Nadire Hanım Bir Anda Hastalanınca Kızları Değil, Sadece Torunu Onun Başında Bekledi. Fakat Kızları, Her Zamanki Gibi Bayramda Köy Lezzetleri İçin Gelince Soğuk Bir Sürprizle Karşılaştılar: Nadire Hanım Tüm Çiftliği Satmıştı ve “Torunum Hizmetçi Değil!” Diyerek Kapının Önünde Onlara Hesap Sordu. Köyde İse, Yıllar Önce ‘Külkedisi’ Deyip Küçümsedikleri Torunu Nataliye Büyük Bir Başarıyla Geri Döndü…

Nadiye Hanım aniden hastalandı. Kızlarından hiçbiri, anneleri yatakta hasta yatarken yanına uğramadı. Yalnızca torunu Zeynep ilgilendi, başından ayrılmadı. Ama kızlar bayram yaklaşırken bir anda ortaya çıktılar. Hep olduğu gibi, anneleri köyde hazırladığı lezzetlerden getirdi diye koşa koşa geldiler!

Nadiye Hanım kızlarını karşılamak için bahçe kapısına çıktı.

Ne işiniz var burada? dedi soğuk bir ifadeyle.

Büyük kızı, Gülseren, şaşkınlıktan dona kaldı.

Anne, hayırdır? diye mırıldandı.

Hiçbir şey yok! Hepsi bitti kızlarım! Bütün çiftliği sattım

Nasıl yani? Biz peki? kızlar olup biteni anlayamadı.

Bursa’nın kenar köylerinden biri olan Elmalı artık tek düze, dudak bükülen bir huzura sahipti. Köyde olan en ufak değişiklik, herkes için ayrı bir heyecandı.

Fakat eski bakkalın torunu Zeynepin köye dönüşü tam bir olay, hatta küçük çaplı bir devrim oldu.

Dedikodu kazanı kaynamaya başlamıştı: kadınlar Zeynep’i görünce iç geçiriyor, bazıları “Amanın Zeynep ne kız olmuş! Zeki de ha! Herkesi gölgede bıraktı vallahi, kıskanan kıskansın,” diyordu.

Doğrusu, köyün mütevazı seçkinleri, Zeynepin parlak jantlı koca cipinde köy yollarında salınmasını pek hazmedemiyordu.

Elmalı’nın bütün ahalisi bu anı kaçırmamak için birbirine göz kırparak sıraya dizildi. Yaşlılar mendilleriyle gözlerini silip duygulandı.

Hakkaten bu iş masal gibi. Tıpkı külkedisi hikayesi!

Ve aslında ona yıllardır köylü arasında eklenen Külkedisi lakabı, yeni anlamını bulmuştu.

Artık Zeynep, eskiden kimsenin yüzüne bakmadığı, üstüne güldüğü o kızcağız olmaktan çıkmış, özgüveniyle etrafına tepeden bakmaya hak kazanmıştı resmen.

Camı indirip köyün meşhur müzisyeni, Sadık Beye el salladı.

Sadık Abi! Nasılsın, iyi misin?

Ben iyiyim Zeynepçiğim, gel bizim kulübe, prova var!

Söz gelirim!

Parlak cip virajı dönerken, halk yeni dedikodulara zemin hazırlayarak yavaşça dağıldı. Sadık Bey, kendini huzurlu hissederek kahvesini yudumladı:

Aferin kıza! Kendi yolunu çizdi. Bakalım bizim sağlıkçılar ne zaman böyle olacak?

Yaşlı Şerife Teyze lafa karıştı:

Hayırdır, ne ilgisi var şimdi onların?

Valla Şerife Teyze, bugün köyde herkesin yeşil gözlü kurbağası tutacak! Yani kıskançlık hortlar! Duymadın mı?

Şerife Teyze Sadıka el salladı, sonra hızla dualar okuyup evine döndü. Sadık Bey ise buna hiç alınmadı; Şerife’nin dili hep tatlıydı zaten.

Bankta oturup derin bir iç çeken Sadık, Zeynepin gelişini geçmişe daldırdı

Aslında Zeynepin hayatında Sadık Beyin etkisi büyüktü; neredeyse başrol oyuncusuydu.

Daha küçücükken yetim kalmıştı; annesi vefat etmiş, babası önceden çoktan çekip gitmişti. Onca akrabası vardı ama hiçbirinin fazladan yük almaya niyeti yoktu, kızcağız neredeyse iki yıl yurtta yaşadı.

Ama nedense bir gün Nadiye Hanımın içi cız etti ve torununu yanına aldı.

Köylüler büyük bir takdirle karşıladı; bakkalcı Nadiye hem çalışıyor hem toruna bakıyordu. Müdüresi bile personele uzun uzun anlatıyordu:

Keşke herkes Nadiye Hanım gibi olsa!

Tabii köyde dedikodu eksik olur mu? Bazıları her zamanki şüpheyle yaklaşıyordu:

Bak hele bak, şimdi devletten yardım paraları fena değil ya, Nadiye fırsatı kaçırmadı. Neymiş, duygulu hala. Sanki içinde bir gram iyilik var, kadının gönlü beton!

Doğruya doğru; Nadiye Hanımın bakkal sicili hiç parlak değildi. Eline fırsat geçti mi müşteriyi kandırır, müşteriler de ağzını açmazdı; köyde tadımız kaçmasın derlerdi.

Bir de komşularla didişmeleri dillerden düşmezdi.

Ama kendi çocuklarına, Bilge Hanım ile Gülsüme ve oğluna iyi davranırdı. Oğlu hastanede doktorluk yapardı, kızları ise İstanbulda yaşıyordu.

Üçü de düzenli aralıklarla anacığa erzak desteği için uğrardı.

Nadiye Hanımın mutfağında eksik olmazdı; öyle bir çiftlik ki bölgenin en iyi çiftçisi parmak ısırırdı! Onlarca ördek, tavuk, kümeste domuz (yok tabii, bizde öyle şey olmaz, burada keçiler ve koyunlar var!), minik yavru inekler ve envai çeşit hayvan.

Bu kadar hayvanı beslemek için iki dönüm toprağı vardı.

Tek başına, hem de yaşlı başlı kadın, bu kadar işi çekip çevirmek kolay değildi ki; birini tutmak da ateş pahası! E madem öyle, aklına Zeynep geldi.

Bir gün kantarda, ilkokul sıralarından beri kanki olduğu Şaziyeye fikrini açtı.

Ben bu Zeynepi alıp yanıma getireyim; yurtta heba olacak kız. Hem köylüler de konuşuyor, torunu yurtlara bırakılır mıymış!

Şaziye bu işlere her zaman tam destek; çünkü Nadiyeden ekmek yiyordu, aynı bakkalda tezgahtardı.

Doğru valla Nadiye Abla. Ben de duydum arkadan arkadan. Kız da büyüdü, sana yardım eder işlerde.

Şaziye, valla bana süper fikir verdin! Ben dükkânda çalışırken, Zeynep hayvanları satar, temizler, bakar

Ee, okul ne olacak? Şimdi çocukların dersleri olay! Benim torunlar gece yarısına kadar kitap, test Kurs, etkinlik, bilmem ne

Geçsin kursu! Ben ona ekmek, aş veriyorum; yeter!

Küçük Zeynep mutludan uçuyordu. Her ne kadar bütün işler üstündeydi, iş yapmaktan yorulsa da bir dedikoduya göre Cinderella lakabını da o sırada kaptı.

Köylüler, Nadiye Hanımı çoğunlukla kınıyordu. Hatta cüretkâr olanlar yüzüne de söylüyordu:

Nadiye Abla, günah! Kızın hali içler acısı, zayıflıktan kemikleri çıkıyor! Ayıp ya!

Ama Nadiye Hanım bırakmazdı; terslerdi hemen.

Siz kendi evinizin derdine düşün! Benim torunum can atıyor yardıma! Okulu bitirsin, veterinere göndereceğim.

Kızın yaşamı böyle giderdi ki, bir gün köyde beklenmedik bir şey oldu.

Kültür evine yeni müdür atandı: Esra Hanım, Bursadaki konservatuvardan yeni mezun, taze bir sanatçı.

İşi gücü köyde yetenek avına çıkmak oldu. Sadık Beyin ise bu iş için fazla aranmasına gerek yoktu, kendi koştu.

Esra Hanım, şu enstrümanlar yeni olsa Önümü alamam! Eskiden tarlalarda çiftçi moral konserleri verirdik biz!

Ertesi gün hemen çağırdı.

Buyurun Sadık Bey, biraz eskice ama, çalar.

Ohh, mis gibi!

Sadık Bey düğmeye bastı, cıvıl cıvıl bir ezgi yayıldı.

Birilerine solist lazımdı ama, topluluğa ruh verecek bir ses Müdüre hanıma anlattı.

Esra Hanımcığım, solist yoksa, bu ekip kuru pilav gibi Nerede buluruz genç, sesli birini?

Kısa bir duraklama, hemen bir tebessüm.

Nerede bulunur mu? Ben biliyorum. Hemen gidelim, enstrümanı da alın!

Köy okulunda casting görülmemiş şey. Yeteneği olan çocuklar sıraya dizilmiş, içi kıpır kıpır, seçilmek için bekliyor. Sınıf öğretmeni Zeynepi kast etti.

Zeynep, bak uğraştırma beni, güzel şarkı söylüyorsun!

Zeynepin gözleri dolacak gibi oldu:

Öğretmenim, şimdi gidip şarkı mı söyleyeyim? Evde iş var, babaanne kızar!

Hiç merak etme, söyletmem! Ben babaannenle konuşurum! Şans seni çekiştiriyor, git dur bakalım.

Kız bir cesaretle bütün bildiği şarkıları söyledi.

En büyük dinleyici kitlesi keçiler, kuzular; tarlada çalışırken kuşlar. Ama güzel söylüyordu. Hem Türk sanat müziği hem de popüler şarkılardan repertuarı vardı; ama her bir eser yürekten geliyordu.

Esra Hanım hayran kaldı.

Saf yetenek, bir notayı bile kaydırmıyor!

Başarı kaçınılmazdı! Okul öğretmenleriyle günlerce süren telefon trafiğinden sonra Nadiye Hanım bir miktar gönlünü gevşetti, Zeynepin iş yükü hafifletildi.

Yalnız, Nadiye Hanımın çekincesi büyüktü: Kız büyüyüp şımarmasın! Bunu Şaziyeye de anlattı.

Ne olacak şimdi? Ben boşu boşuna mı bakıyorum kıza! Şimdi konsere gidecek, ben de bulgur makarna ile yiyeceğim seni mi bekleyeceğim?

Ama kız için devletten destek alıyorsun!

Destek dediğin ne ki! Baksanıza giysi, ayakkabı Benim planım yaz boyu çalışıp para kazanacaktı! Şimdi etkinlikten ne olur ki?

Şaziyenin gözleri dalga dalga parladı:

Be Nadiye, sen kızıyorsun ama bak on yıl sonra ünlü sanatçı oldu mu TVde gösterirler; gazetelerde resmi çıkar.

Bana ne bu şöhretten? Benim işim çocuklarla, çiftlikle

Şaziye dumur oldu, Valla haklı millet, Külkedisininki gibi üvey annelik yapıyorsun! dedi. Bak kızcağızın her günü yorgun!

Eski dostluk buradan sonra çatladı, Nadiye Hanım tek destekçisini de kaybetti.

Ama Zeynepin başarıları hızla büyüdü. Ekibiyle bütün köy, kasaba dolaştı; şarkılarla çiftçilerin ve ineğin gönlünü aldı.

Bölge yarışmasında birinciliği göğüsledi! Meşhur oldu, ama karakteri hiç değişmedi.

Hâlâ babaannesine sevgiyle baktı, Nadiye Hanım ansızın yataklara düşünce başında bekledi, ilgisini hiç eksik etmedi.

Ama kızları? Onlar gene sadece bayram yaklaştığında gözüktü!

Yine Anne köyden getir şu şu lezzetleri! diye geldiler.

Nadiye Hanım kapıya çıktı:

Ne işiniz var yine burada? Soğuk bir sesle sordu.

Büyük kızı Gülseren şaştı:

Anne, ne oldu böyle?!

Olacağı bu! Bitirdim, her şeyi sattım!

Sattın mı? Peki biz?

Gidin marketten alın, ben de yoruldum! Elim ayağım tutmuyor artık!

Zeynep ne olacak?

Onda Nadiye Hanımın sabrı taştı.

Zeynep köle değil! Size hizmet etmek zorunda hiç değil! Ben hastaydım gelmediniz, şimdi lazımsınız diye geliyorsunuz! Yok öyle yağma! Biraz da ben yaşayayım!

Zeynep okusun, ister sanatçı olsun, aynen devam…

Kızlar elleri boş, şok içinde döndü. Nadiye Hanım soluğu Şaziyede aldı.

Bak Şaziye, senin sayesinde gözüm açıldı! Az daha çocuğun hayatını mahvedecektim. Şimdi bana yardım et, eti satalım bari!

Hangi et, Nadiye?

Hepsi. Bir tek keçiyi kendime ayırdım!

İyi halt ettin! Kızlar ne oldu?

Onlarla işim yok! Onlar hep almak ister, hayır beklemem

Zeynep yıllarca Elmalıya pek gelmedi. Ama her hafta babaanneyi aradı, para gönderdi. Sürekli turne, dersler derken anca bir hafta zor bulup ziyarete gelebildi.

Arka koltuktan oğlunun, Tunçun sesi geldi:

Anne, babaanneme gelmemize daha var mı?

Geldik oğlum! Bak, işte bahçede bizi bekliyor!

Yaşı ilerlemiş olsa da Nadiye Hanım hâlâ dinçti. Torununu kucakladı, “Canım, içim açıldı seninle!” deyip öptü.

Zeynepi ise daha temkinli sarıldı, saçını bozmak istemedi.

İzledim konserinizi, ekranda en güzeli sendin!

Hadi oradan, ben öyle meşhur biri değilim!

Olur mu? Gerçek sanatçısın!

Sen ve Sadık Amca olmasaydınız ben hâlâ Külkedisi olurdum!

Masalda peri vardı, balkabağı vardı. Ama sen kendi arabayı da, yolunu da kendin yaptın

Zeynep nasırlı ellerini gizlemeye çalıştı, ama Nadiye Hanım fark etti.

Başını torununun omzuna yasladı. Ağladı, af diledi; Zeynep çoktan her şeyi affetmişti.

Çünkü hayatta en kıymetli şey, birbirine sahip çıkacak, gerçekten seven bir yakının olduğuna inanmaktı.

Rate article
Lifequest
Nadire Hanım Bir Anda Hastalanınca Kızları Değil, Sadece Torunu Onun Başında Bekledi. Fakat Kızları, Her Zamanki Gibi Bayramda Köy Lezzetleri İçin Gelince Soğuk Bir Sürprizle Karşılaştılar: Nadire Hanım Tüm Çiftliği Satmıştı ve “Torunum Hizmetçi Değil!” Diyerek Kapının Önünde Onlara Hesap Sordu. Köyde İse, Yıllar Önce ‘Külkedisi’ Deyip Küçümsedikleri Torunu Nataliye Büyük Bir Başarıyla Geri Döndü…