O, zengin bir aileyle evlenebilmek için kendini yetim olarak tanıttı ve kendi torunumun bakıcısı olarak beni işe aldı.
Kendi kızımın, yalnızca torunumu kucağıma alabilmek için bana maaş ödediğine tanık olmak Daha acı ne olabilir, bilmiyorum.
Onların konağında hizmetçi olmayı, üniforma giymeyi ve yanımdan geçerken başımı eğmeyi kabul ettimsırf onun çocuğunun yanında olabilmek için. Kocasına, benim için “ajans kadını” dedi. Ama dün, torunum bana yanlışlıkla babaanne deyince, kızım yalanını koruyabilmek için beni kırık bir eşya gibi işten çıkardı.
Günlük
Bu koca konakta, yüksek tavanlar ve mermer zeminler arasında bana sadece Meryem diyorlar. Sadece Meryem. Bakıcı. Biberonları yıkayan, bez değiştiren, penceresiz küçücük bir odada uyuyan kadın.
Ama gerçek adım anne. Ya da öyleydikızım beni sağken toprağa gömmeye karar vermeden önce.
Kızımın adı Yasemin’di. Her zaman çok güzeldi. Her zaman fakirliğimizden utandı. Tenekeden çatılı evimizden, pazarda ev yemekleri satmamdan, onun okul taksitini çıkarışım için didindiğimden nefret ederdi.
Yirmi yaşına bastığında evi terk etti.
Hayatım hamur ve ter kokmayacak, dedi.
Üç yıl boyunca haber alamadım. Adını değiştirdi, saçlarını sarıya boyadı, görgü kuralları dersi aldı. Sonra Tolgayla tanıştızengin, işine aşık, çok ağırbaşlı bir adamdı. Yasemin, onun ailesine girebilmek için müthiş bir hikaye uydurdu: Sözde, bir kazada hayatını kaybeden, Avrupada okumuş entelektüel anne babanın tek ve çaresiz kızıydı. Geçmişsiz, yalnız, ağırbaşlı bir kadın
Hamile kalınca korkuya kapıldı. Bebeğe dair hiçbir şey bilmediği gibi, kimseye güvenemiyordu. Ona koşulsuz güvenecek, aynı zamanda sırrını saklayacak birine ihtiyacı vardı.
Beni buldu.
Anne, sana ihtiyacım var, dedi kapımda, üzerinde tüm evimin değerinden pahalı kıyafetlerle, ağlayarak. Ama bilmelisin ki Tolga, senin varlığından habersiz. Annemi öğrenirse beni bırakır. Ailesi çok muhafazakâr.
Ne yapmak istiyorsun, kızım? diye sordum.
Bizimle yaşa. Torununu doyasıya sevebilirsin. Ama herkesin önünde sadece ajansın gönderdiği Meryem olmanı istiyorum. Asla, hiçbir şartta annem olduğunu söylemeyecek, rolünü unutmayacaksın. Ben de sana maaş vereceğim.
Kabul ettim.
Çünkü anneyim. Ve ne olursa olsun, torunumu görememek gururumdan daha çok acı veriyordu.
İki yıl boyunca yalan yaşadım.
Tolga iyi bir adam.
Günaydın Meryem Hanım, der her sabah. Kereme iyi baktığınız için teşekkür ederiz. Onsuz ne yapardık, bilemiyorum.
Yasemin ise celladım.
Tolga evde yokken bana soğuk davranır.
Meryem, çocuğu öpme, hijyenik değil.
Meryem, o eski ninnileri söyleme, klasik müzik dinlesin.
Meryem, misafir gelince odanda ol, kimse seni görmesin.
Ben ise susar, Keremi kucağıma alır, kokusunu içime çekerim. O, benim ışığım. Sosyal fark bilmez. Sadece kollarımı güvenli liman bilir.
Dün, ikinci yaş günüydü.
Bahçede şık bir parti, balonlar, takım elbiseli insanlar, kahkahalar, şampanya
Ben gri önlüğümle, çocuğun yanıbaşındaydım.
Yasemin parlıyordu; mükemmel hayatını hikaye ediyordu.
Keşke anne babam hayatta olsaydı da torunlarını görebilseydiler, dedi bir hanıma.
O sırada Kerem yere düştü, dizi kanadı ve ağlamaya başladı.
Yasemin yanına koştu, ama o, Yasemini itti.
Kollarını bana uzattı ve yüksek sesle,
Babaanne! Babaanne gelsin! dedi.
Herkes sustu.
Tolga kaşlarını çattı. Yaseminin rengi atmıştı.
Ne dedi çocuk? diye sordu bir kadın.
Hiçbir şey, dedi Yasemin. Bakıcısını öyle seviyor da ondan öyle diyor. Alışkanlık.
Kerem, bana koştu.
Babaanne, öp de geçsin, dedi.
Onu aldım. Tutamadım kendimi.
Buradayım, kuzum, dedim.
Yasemin, beni nefretle süzdü. Çocuğu benden kopardı.
İçeri geç! Eşyalarını topla! Artık işin yok burada!
Tolga araya girdi.
Neden kovuyorsun? Çocuk onu çok seviyor.
Çünkü haddini aşıyor! diye bağırdı Yasemin.
Tolga gözlerime baktı.
Meryem, neden Kerem size babaanne diyor?
Kızıma baktım. Sessizce yalvarıyordu bana.
Sonra torunuma döndüm.
Tolga Bey, dedim usulca, çocuklar hep doğruyu söyler.
Ve her şeyi anlattım.
Fotoğrafları gösterdim. Gerçeklerin önü açıldı.
Tolganın gözlerindeki hayal kırıklığı, öfkeden daha ağırdı.
Fakirliğini umursamıyorum, dedi Yasemine. Ama anneni yok sayman çok acı.
Bana döndü:
Burası da sizin eviniz.
Hayır, dedim. Benim yerim, ismimden utanılmayan yerdir.
Torunumu öptüm.
Ve çıktım gittim.
Bugün evimdeyim. Ekmek ve huzurun kokusu var.
İçim sızlıyor. Torunumu özlüyorum.
Ama adımı, kimliğimi geri aldım.
Bunu benden kimse alamaz.
Ve şimdi düşünüyorum: Sevgi adına yalan söylenir mi? Yoksa her şeyin sonunda hakikat mutlaka yolunu bulur mu?




