1992 baharında, Anadolunun küçük bir kasabasında, bir adam her gün istasyonun önündeki eski bankta otururdu. Ne dilenirdi, ne de kimseyle konuşurdu. Sadece sessizce oturur, ayaklarının dibinde bir pazar çantası ve gözlerinde uzaklara bakan bir hüzünle trenleri seyrederdi.
Adı İsmaildi. 1989dan önce lokomotif ustasıydı. Sonra fabrikalar kapandı, trenler azaldı, onun gibi insanlar bir bir işsiz kaldı. 54 yaşındaydı ve suskunluğu, yağmurdan sonra kalıp kurumayan iz gibi, üzerinde taşınırdı.
Sabahları saat sekizde, sanki işe gidiyormuş gibi gara gelir, öğleye kadar bankta oturur, sonra yavaşça eve dönerdi. Kasabanın insanları onu tanırdı: O, demiryolundan emekli olan. Hiç kimse onunla sohbet etmezdi.
Bir gün yanındaki bankta genç bir delikanlı oturdu. Sırtında eski bir çanta, elinde buruşmuş bir kâğıt, gözleri sürekli saatte. Kim bilir, endişeden mi, açlıktan mı, elleri titriyordu.
İstanbula tren var mı, abi? diye sordu, İsmaile bakmadan.
Dörde çeyrek kala kalkar, dedi İsmail, istemsizce.
Delikanlı iç çekti. Sessizce Üniversiteyi kazandım ama bilet param yok Köyümden ne bulduysam getirdim, yetmedi. Eve de dönmek istemiyorum. Söz verdim, başaracağım, dedi.
İsmail sessizliğini bozmadı. Kalkıp torbasını aldı ve gitti. Genç, kendini anlamsız hissetti, başını eğdi.
On dakika sonra, İsmail döndü. Banka, delikanlının yanına eski bir TCDD kartı ve biraz Türk lirası bıraktı.
Artık ihtiyacım yok, dedi kısık sesle. Ben yolculuğumu tamamladım. Senin yolun daha uzun.
Delikanlı kabul etmek istemedi, Olmaz, abi, doğru değil, alamam, dedi. İsmail elini kaldırıp susturdu.
Büyük adam olunca, bir başkasına yardım edersin. Yeter.
Tren geldi. Genç, umutla ona bindi. İsmail ertesi gün tekrar bankta oturdu ama artık eskisi gibi uzun kalmadı.
Aradan aylar geçti. Bir sabah, o genç tekrar banka oturdu. Daha zayıftı, yorgundu ama yüzünde bir gülümseme vardı.
Sınıfı geçtim, dedi. Hem de iş buldum. Borcumu ödemeye geldim.
İsmail başını salladı ve uzun zaman sonra ilk kez tebessüm etti.
Sen de yanında tut, dedi. Zinciri kırma sakın.
Yıllar geçti, İsmail artık gara uğramaz oldu. On yıl sonra, o günlerde genç olan, şimdi kendi ailesini kurmuş, sağlam bir işi olan bir adam olarak memleketine döndü. Arada sırada hâlâ hasretle istasyona uğradı. Banklar aynıydı, insanlar değişmişti.
Bir gün, nedenini bilmeden o bankta oturmuş adamı sordu.
İsmail Abi mi? dedi biri. İki yıl önce bir trafik kazası geçirdi. Bacağından oldu, yatağa bağımlı şimdi. Hanımı bakıyor.
Genç adamın içi daraldı. Adresini aldı ve hiç tereddüt etmeden oraya gitti.
İsmail küçük bir evde, ikinci kattaki küçücük bir odada, yatağın kenarında oturuyordu. Eşi, o eskiden hep sessiz, ağırbaşlı kadın, onu içeri alıp gülümseyerek odadan çıktı.
Döndün demek, dedi İsmail. Seni hemen tanıdım. Yolun açık olsun.
İsmail yaşlanmış ve zayıflamıştı. Saçları bembeyazdı ama gözlerinde hâlâ o berraklık vardı. Uzun uzun konuştular. Hayattan, trenlerden, belki de sadece geçip giden zamandan. Bir ara İsmail omuz silkti, gülümsedi.
Bir ömür rayların üstünde geçti, sonuçta dört tekerlekli bir araba yetti işimi bitirmeye. Kısmet…
Güldü. Sesinde sitem yoktu, hayatı olduğu gibi kabul edenler gibiydi.
Genç adam eline bir düğümle ayrıldı. Ertesi günler araştırdı, görüştü, hazırlık yaptı. Kimseyle konuşmadı.
Bir gün, İsmailin odasına elinde yeni bir tekerlekli sandalyeyle girdi. Artık yıpranmış, yorgun, ama gözlerinde o eski ışıltı vardı. Sandalyenin arka cebine bir miktar Türk lirası da sıkıştırmıştı.
Bu ne? dedi İsmail şaşkınlıkla.
Sen bana tren yolculuğu armağan ettin, ben de sana bundan sonraki yolunu biraz kolaylaştırayım istedim. Elimden bu geldi.
İsmail ellerini havaya kaldırdı, bir şeyler söylemek istedi, genç adam da onu susturdu:
Zinciri kırma, demiştin ya Şimdi benim sıramdı.
İsmail hiçbir şey demedi. Sadece başını eğdi ve oğlunun elini sımsıkı tuttu.
Dünyada çok şey kaybolur. İnsanlar, trenler, yıllar… Ama bazen iyilikler, karşılıksızca geri döner. Borç gibi değil, bir devamlılık duygusuyla. Zinciri kırmadıktan sonra, bir iyilik nerede gerekirse orada filizlenir; belki bize değil, ama tam da ihtiyacı olana ulaşır.
Eğer siz de iyiliğin zincirinin kırılmadığına tanık olduysanız, bu hikâyeyi paylaşın. Daha fazla iyilik, daha fazla umut için… Bir selam, bir söz ya da bu hikayeyi paylaşmak; zincirin ucunu hiç bilmediğiniz bir kalbe bağlayabilir. Hayatta en değerli şey, iyiliğin asla kopmayan zinciridir.




