– Elif, inanamazsın! Biz Burakla seneye tekrar Bodruma gitmeye karar verdik! – dedi Rıza Amca, gözleri parlıyordu. – Diyor ki, yine o deniz manzaralı otel lazımmış ona. E ben ne yapayım, öz be öz oğlum sonuçta?
Öz demesini bile farkında olmadan özellikle vurguladı.
– Sevindim sizin adınıza, – dedi Elif, Burak ortada yokken her şeyin ne kadar güzel olduğunu hatırlayarak, – Öz oğlun Beni hep ailen olarak gördüğünü, öz ya da üvey diye bir fark olmadığını söylüyordun ya.
Evet, demişti. Kızım sensin, öz ya da üvey, önemli değil, derdi.
– Yine başladın sen buna Ama Elif, sen de benim kızımsın, bu konu tartışılmaz! Biliyorsun, seni de özüm gibi seviyorum. Ama Burak
Kendi kendine, Elifin söylediğini onayladı.
– Burak oğlum. Ben ise sadece tanıdıkmışım gibi
– Elif, niye böyle diyorsun? Gerçekten, kızım gibisin diyorum sana!
– Gibi Peki, beni hiç deniz kenarına götürdün mü? Benim babam olduğunu söylediğin on beş yıl boyunca?
Hiç götürmemişti. Rıza hep aralarında fark olmadığını destan ederdi, ama Elif, Buraka yaptıklarını duydukça, ortada dağlar kadar fark olduğunu anlardı.
– Olamadı, Elif. Sen de biliyorsun, eskiden para sıkıntımız vardı. Küçük değilsin, iki hafta beş yıldızlı otelde kalmanın masrafı ne, anlıyorsundur Pahalı işler bunlar.
– Tabii ki anlıyorum, – başını salladı Elif, – Masraf Bana pahalı geliyor demek ki. Ama Burakı daha altı ay önce tanıdığın halde, ona şimdiden ev almak için kredi çekmeyi planlıyorsun, evlenince yuvası olsun diye. Bunda bir sakınca yok yani, çünkü oğlunmuş öyle mi?
– Yok öyle bir şey, ev almıyorum. Kim dedi söyledi bunu sana?
– Sevenler söylüyor.
– O sevenlere de selam söyle, dedikodu yapmasınlar.
Elif biraz neşelendi.
– Gerçekten almıyorsun yani?
– Tabii ki hayır. Aa, bu arada! Bil bakalım cumartesi Burakla nereye gidiyoruz? – kendisi cevapladı, – Gokart pistine! Zamanında üniversitede yarışmalara bile katılmış, ben de yanında gidiyorum.
– Gokart ha, – Elif tekrar etti, – İlginçmiş.
– Tabii canım!
– Peki, ben de gelebilir miyim? – Henüz düşünemeden sordu bunu.
Aslında almak istemeyen Rıza birden konuşmaya başladı:
– Eee Elif Sana orası sıkıcı gelir. Ciddi söylüyorum. Biraz erkek eğlencesi gibi bir şey. Biz Burakla baba-oğul muhabbeti ederiz orada.
Canı acıdı Elifin
– Yani, sana ilginç geliyor ama bana gelmez?
– Öyle değil de – Rıza gergindi, – Bak, biz hiç görüşmedik yıllarca. Kaçan yılları telafi etmeye çalışıyoruz. İzin ver, bir defa yalnız gidelim. Anlıyorsun, değil mi?
Anlıyorsun O yeni hayatlarının en acı sözüydü. Artık öz üveyden önemliydi; onun yeri artık dışarıdaydı.
Doğru, Burak iyi biriydi. Yıllarca babasını görmemiş, annesi Arzu Hanımın ona Rızadan hiç bahsetmemesi yüzünden babasız büyümüştü. Buna rağmen aklı başında, başarılı, dürüst biriydi Burak.
– Baba, bu arada barınağa yardım ettim. Köpek kulübelerini tamir ettim.
– Baba, biliyor musun, fakülteyi birincilikle bitirdim.
– Baba, bak, telefonunu tamir ettim.
Sadece oğul değildi, adeta mükemmel oğuldu.
O akşam, Rıza Amca Elifte biraz daha oturup evine gittikten sonra Elif eski fotoğraflara daldı Rıza ve Elifin annesinin düğün fotoğrafı (beş yıl önce vefat eden annesi; Elifi ve Rızayı yalnız bırakmıştı) Bağ evinde çektikleri kare Elifin mezuniyet günü
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
***
– Elif, uyumadın mı? Acil bir sorum var, – diye sabah saat sekizde gelmişti Rıza.
– Ne bu aciliyet?
Elif saçlarını bantla topladı, kahve makinesini açtı.
– Buraka ev meselesi.
– Yani doğru mu gerçekten? – dedi sesiyle.
– Kusura bakma ama doğru.
– Bana yalan söyledin yani.
– Sadece için daralmasın diye. Ama danışmam gerek! Bence acele etmeliyim, nasılsa evlenecek. Gençken bir köşe almak lazım. Ben de zamanında çok çile çektim
– Al öyleyse kredi, – Elifin canı çok sıkılmıştı bu Burakın şansına! Oh ne güzel, sanki kolay bir şey.
– Evet, evet, biliyorum. Ama benim kredi notumun ne halde olduğunu da biliyorsun Buraka yardım etmeliyim. Oğlum sonuçta, babasız büyüdü. Elimden ne gelirse yapmalıyım.
– Nereye bağlayacaksın şimdi?
– Bana yardımcı olur musun, eğer rica etsem?
– Nasıl yardımcı olacağım?
– Açıklayayım; bende iki milyon lira birikmiş param var. O ilk peşinat için yeter. Ama banka bana kredi vermez. Sana verir. Sicilin temiz. Evi senin üstüne çıkarırız, krediye gireriz. Borcu da ben öderim. Söz veriyorum.
Fark yoktu ya, hayal kırıklığı tam da burada tamamlandı işte. Fark vardı. Kimse Burakı topun önüne atmıyordu sonuçta.
– Yani, Buraka daire, bana borç, öyle mi?
Rıza başını salladı, tam Elife kırılmış gibi.
– Ne diyorsun Elif! Borcu ben ödeyeceğim. Sana para ödemek yok. Sadece senin üstüne yapmamız gerek. İyice düşün…
– Biliyor musun Rıza, ben kredi çekip çekmeyeceğimi düşünmüyorum aslında. Sen artık beni kızı olarak görmüyorsun. Artık asıl önemli olan Burak, öz oğlun. Altı aydır tanıdığın o çocuk, on beş yıldır bildiğin beni geçti gitti.
– Doğru değil! – diye bağırdı Rıza, – İkinizi de aynı seviyorum!
– Hayır, aynı değil.
– Elif, bu adil değil! O benim öz oğlum
Perde indi. Artık onun kızı değildi. Uygun bir evlatmış, ama öz ortaya çıkınca işler değişmişti.
– Anladım, – dedi Elif nazik olmaya çalışarak, – Rıza, ben yardım edemem. Benim de ileride bir eve ihtiyacım olacak. Bana ikinci bir kredi vermezler.
Sanki şimdi hatırlamıştı Elifin de henüz evi olmadığını.
– Doğru ya, senin de ihtiyacın olur – saatine baktı, – Ama şu anda, ev alacak durumda değilsen, bana yardımcı olabilirsin. Bende iki milyon var. Çok eklemen gerekmeyecek. Birkaç yıl idare ederiz.
– Yok. Kendimi borca sokmam.
Elif, Rızanın bunu hiç anlamayacağını biliyordu.
– Peki, – dedi adam, – Kızım olarak yardımcı olmayacaksan, Allah büyük, kendi başıma hallederim.
Hiç kızı olmuş muydu, artık önemi yoktu. Rızayı ancak fotoğraflarda görüyordu.
Bir akşam sosyal medyada gezinirken gördü ki:
Havalimanında çekilmiş bir fotoğraf. Rıza ve Burak. İkisi de açık renk mont giymiş. Rıza, Burakın omzuna kolunu koymuş. Fotoğrafın altında yazan ise – Babamla Dubai’ye uçuyoruz. Aile her şeydir.
Aile.
Elif telefonu bir kenara bıraktı.
Bir anda kendi çocukluğundan bir sahne geldi aklına. Annesi Rıza ile evlenmeden önce, beş yaşlarındayken. Çok zor şartlarda yaşıyorlardı ve Elifin babaannesinin hediye ettiği bebek bozulmuştu. Ağlarken, öz babası Elif, boş yere ağlama, bırak saçmalığı! Rahat bırak! demişti.
Ona asla dokunulmazdı. Onu ilgilendiren tek şey vardı, o da rakı şişesiydi Yani Elifin aslında hiç babası yoktu. Aramıştı hep yerine birini Sanırdı ki Rıza onun yeri doldurmuştu
Bir süre sonra, Rıza tekrar ikna etme hamlesi yaptı:
– Elif, bu güvensizliğin üstüne bir şey yapmamız lazım
– Hangi güvensizlik Rıza? Sana açıkça Hayır dedim.
– Anlamıyorsun durumu. Burak Hiç babası olmadı. Ama şimdi aramızı düzeltmek istiyorum. O da büyüdü, ev gerekiyor. Ve senden tek isteğim resmiyette gözükmeni sağlamak; cebinden hiç para çıkmayacak.
– Kim benim eksiklerimi tamamlayacak ki
Bu sözlere Rıza sinirlendi.
– Elif, yeter ya! Tartışmak istemiyorum! Gerçekten seviyorum seni! Ama anlaman lazım Burak benim öz ailem. Senin kendi evlatların olunca anlarsın. Evet, sizi farklı seviyorum, ama bu senin değersiz olduğun anlamına gelmez.
– Değerliyim evrak işleri için.
– Elif, sakin ol! Fazla abarttın…
– Sen altı ayda ona döndün, Rıza, – dedi Elif, – Ben sana seçim yap demiyorum. Ama zaten ortada bir seçim yok. Doğruyu söyledin: Burak senin öz oğlun. Ben ise hiç olmadım.
Altı ay geçti. Rıza bir kere bile aramadı.
Bir gün yine sosyal medyada bir fotoğrafa rastladı.
Rıza ve Burak. Arkalarında dağ manzarası. Rıza üzerinde kayak kıyafeti. Altına şu yazılmış: Babaya snowboard öğretiyoruz! Yaşı geçti ama oğluyla olunca her şey mümkün!
Uzun süre baktı Elif fotoğrafa.
Sonra masasına uzanıp raporunu tamamlayacaktı ki, bir mesaj geldi. Tanımadığı bir numaradan.
“Selam Elif. Ben Burak. Babam numaranı verdi ama aramaya çekiniyor. Şunu söylememi istedi: O artık ev işini seninle ilgisi kalmadan çözdü, ve çok merak ediyor seni. Bir de çok istiyor, Mayısta onlara gidesin. Açıklayamamış sebebini ama yine de çok rica ediyor.
Elif yanıtlarken defalarca yazıp sildi mesajını.
“Selam Burak. Rızaya selam söyle, her şeyin yolunda olmasına sevindim. Ben de onu düşünüyorum. Ama gelmeyeceğim. Mayısta kendi planım var. Ben de denize gidiyorum.”
Ayrıca kendine deniz biletini kendisinin aldığını ve o denizin Bodrumda değil, Çeşmede olduğunu; tatile babasıyla değil, bir arkadaşıyla gittiğini yazmadı.
Gönder tuşuna bastı.
Düşündü ki İnsan bazen birinin yokluğunda da mutlu olabiliyor.




