Ayşe ve anneannem Fadime gibi. Onlar da hayatlarının sonunu yalnız karşılamıştı. Benim de sonunda hayatım böyle oldu. Çocuklarım ve torunlarım arada gelir beni ziyaret eder. Kaderden kaçış mümkün değil.

Hayatta her şey nasip işiymiş. Yanlış insanlara rast gelirsek de, doğru olanı bulduğun günişte o gün hayat yeniden başlıyor.

Rate article
Lifequest
Hayatta Yanlış İnsanlarla Karşılaşıp, Yanlış Kişilere Yuvamızı Kuruyoruz: Anadolu’dan Şehre Uzanan Bir Kadın Hikayesi, Aile Bağları, Mücadele ve Kaderin Sürprizleri