Kocamın Kuzeni Misafirliğe Geldi: Türk Misafirperverliğinde Hediye Getirme Adabı, Gelenekler ve Beklentiler Üzerine Bir Hikaye

Kocamın kuzeni geldi.

Belki biraz eski kafalıyım, belki de devir değişti ama yine de buna inanmak istemiyorum.

Annem bana hiç Akrabaya giderken elin boş gitme, yanında bir şey götür, demedi Beni bu konuda hiç eğitmedi. Ama ben çocukluğumdan beri sanki ilkokul matematiği gibi biliyorum, içime işlemiş. Nereden geldiğini bilmiyorum, belki okuduğum romanlardan, belki izlediğim dizilerden, tiyatrolardan.

Geçen cumartesi, kocamın kuzeni geldi bize. Hatta buraya, amcasının cenazesi için gelmişti, ama bizim taraftan değil, eşinin tarafından.

Daha önceden arayıp durumu sordu, kalabilir miyiz gibisinden. Biz de tabii dedik, buyursunlar, başımızın üstünde yeri var.

Akşam üstü geldiler; kuzen, oğlu, gelini hep birlikte kapıda bitti. Ben de oturup koca bir tencere yemek yaptım, etler kızarttım, salatalar hazırladım, sofrayı donattım. Oturduk, hasret giderdik, kadeh kaldırdık, ne zamandır görüşememiştik. Sonra misafirleri odalarına yerleştirdim, sabah da kalkıp kahvaltı hazırladım; sandviçler, çay, kahve…

Cenaze için çıktılar, akşam döndüler, biraz sohbet edip evlerine gittiler.

Her şey normalmiş gibi görünüyordu. Ama napmışlar biliyor musunuz? Ellerini kollarını sallayarak, bomboş gelip gittiler; ne bir lokum, ne bir poğaça, ne bir çiçek Bir şişe şarap bile getirmediler ya!

Kocamın babası rahmetli oldu o kuzenin vaftiz babasıydı (her ne kadar bizde vaftiz yoksa da, yani oldukça yakındı), eşi, yani kayınvalidem, hâlâ bizimle yaşıyor, kuzen de bunu biliyor. Allah aşkına, fakir falan değiliz ama kadıncağıza bir kutu çikolata getirse ölür müydü? Kadıncağız bütün cumartesi camdan bakıp durdu, bir umut bekledi, gözleri doldu, Belki gelir de bana bir şey getirmiştir diye.

Ben olsam kesin yapardım.

Vallahi önce şunu açıklayayım: Yanımda kesin içki getirirdim, öyle de bir iki şişe değil, örgüyle gelen nine gibi torbayla gelirdim. Çocuklara, büyüklere, yaşlılara ille birer çikolata, hediyelik bir şey Önceden düşünürüm, kim ne sever, ne hoşuna gider, ona göre alır gelirdim.

Bir de canım, ayrıca kendi nevresim takımımı getirirdim ki, ev sahibi yorulmasın, zahmete girmesin.

Bakın, bunlar öyle gariban insanlar değil, eğer öyle olsalar hiç umursamaz, canımız sağ olsun derdim. Ama bu kuzen hayatında nadiren gelir, gelirken de hep boş gelir. Geçen sefer de aynısı oldu; pazar gecesi gönderildiği iş için kalmaya geldi, ertesi sabah çekip gitti. Yine hiçbir şey yoktu yanında.

Bir de bana durmadan balık mı avlıyorlarmış, hangi balık, ne zaman, nasıl Onları anlatıyor. Ya bir tane olsa getir bari, Al abla, taze balık size de. Yok, o da yok.

Bakın, konu ikramda bitmiyor aslında, ben misafir ağırlamaktan yüksünmem vallahi, ama şöyle bir iç burukluğu yaşayor insan. Sanki biraz kullanılmişım gibi oluyor.

Ne zaman misafir gelse, hikaye baştan başlıyorAma yine de akşam sofrayı toplarken, içimde tuhaf bir huzur hissettim. Belki onlar gelenek bilmiyor, belki hiç düşünmediler; ama evin sıcaklığını, bizim gülüşümüzü, kayınvalidemin anlattığı eski hikâyeleri, taze pişmiş ekmeğin kokusunu aldılar yanlarına. Belki de, dedim kendi kendime, bazıları misafirliğe bir paketle değil, kendi eksiklikleriyle geliyordur; biz de onlara, eksiklerini tamamlamanın huzurunu sunuyorduk fark etmeden. Sanki o gece içimden bir yük kalktı: Demek ki bazen, eller bomboş da gelse, gönülleri hafiflemeye geliyormuş insanlar.

Çaydan son dem dökülürken, kayınvalidem pencereye sırtını döndü, sessizce iç çekip gülümsedi. Anladım ki en kıymetlisi, misafiri beklemenin, sofra kurmanın, kalbimizin kapısını aralamanın hediyesiydi. O günden sonra, bir daha kim gelirse gelsin, elim dolu olsun ya da olmasın, kapımı ardına kadar açacağım. Çünkü bazen en güzel hediye, evin sıcaklığı ve iç huzurudur ve onları verince, insanın içi hiç ama hiç boş kalmıyor.

Rate article
Lifequest
Kocamın Kuzeni Misafirliğe Geldi: Türk Misafirperverliğinde Hediye Getirme Adabı, Gelenekler ve Beklentiler Üzerine Bir Hikaye