Hizmetçi Oldum
Necla evlenmeye karar verdiğinde oğlu ve gelini bu habere öyle şaşırdılar ki, nasıl tepki vereceklerini bilemediler.
– Emin misin, bu yaştan sonra böyle köklü bir değişiklik yapmaya? – diye sordu Esra, kocasına bakarak.
– Anne, bu kadar ani kararlar almana gerek var mı? – dedi Ali, endişeyle. – Yıllardır yalnızsın ve hayatının çoğunu beni büyütmeye adadın, ama şimdi evlenmek bana saçma geliyor.
– Gençsiniz, o yüzden böyle düşünüyorsunuz, – diye cevapladı Necla sakin bir şekilde. – Altmış üç yaşındayım, kimse ne kadar ömrüm kaldığını bilmiyor. Ama sevdiğim insanla kalan zamanımı geçirmek benim de hakkım.
– Bari nikahı biraz geciktir, – annesini ikna etmeye çalışıyordu Ali. – O Adnanı daha iki aydır tanıyorsun, bütün düzenini değiştirmeye ne gerek var şimdi?
– Bizim yaşımızda acele etmek lazım, vakit kaybetmenin anlamı yok, – diyordu Necla. – Zaten bilmem gereken her şeyi biliyorum: Adnan benden iki yaş büyük, kızı ve damadıyla beraber oturuyor, emeklisi iyi, yazlığı da var.
– Peki, nereye taşınacaksınız? – diye anlamaya çalışıyordu Ali. Sonuçta birlikte yaşıyoruz, bir kişi daha bu eve sığmaz artık.
– Boşuna telaş etmeyin, Adnan bizim evin peşinde değil, ben onun evine taşınacağım, – diye anlattı Necla. – Orası büyük, kızıyla konuşup anlaştık, herkes yetişkin. O yüzden bir gerginlik çıkmaz.
Ali kaygılanırken, Esra onun annesinin kararını anlaması gerektiğini savundu.
– Biz biraz bencil miyiz acaba? – dedi düşünceli bir şekilde. – Annemin yardım etmesi işimize geliyor, Zeyneple sıkça ilgileniyor. Ama kendi hayatını kurmak hakkı. Madem bir şansı çıktı, engel olmamak lazım.
– Tamam da, nikaha ne gerek var? Sadece birlikte yaşasalar yeter. – dedi Ali. – Bir de beyaz gelinlik, garip bir düğün istemiyorum.
– Onlar eski kuşak, belki böyle daha rahat ve güvende hissediyorlardır, – diye açıklamaya çalıştı Esra.
Sonunda Necla, mahallede yürüyüşte tesadüfen tanıştığı Adnanla evlendi ve onun evine taşındı. İlk başlarda her şey yolunda gibiydi, evdekiler onu kabul etti, kocası ona iyi davrandı ve Necla sonunda yaşının son baharında mutluluğu hak etmiş gibi hissediyordu. Fakat kısa zamanda yeni evde ortak yaşamın ilk sonuçları ortaya çıkmaya başladı.
– Akşam yemeğine güveç yapabilir misiniz? – diye soruyordu Adnanın kızı Ayşe. – Ben de yapardım ama iş çok yoğun, hiçbir şeye yetişemiyorum. Sizin ise zamanınız bol.
Necla durumu hemen kavradı, mutfağı üstlendi, ardından alışveriş, temizlik, çamaşır, hatta yazlığa gitmek gibi işler de ona kaldı.
– Artık evliyiz, yazlık da ortak mülkümüz oldu, – demişti Adnan. – Kızım ve damadımın yazlığa gitmeye vakti yok, torunum daha küçük, her işi ikimiz yapacağız.
Necla hiç tartışmadı. Zaten uzun zamandır büyük, uyumlu bir ailenin parçası olmak hoşuna gidiyordu; karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmaya dayalı bir yaşam özlemi çekiyordu. İlk eşiyle böyle bir mutluluğu hiç yakalayamamıştı; tembel ve açıkgöz adam, oğulları Ali on yaşındayken Neclayı bırakıp gitmiş ve yirmi yıldır hiçbir haber alınamamıştı. Şimdi ise her şey yerli yerindeydi, o yüzden iş yükü rahatsız etmiyor, yorgunluk ise ona huzursuzluk vermiyordu.
– Anne, yazlıkta çalışmak sana göre mi? – dedi Ali endişeyle. – Her gelişte tansiyonun çıkıyordur, buna ne gerek var?
– Tabii var, hem zevk alıyorum, – diye cevapladı emekli kadın. – Adnanla bol ürün elde edeceğiz, size de getiririz, hep birlikte paylaşırız.
Alinin ise kafasında soru işaretleri vardı. Çünkü aylar geçmesine rağmen kimse onları yemeğe bile çağırmamıştı. Ali ve Esra Adnana davet yollamışlardı, o da gelecek diye söz vermişti ama hiçbir zaman vakit, enerji bulamadığını söyleyip gelmemişti. Sonunda onlar da ısrar etmeyi bıraktı, yeni aile bireylerinin ilişkileri sürdürmekte çok da hevesli olmadığı gerçeğini kabullendiler. Yine de tek istedikleri Neclanın mutlu ve sağlıklı olmasıydı.
Başlangıçta her şey öyleydi ve Necla bütün işleri memnuniyetle üstleniyordu. Fakat zamanla işlerin sayısı arttı, biraz yorucu olmaya başladı. Adnan yazlığa geldiğinde hemen belini tutuyor ya da kalbim ağrıyor diye şikayet ediyordu. Necla da ona istirahat verip kendisi dalları topluyor, yaprakları süpürüyor, çöpü kuyuya götürüyordu.
– Yine mi tarhana çorbası? – dedi Adnanın damadı Fikret, burun kıvırarak. – Dün de yedik, bugün başka bir şey bekliyordum.
– Bugün alışverişe çıkamadım, perde yıkadığım için yoruldum, başım döndü, biraz uzandım. O yüzden yeni bir şey pişiremedim, – diye açıklamaya çalıştı Necla.
– Anlıyorum, ama ben tarhana sevmiyorum, – diye tabağını itti Fikret.
– Yarın Necla Hanım bize şahane bir sofra kurar, göreceksiniz, – diye araya girdi hemen Adnan.
Ertesi gün gerçekten Necla sabahtan akşama kadar mutfaktaydı, akşam ise ne varsa yarım saatte silip süpürdüler. Sonra bütün evi topladı, bu döngü hep böyle devam etti. Fakat artık, Ayşe ve Fikret en ufak şeyi bile eleştirmeye başlamıştı, Adnan ise onların tarafına geçiyor, Neclayı haksız çıkarıyordu.
– Ben de genç değilim ki, yoruluyorum, her şeyi tek başıma neden yapmak zorundayım? – deyiverdi bir gün Necla, dayanamayınca.
– Sen benim eşimsin, bu evin düzenine bakmak zorundasın, – diye hatırlattı Adnan.
– Karısı olarak sadece yükümlülüğüm değil, hakkım da olmalı, – diye gözyaşı döktü Necla.
Sonra biraz yatıştı, yine herkese gönül almaya, eve huzur katmaya çalıştı. Ama bir gün tak etti ve büsbütün kırıldı. O gün Ayşe ve Fikret dışarıdaki bir davete gidecek, kızlarını da Neclaya bırakacaklardı.
– Küçük torunun ya dedesiyle kalsın ya da sizinle gelsin, çünkü ben bugün kendi torunumun doğum gününe gideceğim, – dedi kadın kararlı bir şekilde.
– Hepimiz neden sana göre hareket etmek zorundayız? – diye çıkıştı Ayşe.
– Zorunda değilsiniz ama ben de size hiçbir şey borçlu değilim, – diye vurguladı Necla. – Torunumun doğum günü, size salı günü söylemiştim. Kimse umursamadı, bir de üstüne beni evde tutmaya kalkıyorsunuz.
– Bu olmaz ama, gerçekten ayıp, – dedi sinirden kızaran Adnan. – Ayşenin planı bozuluyor şimdi, torunun daha küçük, bir gün sonra da kutlasan fark etmez.
– Hiçbir şey olmaz, üçünüz beraber bana gidersiniz ya da torunla sen kalırsın, ben gelinceye kadar, – dedi Necla, kesin bir tavırla.
– Ben biliyordum zaten, bu evlilikten hayır gelmeyecek dedim size, – diye hırçınca ekledi Ayşe. – Yemekleri vasat, temizlik fena, her işini kafasına göre yapıyor.
– Bunca aydır yaptıklarımdan sonra sen de mi öyle düşünüyorsun? – diye sordu Necla, Adnana. – Açık söyle, bana eş mi aradın, yoksa hepimizin hizmetçisi mi?
– Haksızsın şimdi, bana suç yüklemeye çalışma, – diye gözünü kaçırdı Adnan. – Gereksiz yere tartışma çıkarma.
– Basit bir soru sordum ve cevabını almaya hakkım var, – diye daha da ısrar etti Necla.
– Madem böyle diyorsun, bildiğin gibi yap; ama benim evimde bu şekilde görevlerin ihmal edilmesi olmaz, – diye böbürlendi Adnan.
– O halde işten ayrıldım, – dedi Necla ve eşyasını toplamaya başladı.
– Sahipsiz bir anneanneyi geri alır mısınız? – dedi Necla, çantasını ve torunun hediyesini taşırken. – Evlendim, döndüm, bir süre anlatmak istemiyorum; sadece söyleyin: alır mısınız?
– Tabii ki alırız, – diye koştu yanına Ali ve Esra. – Odanız sizi bekliyor, dönüşünüze sevindik.
– Sadece eve döndüğüm için mi sevindiniz? – diye bekledi esas cevabı.
– İnsan neden en yakınlarına sevinmez ki? – dedi Esra.
İşte o zaman Necla gerçekten hizmetçi olmadığını anladı. Evet, ev işlerinde ve torunuyla ilgilenmede yardımcı oluyordu; ama Ali ve Esra hiçbir zaman saygısız davranmadı, ona yük olmadı. Çünkü o burada anne, anneanne, kayınvalide ve aileden biriydi, hizmetçi değil. Necla bir daha geri dönmedi, kendisi boşanma davası açtı ve yaşadıklarını unutmaya çalıştı.




