Kocam, Annesinin Bakımı İçin Beni Göreve Zorladı, Ama Benim Hayalimde Bambaşka Bir Hayat Vardı – Kayınvalide Yarın Bizimle Yaşamaya Geliyor, Fakat Benim de Büyük Bir Projem ve Kendi Planlarım Var!

Annem yarın sabah bize taşınıyor, dedi Cemil, yüzünden tartışmaya kapalı bir ifadeyle. Amcam Bahriyle anlaştım, eşyaları birlikte getiririz. O surat ne öyle, Nermin? Başka şansımız yok. Kadıncağızın tansiyonu fırlamış, sürekli bakım, ev yemekleri lazım, huzur lazım. Sen de zaten evden çalışıyorsun; iki tabak yemek verip, tansiyonunu ölçmek ne kadar zor olabilir ki?

Cemil, bunu söylerken çorbasına öyle bir gömüldü ki, sanki artık konu kapanmış ve itiraz hakkı tanınmamış gibiydi. Nermin ise o sırada ekmek dilimliyordu, bıçağı elinde havada durakaldı. İçini hem buz gibi bir ürperti, hem de aniden basan bir sıcaklık kapladı.

Bıçağı yavaşça tahta üstüne bıraktı, gözleriyle Cemili delip geçti. Yirmi yıllık eşi, özenle döşediği mutfağın ortasında, sanki kendisi bir insan değil de, kullanma kılavuzunda ekstra özellik olarak geçen otomatik çorba dağıtıcısıymış gibi emrivaki yapıyordu.

Cemil, dedi Nermin sessiz ama o bilindik fırtına öncesi çelik tonuyla. Duvarda asılı köy ekmeğinin üzerindeki bıçak kıpırdamamıştı. Sen bana sordun mu? Benim bir haftaya yıllık kapanış raporum var. Evden çalışıyorum, evde boş oturuyorum değil. Aradaki fark Everest Tepesi kadar. Sessizlik ve konsantrasyon gerek, yoksa sürekli ilaç peşinde koştur, yok hayat hikâyesi dinle

Cemil kafasını kaldırdı, gözlerinde saf bir şaşkınlıkla harmanlanmış hafif bir sinir.

Nermin, amma abartıyorsun! Bu annem yahu, sokaktan herhangi biri değil. Ne yapayım? Hastanede fazla tutmazlar, bakıcıya verecek paramız yok, biliyorsun hâlâ arabanın kredisi bitmedi. Zaten gün boyu bilgisayar başındasın, iki dakikacık bir mola vermek zor mu yani?

İki dakika mı Nermin acı bir tebessümle güldü. Senin annen, Mukadder Hanım, 24 saat canlı yayın ister! Geçen yaz yazlıktaki performansı unutmadın değil mi? Bir çayı sıcak, bir yastığı sert, güneş yanlış açıdan vuruyor diye sabahtan akşama dır dır O zaman sağlıklıydı üstelik. Şimdi hasta süsünü de bulunca neler olur, aç gözünü!

O kadar da değil, elini salladı Cemil. Annem düzen seven bir kadın. Hem zaten bu geçici, bir ay kalır, toparlar, geri döner. Bak, sen de kadınsın, kendindeki şefkati göster bakayım biraz.

Göster Bu göstermek zorundasın lafı Nerminin kulağında cır cır ötüyordu. Hayatı boyunca hep iyi olmak zorundaydı; iyi anne, iyi ev kadını, iyi çalışan, anlayışlı eş Oğlu üniversiteye gidip evden uçtu, kariyeri yeni açılmaya başladı; yaş kırk beşe gelmiş, ve hâlâ iş yüküne yeni “görevler” atayan birileri vardı hayatında.

Kayınvalide Mukadder Hanım, bildiğin eski toprak. Ticaretten gelen, alışkanlıkla etrafını idare eder, her derdini üç mahalleye yayar. Ufak bir boğaz ağrısı, geride kıyamet kopacak sanırsın. Ama Cemil bu defa bu yükü Nerminin omzuna yıkmaya net olarak kararlıydı.

Olmaz Cemil, başka planım var, dedi kararlılıkla Nermin.

Hangi plan? Akşama dizi mi izleyeceksin? Cemil alayla homurdandı.

Büyük bir proje aldım. Bir market zincirinin tüm muhasebesi bana verildi. Parası da büyük, sorumluluğu da. Konsantre olamayacağım.

Reddet, dedi Cemil, ekmekten koca bir parça koparırken. Zaten iki kişi çalışıyoruz, para derdimiz yok, annemin sağlığı daha önemli. Bencil olma, Nermin. Yarın on buçukta annemi getiriyorum. Çocuk odasını hazırla, nevresimi değiştir, bir de tavuk suyu çorba iyi gelir, ağır şey yemesin.

Sofradan kalktı, peçetesini masaya fırlattı ve sanki büyük bir zafer kazanmışçasına salona doğru yürüdü. Cemil yaşadığı süre boyunca hep en son sözü kendisi söyler, Nermin biraz söylense de sonunda razı gelirdi. Evin huzuru için sürekli kendi konforundan vazgeçen fedakâr kadın rolüne alışılmıştı çünkü.

Nermin mutfakta oturup kaldı. Dışarıda gün batıyordu, sokak lambasında loş bir ışık. Kafasında tek bir şey:

Şimdi boyun eğsem, hayatım boyunca yatılı gönüllü hemşire olacağım. Tansiyon illeti kolay geçmez ki, bu iş daimîye bağlanır.

Birden sabahki sohbeti aklına geldi. Müdürü Leman Hanım ne demişti?

Nermin Hanımcığım, yeni şube için güvenilir bir muhasebeciye ihtiyacım var. Bir ya da bir buçuk ay Eskişehirde görev. Kalacak yer bizden, duble maaş da var. En iyi aday sizsiniz. Cevabınıza yarın ihtiyacım var.

Sabah eşimi yalnız bırakmam diye midesinde bir ağrı vardı. Şimdi, boş tabağı seyredince, iş teklifinin aslında kurtarıcı bir can simidi olduğunu fark etti.

Sessizce mutfağı topladı, yatak odasına gitti. Cemil kanepede televizyon karşısında neredeyse uyuyordu. Nermin, gömme dolaptan bavulu indirdi.

Ne yapıyorsun? diye sordu Cemil, kafasını bile kaldırmadan. Kıyafetleri mi ayıklıyorsun, tam zamanıydı, yarısı çöp zaten.

Gidiyorum Cemil, dedi Nermin. İş seyahatine.

Cemil kumandanın sesi kısmıştı, şimdi tamamen ona döndü.

Sen nereye gidiyorsun? Annenlere mi? Onlar hâlâ köyde.

Hayır. Eskişehire göreve. Bir buçuk ay yokum.

Sessizlik sardı odayı. Cemil, sanki eşinin ikinci bir başı fışkırmış gibi dona kaldı.

Şaka yapıyorsun? Ne seyahati? Annem? Kim bakacak?

Sen bakacaksın, Cemil. Sonuçta o senin annen, sokaktan geçen biri değil.

Kafayı yedin sen! Ben çalışıyorum, sekizde çıkıyorum, akşam yedide geliyorum evde! Gündüz ilaçlarını kim verecek, yemeğini kim yapacak?!

İzin alırsın, telafi yaparsın, esnek çalışırsın. Sözde ben projeyi bırakmalıymışım, aile için. Buyur bakalım, misyon sende, biraz da sen hallet bakalım.

Bu resmen bana tuzak! Cemilin yüzü pancar gibi oldu. Planını bana inat mı yaptın?

Hayır Cemil. Bu sabah teklif geldi, kararsızdım, ama sen netleştirdin. Diyorsun ya para lazım, arabanın kredi taksitiymiş, bakıcıya benim maaş yetmez ama yolluklarla belki olur. Bakalım, tek başına olunca mucizeler yaratabiliyor musun.

Nermin bavulu topladı: diş fırçası, kremleri, rahat evi kıyafetleri, dizüstü bilgisayar Cemil bir yandan orada volta atıp, yeminler edip, boşanmaya tehdit ederken bir yandan da az kalsın drama ödülüne aday gösterilebilirdi.

Zavallı, yaşlı kadını nasıl bırakıyorsun! ağlamaklı bir edayla.

Yanında yüzyılın en iyi oğlu var, annesinin her isteğine koşturacak, Nermin, bavulunun fermuarını bir şampiyon edasıyla çekti. Taksi çağırdım, iki saat sonra trenim var.

Gitmeyeceksin! Cemil kapıya siper oldu.

Nermin gözlerinin içine dik dik bakarak yaklaştı.

Gideceğim. Yirmi yıl boyunca gömleğini ütüledim, akşam yemeği hazırladım, annenin nazını çektim. Yoruldum Cemil. Başkası olmak istiyorum. Çekil kenara. Yoksa gerçekten boşanma davası açarım ve o zaman bölüşeceğimiz sadece annene bakmak olmaz.

Cemil kenara çekildi. Şaşkınlık, sersemliği üstündeydi. O eski alttan alan, uslu Nerminden eser yoktu sanki.

Kapının kapanışıyla Cemil tek başına kaldı. Ertesi sabah Mukadder Hanım eve taşındı.

Mukadder Hanım, sürgüne gitmiş kraliçe edasıyla giriş yaptı; yüzünde mağdur ifadesi, üç koca valiz ve sayısız reçel kavanozu, eski yorgan yastık, bir de dua kitapları.

Hani Nerminciğim? sızlandı, genç odasındaki koltuğa zorlukla yerleşerek. Yastığımı düzeltsene, burada cereyan var.

Nermin gitti, dedi Cemil, son valizi yerleştirirken. İş gezisi. Acil çağırdılar.

Mukadder Hanım elini göğsüne götürdü, role hazır bir sanatçı ciddiyetiyle:

Nasıl yani? Kim bana bakacak şimdi? Benim üç saatte bir çorba içmem şart, tansiyonum hassas! Nermin nasıl bırakır böyle zavallı bir kadını? Vicdansızlık bu!

Ben bakacağım, anne. Ben.

Ve o andan itibaren asıl macera başladı.

Cemil tabii ki izne ayrılmadı, müdürü izin vermedi, işler de tepeden alev aldı. Evden yarım gün çalışmayı umuyordu, ancak bırakın yarım günü, on dakika odaklanmak lüks oldu.

Saat sabah yedide Mukadder Hanım duvara bastonla tık tık tık:

Cemilcim, tansiyon! Hemen ölç, ölüyorum galiba.

Gözlerinde uykusuzluk ve kan çanağı, Cemil koşa koşa tansiyon aletini getirdi. Rakam: 130a 80 NASA astronotlarını bile kıskandıracak seviye. Ama annesi sızlanır, gözünde yaş, bir damacana limonlu çay, iki kaşık şeker ama sakın karıştırmadan!

Sonra kahvaltı faslı. Cemilin yapabildiği tek yemek menemen ve hazır köfte. Yulaf lapası tam anlamıyla iç karartıcı.

Beni zehirleyeceksin, diye gözyaşı döken Mukadder Hanım, lapa yerine kömür parçası görünce. Nermin kesin seni doldurdu, beni öldürmek istiyorsunuz!

Gündüz iş başı, annesine termos çay, sandviç bırakıp kaçar. Telefon yirmi dakikada bir:

Cemil, kumandayı bulamıyorum.
Cemil, rüzgâr var, camı kim kapatacak?
Cemil, kırmızı mı yoksa mavi hapı içtim, hatırlamıyorum; gel bak!

Akşam olunca ev, deprem görmüş gibi. Mukadder Hanım, yatak istirahatinde olmasına rağmen, tüm dolapları denetleyip genel temizlik projesi yürütmüş.

Ev toz içinde Cemil, annen için ölüyor musun! Nerminin evi fare yuvası olmuş. Kuru bakliyatları torbada tutmak ne demek, içi böcek kaynar şimdi!

Cemil, sıkı sıkı dişini sıkar, marketten hazır köfteyle akşamı savuşturur, yerde tencere, masada tencere, anneden dır dır, o Nermin var ya

Bir hafta sonra Cemilin insan formu neredeyse silindi. İşyerinde azarlanıp hayat dersi aldı. Evde iki dakika nefes almak yok. Anne asla susmuyor.

Anne, biraz dizi baksana, benim çalışmam lazım, diye yalvarır.

Para sevgili annenden daha mı kıymetli! Mukadder Hanım gözyaşıyla tehdit eder. Bu gece ölürsem görürsün sen!

Bir gün işten erken gelip ilginç bir sahneye tanık oldu. Annelerinin odası aralık kalmış. Mukadder Hanım az önce öldüm bittim diye telefonda ağlamıştı; şimdi pırıl pırıl tabureye tırmanmış avize siliyor. Anahtar sesiyle artistik bir hareketle aşağı atladı, anında divana kıvrıldı.

Oho, Cemilcim geldin mi? inledi. Ben bayılacak gibi oldum, az su getir

Cemil kapıda annesini izledi. İçindeki bir bağ kopmuştu artık; tam tabirle göbek bağı.

Anne, gördüm seni, dedi sakin ama sitemli bir tonda.

Neyi gördün? gözleri panikle doldu Mukadder Hanımın.

Nasıl taburede resitali yaptığını. Sen gayet iyisin. Hiçbir şeyin yok. Hem beni hem Nermini kandırıyorsun.

Yüzsüzlük yapıyorsun! Benim için temizlik yapıyorum, pislik içinde mı yaşayacağım? Nermin baştan aşağı tembel zaten!

Ben mi yüzsüzüm? Cemil sinirli, acı bir kahkaha attı. Bir haftadır uyumuyorum, işimi neredeyse kaybettim. Nermin sırf senin yüzünden gitti. Meğer sen tam bir tiyatro provalarındaymışsın.

O akşam Cemil, hayatında ilk defa Nermini aradı.

Alo?

Alo Cemil. Bir sorun mu var? Anneye bir şey mi oldu?

Yok ya hatta fazlasıyla iyi. Nermin galiba ben biraz dangalakmışım.

Onu biliyorum, dedi Nerminin sesi, içinde sıcak bir gülümseyiş. Noldu bakalım?

Ben bittim, dayanamıyorum. Annem taş gibi sağlıklı. Ben eve girince avize siliyordu, sonra sanki baygınlıktan kalkamıyor

Nermin güldü.

Anladım Cemilcim, gerçi tansiyon krizi adı altında artistik hareketler bekliyordum.

Ne zaman dönüyorsun? hafif hüzünle sordu Cemil.

Bir ay var daha. Proje yoğun.

Benim ömrümden bir yıl gitti. Ne olur dön Zor bu işler.

Alışacaksın. Hayat içinde kocaman bir ders. Ev işi, yaşlı bakımı, sabır, hepsi ders. Benim nezdimde iyi tecrübe.

Nermin, affet beni. Önemi şimdi anladım. Hayat senin de hayatınmış.

Bunu duymama sevindim. Ben toplantıya giriyorum şimdi. Anneme selam de, kolay gelsin.

Cemil kapattı. Önünde cehennem gibi bir ay vardı ama artık ne yapman gerektiğini biliyordu.

Annesinin odasına girdi. Mukadder Hanım sırtını dönmüş, alıngan, tavanda bir noktada asılı.

Anne, yarın iyi bir kardiyologa gidiyoruz. Özel. Baştan aşağı kontrol. Bakalım ciddi bir rahatsızlık var mı. Gerekirse sert bir hemşire tutarız, istikrar ve disiplin getirsin.

Hemşire mi? Ne gerek var, ben iyiyim

Hayır. Belki iyileşmek için profesyonel bakım lazım. Ben de çalışmak zorundayım. Eğer tamamen sağlıklısın derse doktor hemen evine dönüyorsun, sosyal hizmetten destek alırsın, iki haftada bir gelir alışverişini yapar.

Beni evden mi atıyorsun?!

Sana sadece eski ortamını geri veriyorum. Burada mutsuzsun, gelin kötü, ortam pis, evin huzurlu.

Neredeyse üç hafta boyunca, evde pozisyon savaşı yaşandı. Doktor yaşına göre gayet normal, acil bir sıkıntı yok dedi. Mukadder Hanım iki üç kez kriz varmış taklidi yaptı ama Cemilin sabrı taşınca hemen ambulans çağırdı. İğneyle toparlayıp gönderdiler. Üçüncüde doktor bir daha gereksiz çağırırsanız cezai işlem başlar deyince Mukadder Hanım mecburen bavulunu topladı.

Götür beni evime. Komşularım anneden iyi, dertleşecek insanım var. Sen de artık taş gibi oldun, bu kadın seni ne hale getirdi!

Cemil annesini evine taşıdı, market alışverişini yaptı, buzdolabını doldurdu.

Anne, iki haftada bir gelirim. Ama ayrı yaşamalıyız, herkese en iyisi bu.

Nermin İstanbula döndüğünde, ev pırıl pırıldı ve sessizdi. Garip ama huzurlu. Cemil, onu istasyonda kocaman bir çiçek demetiyle karşıladı; biraz kilo vermiş, göz altında torbalar ama bakışlarında yeni bir şey vardı: saygı.

Akşam Cemil hazırladığı ızgara balığı tabaklara koyarken konuştu:

Seni özledim, dedi. Sadece ev işleri için değil, sensiz ev boşmuş.

Ben de özledim, dedi Nermin. Proje de çok iyi geçti, prim aldım, terfi var. Zaman zaman başka şehirlere gideceğim.

Cemil bir an gerildi ama sonra başıyla olur dedi.

Güzel. Hak ettin. Gurur duyuyorum.

Annen nasıl?

Arıyor, ara sıra durumdan şikâyet ediyor, hükümete, havaya Ama yengem komşudan ara sıra ona uğruyor, ihtiyacı olursa bakıyor, hem herkes için daha pratik, hem de daha huzurlu.

Nermin, Cemilin elini tuttu.

Biliyor musun, bazen dibe vurmadan gerçekleri göremiyorsun.

Evet, bazen de kadın eş değil de ev hizmetlisi zannediliyor.

O günden sonra evde yeni kurallar geçti: Nermin hayır diyebilmeyi öğrendi, Cemil de ailede iş ve bakımın sadece kadına ait olmadığını Mukadder Hanım hâlâ eski Mukadder Hanımdı tabii; ama artık karşısında yekpare bir birlik vardı.

Bir sonraki krizde Mukadder Hanım Ölüyorum, yetiş! diye arayacak olursa, Cemil artık şöyle diyor:

Ambulans çağırıyorum anne. Hastaneye yatırılırsan ziyarete gelirim, yoksa valeryan içersin.

Ve Mucize! Birden ölüm ortadan kalkıyor.

Nerminin çıkardığı ders: Hayatta kendi sınırlarını korumazsan, başkasının senaryosunu yaşarsın. Gerekirse Eskişehire git, şart! İnan, değerBir sabah, Nermin camdan dışarı bakarken elinde kahvesi, Cemil yanına geldi. İkisinin de yüzünde geçmişin ağırlığından arınmış hafif bir gülümseme vardı. Baharda taptaze açan çiçekler gibi onların evi de tazelenmiş, soluklarını hafiflemişti.

Nermin bir an sustu, Cemilin elini tuttu; Bir dahaki sefere kimseye danışmadan karar alma, birlikte düşünelim olur mu? dedi.

Cemil hafifçe başını salladı. Söz, dedi, gözlerinde mahcup bir parıltıyla. Artık aynı takımdayız. Hiç kimse sana ya da bana fazladan görev biçemez. Sen nereye gidersen git, seni destekleyeceğim.

Nermin gülümsedi, ilk kez gerçekten hafif hissetti. Hayatının dizginlerini yeniden ellerinde tuttuğunu fark etti. O an içinden geçen sıcak bir huzurla geçmişe, yitip giden sabırlı yıllara, kendi adıyla anılmayan fedakârlıklara selam verdi. Şimdi yeni bir hikâyenin başındaydı ve bu kez başrolü ona aitti.

Cemil bir yudum kahve içip dalgın dalgın sordu: Bugün ne yapmak istersin?

Nermin, güneşle aydınlanan mutfağa bakıp yanıtladı: Biraz yürüyüş, sonra okumak istediğim kitap, sonra da keyifli bir akşam yemeği. Belki yeni bir plan yaparız. Yeter ki birlikte karar verelim.

Ve birlikte pencerenin önünde, taze başlangıçların ve kendi kurallarının kokusunu içlerine çektiler.

Artık biliyorlardı: Bazen hayatta en devrimci şey, kendi hayatının iplerini eline almaktı ve başkalarının alışkanlıklarını değil, kendi hayallerini yaşmaktı.

Gülerek, İyi ki gitmişim Eskişehire, dedi Nermin.

Cemil de başını salladı, İyi ki dönmüşsün, dedi.

Ve sonsuza kadar değişmiş bir huzur içinde, yeni hikâyelerine yürüdüler.

Rate article
Lifequest
Kocam, Annesinin Bakımı İçin Beni Göreve Zorladı, Ama Benim Hayalimde Bambaşka Bir Hayat Vardı – Kayınvalide Yarın Bizimle Yaşamaya Geliyor, Fakat Benim de Büyük Bir Projem ve Kendi Planlarım Var!