Ayşen, yaşlandıkça aklını mı kaçırdın sen? Torunların artık okula gidiyor, neyin düğünü bu? dedi ablam, onunla evleneceğimi söylediğimde.
Ne yapayım ki, daha fazla beklemenin anlamı yoktu. Haftaya Taliple nikahımız var, ablama söylesem iyi olur diye düşündüm. Tabii ki düğünde yanımıza gelmeyecek, zira ülkenin iki ucundayız. Zaten altmış yaşıma gelmişim, Birbirinize karşılıklı öpüşün! diye bağırılan görkemli bir düğün de yapmak istemiyorum. Sessiz sedasız nikahımızı kıydırıp beraber kutlayacağız.
Aslında evlenmeden de devam edebilirdik, ama Talip diretince iş büyüdü. Adam tam bir eski kafalı beyefendi; apartmanın kapısını açar, arabadan inerken elimi tutar, paltoyu bile omzuma geçirir. Pasaportsuz yaşayamam diyor bildiğin. Ben çocuk muyum? Ciddi ilişki istiyorum, dedi açık açık. Bana göre Talip hep çocuk zaten, saçları ak olsa da! İş yerinde sadece adı-soyadıyla hitap edilir, ciddi ve disiplinlidir. Ama beni görünce bir anda kırk yaş gençleşir. Kolumdan tutup sokağın ortasında döndürmeye başlar. İçim içime sığmasa da utanırım tabii. Ay millet bakıyor, rezil olacağız, derim. O da bana, Kim bakıyor yahu, ben senden başkasını görmüyorum! deyip geçiştirir. Nasıl olursa, yanındayken dünya bir ben bir o varmış gibi olurum.
Ama işte, bir de ablam var, anlatmak borç oldu. Korkuyordum, Şermin abla da diğerleri gibi yargılayacak diye ama en çok da onun desteğine ihtiyacım vardı. Cesaretimi topladım, aradım.
Ayşen, deli misin sen, dedi ablam, şoktan sesi incecik çıkıyor, daha geçen yıl Cemali toprağa verdik, bak hemen yeni koca bulmuşsun kendine! Şaşırmasını bekliyordum ama merhum kocam yüzünden çıldıracağını düşünmemiştim.
Ablacığım, anlıyorum, dedim lafını böldüm, da, bu süreyi kim belirliyor? Bana net bir rakam söyleyebilir misin? Ne kadar beklersem ayıplanmam?
Bir düşündü:
Bi beş sene falan bekleseydin ya, en azından.
Yani Talipe mi diyeceğim, Kusura bakma, beş sene sonra gel, ben daha yas tutacağım diye?
Cevap veremedi.
Ne geçecek elimize? devam ettim İster beş sene geçsin, yine bir şey diyen çıkar. Herkesin ağzı torba değil ki büzesin. Açıkçası başkalarına kulak asacak halim yok, ama senin fikrin önemli. İlla istemiyorsan, düğün olayını iptal ederim.
Ben karışmam, ister hemen evlenin, ben desteklemiyorum ama, içtenlikle söyleyeyim, seni anlamıyorum, yaşlandıkça daha da tuhaflaştın. Bir zahmet şunun şurasında bir yıl daha bekle.
Pes etmeye hiç niyetim yoktu.
Bir yıl diyorsun ama ya bizim de bir yılımız kaldıysa Taliple, ne olacak?
Ablam burnunu çekti.
Bilmiyorum işte, ne yaparsan yap. Herkes mutlu olmak ister tabii ama, sen de yıllarca mutlu yaşamadın mı sanki…
Katıla katıla güldüm.
Yahu abla, bunu cidden söylüyor musun? Sen bunca yıldır beni çok mutlu mu sandın? Ben bile öyle sanmışım ama, yeni yeni anladım ki hayatım boyunca yük taşımışım. Hayat başka türlü de yaşanabiliyormuş!
Cemal iyiydi, iki kız büyüttük beraber, şimdi beş torunum var. O hep hayatta en önemli şey aile diye kafama kazıdı. Hiç itirazım olmadı. Önce ailemiz için çalışıp didindik, sonra kızların aileleri için, peşinden de torunlar için… Şimdi dönüp bakınca, tek mola vermeden refah için koşmuşum. Büyük kız evlenene kadar zaten bir yazlık almıştık, Cemal ise orda da durmadı: Torunlara organik tavuk eti lazım diyerek çiftliğe çevirdi evi.
Bir dönümlük tarlayı kiralayıp bir de hayvancılık işine giriştik. Hayvanlara bebek gibi bakılır; uyku zaten lüks, sabahın beşinde kalk, gece yarısına kadar iş bitmez. Yıl boyu yazlıktan şehre zor çıkarız, o da zoraki. Arada arkadaşlar arar; biri torunuyla denizden yeni dönmüş, öteki eşiyle tiyatroya gitmiş. Ben markete gitmeye vakit bulamıyordum!
Bazen günlerce ekmeksiz otururduk, sırf hayvanlar yüzünden. Tek tesellim, çocuklar, torunlar aç kalmıyor ya. Büyük kızımız bizim sayemizde arabasını değiştirdi, küçüğü ise evini yeniledi. Demek ki çektiklerimiz boşa gitmemiş. Bir gün eski işten bir arkadaş uğradı:
Ayşen, ne hale gelmişsin! Ben seni yazlıkta havalı havalı geziyor sandım. Meğer pamuk ipliğine dönmüşsün. Kendini niye bu kadar hırpalıyorsun?
Çocuklar için yapıyoruz, yardım etmek lazım dedim.
Onlar yetişkin artık, kendini de düşün biraz, kendin için yaşa.
Ne demek kendin için yaşa bilemedim o zaman. Şimdi ise öyle bir yaşıyorum ki… Canım istedi mi saat kaç olursa olsun uyuyorum, alışverişe gidiyorum, sinemaya, havuza, hatta kaymaya bile. Kimse mağdur olmuyor! Çocuklar aç değil, torunlar tok. Hem kendimi de değiştirdim.
Eskiden yazlıkta dökülen yaprakları çuvallara doldururken, Bu kadar pislik de olur mu! diye söylenirken şimdi o yapraklar bile keyif veriyor bana. Parkta yürürken ayakla fırlatıyor, çocuk gibi eğleniyorum. Yağmuru da sevdim mesela; daha çatıya hayvan kovalayım derdi yok, istersem oturur, sıcak çayla yağmuru izlerim. Gökyüzü, bulutlar, karda yürürken çıkardığım ses… Hepsi yeni güzellik oldu gözüme. Ve gözüm yeni açıldıysa, bunun sebebi Taliptir.
Kocam ölünce adeta pus içinde yaşadım. Çok beklenmedik gelişti: Kalpten gitti Cemal, ambulans gelene kadar. Çocuklar hemen tüm hayvancılığı, yazlığı sattı, beni tekrar şehre taşıdı. İlk günlerde kendimi kaybolmuş buldum; hâlâ sabah beşte uyanıyorum, evin içinde dolanıp Ben ne yapacağım? diye düşünüyordum.
Sonra hayatıma Talip girdi. Komşumdu, damadın da tanıdığıymış, evi taşırken yardıma geldi. Meğer ilk başlarda bana bir niyeti de yokmuş, sadece halime acımış. Hemen anlamış, bu kadında hayat var, moral vermek lazım diye düşünmüş. Hafta sonu parka götürdü, birlikte oturduk. Talip bana dondurma aldı, sonra gölete gidip ördeklere ekmek verelim dedi. Ah o ördekler! Senelerce baktım ama bir dakika göz ucuyla izlemedim. Oysa meğer ne komikler, ne eğlenceliler! Hoplayıp zıplayıp ekmek kapışları…
Ya, şu an burada durup ördek izlemek ne kadar tuhaf geliyor, dedim ona. Benim çiftliktekilerle ilgilenmekten bir an bile bakamadım, hep yem, su, temizlik dedim, şimdi hayatı izliyorum.
Talip gülümsedi, elimi tuttu, dedi ki: Dur bakalım, hayatı daha yeni keşfediyorsun, ben sana harika şeyler göstereceğim. Resmen yeniden doğacaksın.
Haklıydı valla. Her gün çocuk gibi yeni bir şey keşfettim, yeni hayatıma öyle bağlandım ki, eski günlerim ağır bir kabus gibi gelmeye başladı. Hangi gün Talipe iyice tutuldum hatırlamıyorum, ama bir sabah uyandım, Onsuz yaşayamam dedim.
Kızlar, bu ilişkiyi hiç onaylamadı! Babamızı unutmuşsun, nankörlük yapıyorsun, dediler. Çok üzülmüştüm, sanki onlara ihanet etmişim gibi. Talipin çocuklarıysa sevinçten havaya uçtu, Babamızın rahat yüzü gördüğüne çok sevindik, dediler. Son adım ablama anlatmaktı, ona ise en geç söyledim.
Eee, nikah ne zaman? dedi sonunda Şermin abla.
Cuma, bu Cuma.
Eh ne diyeyim, Allah bir yastıkta kocatsın, yaşlılıkta aşk iyiymiş, dedi, ve telefonu kapattı.
O Cuma, Taliple alışverişimizi yaptık, yeni kıyafetlerimizi giydik, bi taksi çağırdık, nikaha gittik. Taksiden indiğimde bir şoka uğradım: Nikah salonu önünde kızlar, damatlar, torunlar, Talipin çocukları veee… ablam! Şermin, elinde beyaz güller, gözyaşıyla bile gülümsüyor. Ablam, buraya kadar mı geldin benim için? inanamadım.
Teslim edeceğim kişiyi bir göreyim dedim, dedi, gülerek sarıldı.
Meğerse hepsi aralarında organize olup nikah öncesi buluşmayı ayarlamışlar, cafede masa bile ayırtmışlar.
Geçenlerde birinci evlilik yıldönümümüzü kutladık Taliple. Herkes, Talipi aileden biri sandı bile! Ben de hâlâ inanamıyorum bazen… Bu kadar ayıp olurcasına mutlu olmak, milletin nazarı değer mi korkusu yaşatıyor!




