Yine mi anne, gene mi verdin o marketten alınan kurabiyeleri çocuklara! Biz ne konuşmuştuk: sadece glutensiz fırındaki o kurabiyeler olacak, Atatürk Caddesindeki… Asumanın sesi öfke doluydu, sanki ortada iki beş yaşındaki çocuğun öğlen atıştırması değil, bir suç işlenmişti. Onlar şeker dolu, içinde ne olduğu bile belli değil, zararlı yağlar… Yine mi döküntü olacak çocuklarda? Ya gece uyuyamazlarsa?
Nermin Hanım derin bir iç çekti, masadaki kırıntıları avucuna toplarken kısık bir tonla başını eğdi. Glutensiz kurabiyeleri almak için neredeyse aylık emekli ikramiyesini bıraktığını, çocukların o kurabiyeye karton deyip bir kenara attıklarını, sıradan mahalle kurabiyelerini ise afiyetle yediklerini söylemek istiyordu. Yine de susmayı tercih etti. Son zamanlarda sıkça yaptığı gibi sessizliği seçmişti, çünkü evdeki gerginlik başka şekilde sönmüyordu.
Asuman, Nermin Hanımın tek kızı, mutfağın ortasında takım elbisesiyle ayakta durmuş, saate göz ucuyla bakarken. Az sonra önemli bir toplantısı vardı ama sağlıklı beslenme dersi, sabahki trafik yoğunluğundan daha mühimdi sanki.
Asuman, park sonrası çocuklar açtı, dedi Nermin Hanım nazikçe, fincanları sudan geçirirken. Çorbayı içmediler, yemeği de bıraktılar. Enerjiye ihtiyaçları var.
Enerji dedikleri şey karbonhidratlardan alınır anne, şekerle değil, derken Asuman çantasını kavradı. Neyse, ben çıkıyorum. Murat sekize kadar gelir. Lütfen, logopedi ödevlerini bitirsinler. Tableti unutma, geçmişteki arama kayıtlarına bakacağım!
Kapı hızla kapandı, ardında lüks parfüm kokusunu ve kapalı bir huzursuzluğu bırakıp. Nermin Hanım mutfağa oturdu, beli sızlıyordu artık. Yetmişine bir yıl kalmıştı. İki yıl önce kızının ve damadının ısrarlarıyla muhasebe müdürlüğünden istifa etti, tüm vaktini torunları Emir ve Kereme adayacağını hayal etti.
Maaşını ne yapacaksın anne? demişti Murat, damadı. Biz Asumanla kredi ödüyoruz, kariyer peşindeyiz, güvenimiz de sana tam. Bakıcıya bırakmak istemiyoruz, yabancı sonuçta. Hem iyi bakıcıların ücreti de el yakıyor. Sen bizim için hem güven, hem huzursun. Sabah, sabahlar otobüsle işe gitmene de gerek kalmaz.
O anlar kulağa umut verici ve mantıklı gelmişti. Nermin Hanım çocuklarına ve torunlarına aşıktı; defter, dosya, hesap çoktan yorucu hale gelmişti. Gözünde park yürüyüşleri, masal saatleri, oyun hamuru hayali vardı. Gerçek bambaşka çıktı.
Her sabah yedisinde uyanıyor, kendi iki odalı eski evinden İstanbulun yeni yerleşim bölgesindeki kızının sitesine tüm şehri aşıp ulaşmaya çalışıyordu. Asuman ile Murat erken gider, geç dönerlerdi. Tüm ev işleri, parka-götürüp-getirmeler, hastane işleri, okul öncesi etkinliklerin takibi, çoğu Nermin Hanıma kalıyordu. Beş yaşındaki Emir yerinde duramaz, üç yaşındaki Kerem ise sürekli ben yapacağım dediği krizlerle gününü zorluyordu.
O akşam klasik bir telaşla geçti. Nermin Hanım torunlarıyla bloklardan kale kurarken, bir yandan Emire logopedistin dediği gibi s ile ş arasındaki farkı anlatmaya çalıştı. Sonra yemek mücadelesi brokoli yine dayanamayıp salamlı sandviçlere yenildi, çünkü çocukların gözündeki açlığı görünce ikilemi çözmek zor değildi. Ardından banyo, masal ve yatırma derken, Muratın anahtarı kapıyı açınca, Nermin Hanım neredeyse ayakta uyuyacak haldeydi.
Murat, uzun boylu, hafif göbekli, işleriyle boğuşan bakışlı bir adam, mutfağa girer girmez dolaptan bir şeyler aldı.
Asuman gelmedi mi daha? dedi sandviçini ısırırken.
Geç kalacakmış, toplantısı uzamış, dedi Nermin Hanım çantasını toplarken. Murat, ben çıkıyorum, yoksa son otobüsü kaçıracağım, taksi parasını da ödemek istemiyorum, malum zamlar…
Tabii tabii, sağ ol, dedi damadı, gözünü telefondan ayırmadan. Kapıyı iyice çek, kilit takılıyor.
Nermin Hanım ev yolunda, bomboş otobüste İstanbulun ışıklarına bakıp düşündü; teşekkür bile nasıl sıradan ve isteksiz gelmişti. Sanki bir çamaşır makinesi gibi işe yarayıp durmuş, kapatınca da unutulmuştu. Kimse ona bir iyi misin anneciğim? ya da canın acıyor mu? diye sormamıştı, oysa bu ara havaların oynamasından tansiyonu sıkça zıplıyordu.
Hafta sonu ortalığı iyice gerdi. Normalde Nermin Hanım kendi evinde uyur, çiçeğiyle uğraşır, kitap okurdu. Bu kez Asuman, cuma gecesi aradı.
Anneciğim, bir şey konuşmamız lazım, sesi zoraki neşeliydi. Pazar hep beraber bir aile toplantısı yapacağız. Öğlen yemeğinde burada ol. Ciddi bir konuşma olacak.
Nermin Hanımın yüreği hopladı. Kızının bu tonunda hayır yoktu: Bir şeyler mi olmuştu? Borç mu, hastalık mı, ne vardı ki?
Pazar günü, elinde Muratın en sevdiği lahana böreğiyle çocukların evine gitti. Ama evdeki hava resmiydi, tuhaf soğuktu. Çocukları odalarına gönderdiler; normalde yasak olan çizgi film bu kez serbestti, yetişkinler ise salondaki masaya oturdu.
Murat bilgisayarı açtı, Asuman ise defterini aldı. Nermin Hanım böreğini masanın ucuna, elektroniklerin ve kararlı bakışların olduğu yere koydu.
Anne, Muratla son altı ayı analiz ettik, dedi Asuman, göz göze gelmekten kaçınarak. Çocukların yetişmesi konusunda sistem oturtmamız gerekiyor. Hiç memnun olmadığımız noktalar var.
Memnun değilsiniz? diye sordu Nermin Hanım, elleri buz kesmişti. Neymiş onlar?
Liste hazırladık, lafa girdi Murat, ekranı kayınvalidesine göstererek. Excel tablosu yansıyordu. Hiç kişisel değil, sadece süreçlerin düzenlenmesi için eleştiri.
Nermin Hanım tabloya gözlerini kısarak baktı; satırlar, renkli kutular, başlıklar…
Birinci madde; yemek düzeni. Diyeti bozdun neredeyse her hafta. Kurabiye, salamlı sandviç, börekler… Her şey karbonhidrat bombası. Buzdolabına astığım menüden ayrılmanı istemiyoruz. Asla.
Ama çocuklar hindi köftesi yemiyor Asuman, demeye çalıştı Nermin Hanım. Çocuk; biraz da lezzet ister.
Damak zevki çocuklukta oluşur, araya girdi Murat, ders verircesine. İkinci madde: Gün düzeni. Geçen hafta Keremi 21.30da yatırmışsın. 21.00dan şaşmayacaksın, yarım saat gecikme olmaz, çocukta melatonin dengesini bozarsın!
Nermin Hanımın yutkundu, derin bir düğüm düştü boğazına. O akşam Keremin karnı ağrımıştı, sırtını sıvazlamış, ninni söylemiş yatıştıramamıştı hemen.
Üçüncü madde: Eğitim. Emir hâlâ İngilizcede renkleri şaşırıyor, aldığım kartlarla çalışmıyor musun? Biz erken gelişim istiyoruz. Arabayla oynamak yerine beyin gelişimi desteklenmeli.
Asuman, beş yaşında çocuk bu! sinirle atıldı Nermin Hanım. Onun da çocukluğu olsun, üniversite okutturacak hâlimiz yok! Parkta çam kozalaklarını sayıyoruz, kitap okuyoruz…
Onlar eski kafa işler, sildi geçti kızı. En önemlisi: disiplin. Çok yumuşaksın, sürekli şımartıyorsun. Sonra bize karşı geliyorlar. Sert olman lazım. Gerekirse ceza verilmeli, tatlıdan mahrum kalmalı, köşede oturtulmalı. Sen üzülüyorsun diye yapmıyorsun. Pek profesyonel değil!
Profesyonel değil lafı Nermin Hanımı gerçek anlamda yaraladı.
Son olarak, toparladı Murat, ekrandaki tabloya parmakla vururken, Haftalık performans değerlendirmesi de yapacağız. Eğer İngilizce gelişimi göremezsek, özel hoca düşüneceğiz ve bu da bütçeyi zora sokar. Size güvenimiz tam demiştik, beklentimiz ona göreydi.
Nermin Hanım sustu. O soğuyan böreğe baktı; yıllardır girip çıktığı bu evde, şimdi sanki dışarıdan bir taşeronmuş gibi, önünde hesap defteriyle sorguya çekiliyordu. Yılların emekleri, işe gelirken çektiği zahmet, hastalıkta nöbet tutması, ev temizliği, kendi için almak istediğinden vazgeçip torunlara daha iyi oyuncak alması… Hepsi yok sayılmıştı.
Her şey sevgiden yapılmıştı sandı, ama onu ucuz bir işçi gibi görmüşler. Tabloya yazmışlar, performans notu vermişlerdi.
Tüm ev suskunlaştı. Çocuk odasında sadece çizgi filmin sesi vardı.
Yani bana bir şikayet listesi mi hazırladınız? dedi Nermin Hanım, sesi titremiyor, tam aksine, beklenmedik şekilde kararlıydı.
Öyle deme anne, şikayet değil, gelişim fırsatı, dedi Asuman, suratını buruşturdu. Sadece sistemli olsun istiyoruz.
Anladım, başıyla onayladı Nermin Hanım. Masadan kalktı, Murat, dosyayı mail atsana, detaylıca bakacağım.
Tabii, hemen yollarım, mutlu oldu damat.
Nermin Hanım pencereye gitti, apartman bahçesindeki otoparkı izledi.
Siz profesyonel öğretmen, diyetisyen, aşçı ve temizlikçi arıyorsunuz bir kişide. Yabancı dili olan, Montessori eğitimi bilen ve otoriter birini. Belli ki harika bir liste. Sadece unuttuğunuz bir detay var.
Neymiş o? Gerildi Asuman.
Sözleşme ve ücret, dedi Nermin Hanım net bir sesle. Bakıcılar şu an İstanbulda saatlik 250-300 TL arası alıyor. Ben sabah 8den akşam 8e sizdeyim: 12 saat, haftada 5 gün. Yani haftada 60 saat, asgariden hesapla; ayda yaklaşık 75 bin lira isterim. Üstelik fazla mesaileri ve mutfaktaki ekstra işleri saymadan.
Murat rahatsız bir kahkaha attı:
Ne diyorsun Nermin Teyze? Sen sonuçta babaannesin, para olur mu?
Babaannelik haftada bir börek getirip, arada torun şımartmak demektir, Murat. Ama bana şart koşup performans değerlendirmek, işçi gibi davranmak; o vakit ücret gerekir. Zaten kölelik kalkalı 150 yıl oldu.
Asuman yerinden doğruldu:
Anne, para konuşulur mu! Biz aileyiz burada. Torunları sevdiğin için yaptığını sanıyorduk.
Onları canımdan çok seviyorum, Nermin Hanımın gözleri buğulandı ama kendini tuttu. O yüzden iki yıldır sağlığımı yaktım, parkta koştum, hastanede başlarında bekledim, sizlerin lafını çektim. Yardım sandım, ama bugün anladım ki; yardım değil, yetersiz hizmet oluyormuşum. O hâlde… ben istifa ediyorum!
Ne? dediler ikisi birden, şaşkın.
Şartlarım bu, dedi Nermin Hanım. Artık profesyonel birini bulun. Zamanında yatırın, İngilizce geliştirin, sağlıklı besleyin. Ben kendi halime dönüyorum, gerçek babaannelik yapacağım: Pazar günleri pratik simit, ev yapımı börek… Sadece misafir gibi uğrayıp torun oynatacağım.
Çantasını aldı, atkısını düzeltti.
Böreği yersiniz. Ben gidiyorum.
Kapıdan çıktı, sessizlikten sonra içeriden Asumanın boğuk Ee şimdi ne yapacağız?! diye yakarışını duydu.
Eve doğru yol alırken artık sıkıntıdan değil, hafiflik hissiyle uçuyordu. Koca bir yük kalkmıştı omuzundan. Akşam evde ilk defa üç kişiye hazır yemek bırakmak yerine, kendine papatya çayı demleyip eski bir Yeşilçam filmi açtı ve telefonu sessize aldı.
Bir hafta telefon susmadı. İlk önce Asuman, hırs ve naz arasında dönüp dolaşan, sonra da ricalara dönen tonlarla aradı. Murat vicdan oyunları denedi. Nermin Hanım ise kararlıydı.
Tansiyonum var kızım, doktor rahatı öneriyor, yalan söylerken ilk defa huzurluydu, üç yıldır elleyemediği kitabını okurken uzanıyordu. Yarın yokum, kuaför randevum var ardından tiyatroya gideceğim. Siz halledersiniz, sistem sahibi insanlarsınız.
Gerçekten de tiyatroya gitti, yeni bir elbise aldı, uzun uzun uyuyabildi. Hayat, ilk defa, kendi rengine kavuşmuştu.
Cephede durumlar arada kulağına çalıyordu. Önce Murat ve Asuman dönüşümlü çalışmışlar, sonra da bir bakıcı bulmuş olmalıydılar.
Bir ay sonra, pazar günü, Nermin Hanım ziyarete gitti. Evin hali dağınıktı; girişte ayakkabılar, mutfakta bulaşık yığını. Çocuklar sevinçle fırlayıp Nermin Hanıma sarıldılar.
Babaanne, babaanne geldiii! Emir boynuna yapıştı, Kerem bacağına asıldı.
Mutfaktan yüzü asık, iri yapılı bir kadın çıktı.
Emir, Kerem! Üzerine çullanmayın, hadi odanıza! diye bağırınca Nermin Hanım bile irkildi.
Ben babaanneleriyim, dedi Nermin Hanım.
Ben de Leman Hanım, bakıcıyım, burun kıvırdı kadın. Şımartmayın onları, bizim programımız var. Şimdi beyin egzersizi saati.
Çocuklar usulca içeri gitti, morali bozuklardı. Asuman odadan çıktı, yüzü yorgun, göz altı morarmıştı.
Hoş geldin anne, dedi bezgince. Çay ister misin? Leman Hanım, iki çay alabilir miyiz?
Ev işleri bana dahil değil, dedi kadın, telefonda oyun oynayarak. Ben çocuğa bakmaya geldim, temizlikçi değilim. Siz zahmet edip hazırlayın. Ayrıca geçen hafta fazla mesai almadınız, sayın Asuman Hanım, çarşamba akşamı 15 dakika fazla kaldım.
Asuman dişlerini sıkarak çay suyunu koydu.
Konuşmalar akmıyordu. Nermin Hanım, gelininin ne kadar gergin olduğunu, Muratın salonda bilgisayara gömüldüğünü gördü. Bakıcı çocuklara her an komut verip sesi yükseltiyor, çocuklar sessizce itaat ediyordu.
Memnun musun bakıcıdan? diye fısıldadı Nermin Hanım, kadın tuvalete giderken.
Ajans gönderdi, VIP personel diye, iç çekti Asuman. Üç dil biliyor, referansları var…
Ücreti?
Seksen bin lira, üstüne yemeği de bize ait, dedi Murat hiddetle. Köylerden organik ürün ister, yemeği masraftan saymaz! Üstelik hep aç, mutfağı tüketti.
Profesyonel sonuçta, dayanamadı Nermin Hanım. Her maddeye uygun: Listeniz var ya…
Asuman başını eğdi ve birden ağlamaya başladı. Sessizce, umutsuzca, göz makyajı yüzünden akıyordu.
Anne, bu tam bir işkence. Kadın çocuklara asker gibi muamele ediyor. Kerem gece altına kaçırmaya başladı. Emir seni arıyor sürekli. Hiçbir film açtırmıyor, gelişim filmi bile yasak. Zararlı diyor. Kendisi telefonda takılıyor çocuklar yapboz toplarken. Kovmaya da korkuyoruz, bir ayda iki kişi değiştirdik. Ama para da suyunu çekti…
Nermin Hanım kızına baktı; aylarca buz tutmuş kalbi kendiliğinden çözülüyor, ama bu defa aceleyle, duygularına teslim olmadan karar aldı: Eğer hemen yelken indirirse, her şey başa dönerdi. Birkaç hafta sonra yeni liste, yeni mutsuzluk…
Ağlama, yanına oturup peçete uzattı. Deneyim pahalıdır ama değeri de vardır.
Anne, lütfen dön, ne olur, Murat usulca öne eğildi. Biz enayiymişiz. Excel tablosu nedir ana kıza? Aç gözlülük yaptık, her şey kendiliğinden gelir sandık. Affet bizi.
Asuman başını salladı, gözyaşlarını silerken.
Her türlü istedik. Ne liste, ne talep! Ne istersen onu yedir, yeter ki gülsünler. Uykuyu ne zaman uygun görürsen o zaman yatır. Hatta maaş vereceğiz! Neyse ki bakıcıdan fazla!
Nermin Hanım çayını yudumlarken bir süre suskundu. İçeriden Leman Hanımın Kereme bağırdığı işitiliyordu.
Maaş istemem ben, dedi Nermin Hanım yavaşça. Ben işçi değilim, babaanneler maaş almaz. Ama canımdan bezmek istemiyorum.
Çantasından önceden hazırladığı notu çıkardı; bu konuşmanın geleceğini hissetmişti.
Şartlarım var. Haftada üç gün çocuk bakarım. Salı, çarşamba, perşembe, sabah dokuzdan akşam altıya. Bir dakika geç kalma yok. Akşamlar ve cumalar haftasonları bana ait. Pazartesi ile cuma benim günüm; hem sağlık hem sosyal hayatımı yaşayacağım. O günleri siz idare edin, ya da başka birini çağırın.
Tamam! dedi Murat.
İkincisi: Çocuklarla nasıl konuşacağımı bana karışmayın. Ben seni nasıl yetiştirdiysem, aynısını yaparım. Çocuk mutlu olsun diye kurabiye de veririm, Vizontele izletirim. İtiraz varsa, Leman Hanıma arayın.
Hiç sorun yok, anne! dedi Asuman, gözyaşlarını silerek.
Saygı istiyorum. Bir daha profesyonellik lafını, asık suratı görürsem bırakır giderim. Ev işleri bana kalmaz, çocukla ilgileniyorum zaten. Temizliğe siz bakın.
Tabii ki anne. Temizlikçi çağırırız; dersi aldık.
O hâlde anlaştık, gülümsedi Nermin Hanım. Şimdi, şu kadını gönderin lütfen. Çocuğa bağırışları içimi parçalıyor.
Leman Hanım ödemesini ve tazminatını çekip kapıda mırıldanarak ayrılınca, evde ev gibi bir sessizlik oldu.
Babaanne! Kerem koşup sarıldı. O kadın gitti mi? Çok kötüydü!
Gitti yavrum, bir daha gelmeyecek.
Börek yapacak mıyız? Emir çekingen sordu.
Salı günü yapacağız. Bugün bir saat oynayacağız, sonra babaanne evine dönecek. Bugün babaanne de dinlenecek.
O akşam Murat, ona en lüks taksiyi çağırdı. Asuman eski bakıcıya alınmış pahalı ürünleri bir poşete koydu. Kapıda uzun uzun ve gerçekten sıcakça uğurladılar.
Yumuşak arka koltukta, İstanbulun gece manzarasına bakarken Nermin Hanım biliyordu ki kolay olmayacak. Belki düzen yine şaşacaktı, yine fedakarlık gerekecekti. Fakat artık kendi değerini, emeğinin bedelini, sınırlarını biliyordu. Ve en önemlisi, çocukları da öğrenmişti.
Bazen insanın değerini anlamaları için gitmesi gerekir. Sevgi güzeldir, ama sağlıklı sınırlar, sevgiyi daha değerli hale getirir. Onlar ofiste Excele bakmaya devam etsinler… Babaannenin Exceli, onun gönlünde, nesillerdir denenmiş sevgidir; hiçbir dijital rapora sığmaz.




