Kocam, Ahmet, ile evlendiğimde, evliliğimizin temelinin sevgi ve saygı olacağına inanıyordum. Fakat yıllar geçtikçe bana karşı tutumu yavaş yavaş değişti. Artık yemeklerimi takdir etmiyor, evimizin huzurunu önemsemiyor ve her fırsatta alaycı laflar etmeye başlamıştı.
Hele aile yemeklerinde işi iyice abartıyordu. Herkesin önünde, yaptığım küçücük hataları esprili ve abartılı hikayelere dönüştürerek aileyi güldürüyordu. Herkes ona gülerken ben mahcup oluyordum.
Uzun yıllar sabrettim. Gülümsedim, görmezden geldim, kendi kendime onun huyu böyle dedim. Ama bir gün, evliliğimizin 20. yıldönümünde tüm aile büyük bir sofrada buluşmuşken, Ahmet sınırları iyice aştı. Çocuklarımızın, arkadaşlarımızın, akrabalarımızın önünde, bana Sen benim kıymetli tavsiyelerim ve desteğim olmadan asla ayakta duramazsın! diye, alay dolu bir cümle sarf etti. Herkes bir kez daha kahkahalara boğuldu; ama o anda içimde bir şeyler kırıldı.
O gece yatakta karanlıkta uzanırken kararımı verdim: Hak ettiğini bulacaktı. Ama öyle büyük bir kavga, skandal, ya da gürültülü bir intikam değildi istediğim. Planım sessiz ve zarif olmalıydı, ince ince işleyecektim.
Kendime vakit ayırmaya başladım. Resim kurslarına yazıldım, tekrar spor salonuna gitmeye başladım. En önemlisi ise, Ahmetin sevdiği yemekleri yapmaya devam ettim ama bu kez ufak bir farkla: Yemekleri eskisi kadar özenli yapmıyordum. Çok sevdiği mantı fazla tuzlu oluyordu, sabah kahvesi cıvık, gömlekleri kırışık kalıyordu. Sızlanıyor, şikayet ediyordu; ben ise sadece hafifçe gülümsüyor, Kusura bakma Ahmetciğim, galiba çok yoruldum, diyordum.
Sıradaki adım ona onsuz da var olabileceğimi göstermekti. Daha fazla dışarı çıkmaya başladım; arkadaşlarla buluştum, kurslara gittim, parklarda yürüyüş yaptım. Beni sadece evine bağlı, sessiz bir eş olarak gören Ahmet, bir anda kontrolü kaybettiğini fark etti. Hem öfkeleniyor, hem de şaşkınlıktan ne yapacağını bilemiyordu. Benim kendine güvenim artıyor, gözüm parlıyor; artık onun ulaşamayacağı kadar uzak oluyordum.
Ama esas intikamım doğum gününde oldu. Büyük bir kutlama düzenledim, tüm arkadaşlarını ve iş arkadaşlarını çağırdım, İstanbulda lüks bir restoran ayarladım. Her şey kusursuzdu. Herkesin önünde ona övgüler yağdırmak yerine, oldukça esprili ama utandırıcı hikayeler anlattım: Nasıl sakarlıklar yaptığını, neleri unuttuğunu ve komik durumlara düştüğünü anlattım.
Her şey samimi ve neşeli bir dilleydi ama yüzü kıpkırmızı kesildi, sinirlendiğini ve utandığını açıkça gördüm. Ellerini masanın altında yumruk yapmıştı, arkadaşları kahkahalarla gülerken o yerin dibine geçti.
Kutlamadan sonra Ahmet günlerce içine kapandı, yaşananları düşündü. Sonunda onun gözlerinde; otoritesini kaybettiğini, dengelerin değiştiğini gördüm. Eski düzeni kurmaya çalıştı ama ben artık bambaşka bir kadındım. Ne sözlerinden ne de alaylarından korkum kalmamıştı. Kendi değerimi bulmuş, kendimi sevmeyi öğrenmiştim.
Kısa zaman sonra Ahmet, aile içerisinde artık benimle ilgili şakalar yapmamaya başladı, evde bana yardım etmeye girişti, bir gün ise duraksayarak Sen değiştin Buna nasıl alışacağımı bilmiyorum, dedi.
Ben de ona sadece gülümsedim ve yeni, huzurlu hayatıma devam ettim. Bazen gerçek intikam; yıkmak, kırmak değil değişmektir. Sonunda ise insanı güçlendiren ve başkalarına da gerçek değerimizi anlamayı öğreten bir şeydir.




