Vardiyeden Dönen Koca Eve Yalnız Gelmedi: Kucağında Küçük Bir Erkek Çocuk Vardı… Lena, Vitya’nın Sevdiği Gibi Evde Balık Kokulu Misler Gibi Börek ve Sıcak Bir Tencere Çorba Hazırlamıştı. Evliliklerinde Çocuk Olmayan, Vardiyalı Çalışan Kocasını Üç Ay Sonra Büyük Özlemle Beklerken, Kocasını Otobüs Durağında Küçük Bir Erkek Çocukla Görünce Şoke Oldu. Vitya’nın Yanındaki Bu Çocuğun Kendi Oğlu Olduğunu ve Annesinin Trajik Bir Şekilde Hayatını Kaybettiğini Öğrenen Lena’nın Dünyası Bir Anda Altüst Oldu. Başta Kocasının İhanetinin ve Bu Küçük Çocuğun Ağırlığını Taşıyamayacağını Düşünen Lena, Zamanla Tolik’e Annelik Etmeye Başladı. Tolik’i Kabullenip Kendi Oğlu Gibi Sevreken, Kocası Kayıp Haberleriyle Yıkıldı. Aradan Geçen Zorlu Zamanlardan Sonra Lena, Tolik’i Resmi Olarak Evlat Edinerek Hayatını Ona Adadı. Ancak İki Yıl Sonra Kocası Aniden Çıkageldi: Artık Onunla Değil, Zengin Bir Kadınla Yeni Bir Hayat Kurmak İstiyor ve Tolik’i Yanına Almak İçin Geri Gelmişti. Şimdi Lena, Vitya’nın Gelişiyle Sarsılsa da, Tolik’in Sonsuza Kadar Yanında Kalması için Mücadele Etmeye Kararlı!

MESAJIN SONUNA KADAR UYGUN UZUNLUKTA TUTARAK ADAPTASYONUNU YAPIYORUM:

Vardiya dönüşü kocası yalnız dönmedi: Kucağında küçük bir erkek çocuk vardı…

Elif, tepsideki balıklı böreği fırından çıkardı ve evin mutfağına mis gibi balık kokusu yayıldı. Tüm hazırlıklar kocası Musanın sevdiği gibi yapılmıştı. Ocakta yeni pişmiş ezogelin çorbası, tepside balıklı börek, geriye sadece kompostoyu ocaktan almak kalmıştı; onu da Musa içeri girdiğinde birkaç dakikada hallederdi.

Elif, böreğin üzerini bembeyaz bir mutfak beziyle örttü ki soğumasın, sonra pencereye yaklaştı. Evleri mahallenin orta yerindeydi, tam karşısında da otobüs durağı vardı; Musayı getiren otobüs birazdan görünecekti.

Üç aydır Musayı görmemişti Elif. Musa, Zonguldakta madende vardiyalı çalışıyordu. Üç ay orada, üç ay evde. Elif de onu ne özlüyor, ne bekliyordu bir bilseniz! Bir de müstakil ev, apartman dairesi gibi değil, sürekli bir el ister.

Ev Elifindir aslında. Musa ile beş yıl önce evlendiklerinde, Musanın bir dairesi vardı. Düşünüp taşındılar, birlikte geniş bir evde yaşamanın daha iyi olacağına karar verdiler. Musa dairesini sattı, gelen parayla küçük bir iş kurmayı denedi ama işler yolunda gitmedi. İş batınca üç yıldır vardiyalı çalışmaya başladı.

Her şey bir yana, Musa iyi de para getirirdi, lakin Elif için tek başına üç ay geçirmek çok zordu. O üç ayda, sanki evli değil de yalnız bir kadın gibi olurdu.

Çocukları yoktu. Musa çocuk yapmak istemezdi. Aslında istemediğinden değil, Daha zamanı değil, derdi hep.
Bak ben üç ay yokum, çocukla başa nasıl çıkacaksın? Biraz para biriktirelim, vardiyadan ayrılır şehirde iş bulurum. O zaman çocuğu düşünürüz.
Ama bir türlü birikim olmadı. Para gelse de hep bir masraf çıkıyordu. Şimdi de evin çatısı akmaya başladı; yağmurlu havalarda yatak odasının tavanında kocaman bir lekeden su damlardı. Elif hep bir leğen koymak zorunda kaldı. Musa da bu meseleyi biliyordu ve ilk iş çatıyı onarmaya söz vermişti. Ama bu iş de pahalıydı, Elif bunun farkındaydı.

Musa iyi bir eşti, eli iş tutar, severdi, her akşam arardı. Elif de onu çok severdi. Her dönüşünde işten bir gün izin alır, güzel yemekler yapar, pencere önünde heyecanla beklerdi.

Uçağı birkaç saat önce inmişti, şimdi de Musanın bindiği şehirlerarası otobüs birazdan durağa varacaktı… İşte geliyordu! Elifin içi kıpır kıpır oldu. Kocasını omzunda kocaman bir çanta ile gördü.

Ama her zamankinden farklı bir şey vardı. Musa yalnız değildi. Kucağında bir çocuk vardısanki bir oğlan çocuğu. Kaç yaşında, anlamak zordu, çünkü Elif çocuklarla pek ilgilenmemişti. Musa keyifsizdi, gülümseyip el sallamadı. Zaten kolları doluydu, birinde çanta, birinde çocuk.

Karşıya geçip eve doğru geldiler, Elifin aklında bin türlü soruyla. Bu çocuk kimindi? Birinin çocuğuysa, Musa neden onunla geliyordu? Kim oğlu yaşındaki çocuğu Musaya emanet eder ki?

Musa eve girer girmez çantayı bıraktı, çocuğu nazikçe yere indirdi. Çocuk Musaya sıkı sıkı sarıldı, Elife kocaman gözleriyle bakıp parmağını ağzına soktu. Çocuk da Elif de şaşkındı. Elif, her zamanki gibi Musaya koşmadı; koridorda öylece kaldı.

Ne oldu Elif, uzun zaman sonra gelen kocanı öpmeyecek misin? dedi Musa, ona kollarını açarak.
Ama yüzünde neşenin gölgesi yoktu. Elif, çocuğa çarpmamaya özen göstererek kocasını kucakladı, sarıldı. Ama içi içini yiyordu:
Musa, bu çocuk kim? Ne oluyor?..
Musa iç çekip karısını kenara çekti, sonra çocuğun elini tuttu:
Gel oğlum, sana bir şey göstereyim. Hadi ayakkabılarını çıkar, odada oturalım biraz.
Musa çocuğu yatak odasına götürdü, yatağa oturttu, eline en sevdiği küçük uçak maketini verdi. Elif, bunun ciddi bir mesele olduğunu o anda anladı.

Sen burada biraz dinlen, ben teyzeyle konuşacağım, tamam mı oğlum?
Musa çocukla kapıyı kapattı. Ardından hüzünlü bir gülümsemeyle sordu:
Karnım çok aç, bi’ şeyler yer miyim?
Tabii, gel, dedi Elif telaşla.

Ona sıcak bir kase çorba koydu, börekten dilimledi. Kendisi sofrada Musanın karşısında öylece kaldı.

Musa kafasını kaldırmadan çorbayı karıştırdı. Görülüyordu ki nasıl konuşacağını bilmiyor.
Bu çocuk… Benim oğlum, deyiverdi.
Elifin yüreği sıkıştı. Kocaman bir acıyla, kocası gülümsese de şaka yapsa ne olurdu Ama Musa ciddi bakıyordu.
Elif, böyle oldu, dedi aceleyle. Üç ay Erkek adam için zor. Orada aşçımız vardı, bir iki kere beraber olduk, hamile kalmış.
Ne diyorsun Musa! Elif kendini zor tuttu. Bana erken derdin, ama başkasından oğlun oldu!
Elifin sesi hırs ve acıyla titredi.

İster miydim böyle olsun? Bak hamile kaldığını haber vermedi. Doğurmuş, sonra birden önüme koydu. Çocuk da bana benziyor, sen de gördün mü?

Elif çocukta benzerlik aramadı bile. O anda çocuk ona acı bir gerçekliğin canlı ifadesi gibi geldi. Beklemediği bir şeyi sordu:
Peki nerede annesi?
O başka bir mesele Kadıncağız yok artık… Ormanda geç kaldığı bir akşam ayı saldırısına uğradı. Sadece çocuk kaldı bana emanet. Resmen babasıyım, ne yapayım? Mecburen aldım getirdim.
Şimdi ne olacak? Elif zar zor fısıldadı.
Bilemem Sen ne karar verirsen. Kovarsan, çocuğumla giderim. Ama bilin ki seni hep sevdim. O aşçınınki bir hataydı, affedersen sana bağlı kalırım, buna söz veriyorum.
Elif kocasına baktı. Yüreği yanıyordu ama Musanın pişman, üzgün olduğunu da görüyordu. Hayatını Musanın geliş ve gidişleriyle kurmuştu ve başka türlüsünü hayal edemiyordu. Affedecekti, peki ya çocuk?

Çocuk ne olacak? dedi sessizce. Onunla ne yapacaksın?
Elif, oğlumu bırakacak değilim. Affetmezsen birlikte gideriz. Affedersen, onu da kabul edeceksin.
Bu, Elif için neredeyse imkânsızdı. Sevdiği adamın başka bir kadından olan oğlunu bağrına basmak nasıl mümkündü? Her gün hayata Musanın ihanetinin hatırasıyla devam etmek…

Sessizce kalkıp dışarı çıktı. Uzun uzun yürüdü o gece, köprüye kadar gidip Hayat burada bitebilir mi? diye bile düşündü. Ama kalbinin derininde kararını çoktan vermişti: Musa’sız olamıyordu. Bu oğlana alışacak, mecbur kabul edecekti.

Gece yarısında eve döndü. Musa çocuğun yanında yatıyordu. Elif yaklaşınca, ışık huzmesinde çocuğa daha dikkatlice baktı: Sıska, bembeyaz tenli ve uykusunda huzursuzca kıpırdanan bir oğlandı bu. Küçük, iki yaşında ya var ya yoktu. Geçenlerde annesini kaybetmişti. Elif oğlana şefkat duyacak gücü bulamıyor, bir tek acı ve soğukluk hissediyordu.

Küçük oğlan Tolga, aşırı sessiz bir çocuk çıktı ve Elifin soğukluğuna çocukça bir içgüdüyle hemen fark etti. Ona yanaşmıyor, hep Musanın dizinin dibine geliyordu. Musa ise ne fazla ilgi gösteriyor ne de tamamen ilgisiz kalıyordu; gerekeni yapıyor, çocuğun ihtiyaçlarını karşılıyor, ona oyuncaklar alıyor, fazla yanaşmadan kendi işine bakıyordu.

Bir hafta boyunca Elif ne Musa ile ne Tolga ile iki çift laf etti. Kendi evinde bir yabancı gibiydi, Tolganın yüzüne bakınca sıkıntı duyuyordu.

Musa önce temkinliydi, sonra baktı Elif kovmuyor, ona sipariş edilen işlerle ve evin tadilatıyla uğraştı. Zamanla Elifin öfkesi geçti, Musayı affetti. Ama oğlana yine de ısınamadı, ilgilenmedi.

İki ay sonra Elifin aklına yeni bir sıkıntı düştü. Musa vardiyaya dönecekti, oğlan ne olacaktı? Sorduğunda Musa şaşkın bir ifadeyle cevap verdi:
Elif, onu yanımda çalışmaya götüremem ki! Ben zaten anaokulu ayarladım, sabah bırakıp akşam alırsın. Seni zorlama niyetim yok. Sevemiyorsan sevme, ilgilenmezsin olur biter, o kendi başına takılır.

Başı kendiyle Tolga kapıdan başını uzatıp gözlerini kocaman açınca Elif, bu sözlerin tamamını duyduğuna şaşmadı. İki yaşındaki çocuk ne kadar anlar ki, diye düşündü Ama anlaşılan çok şey anlıyordu.

Musa gidince Tolga kendi içine çekildi. Sabah sessizce giyinir, Elif çantasını alır, elinden tutmazdı. Akşam Elif sessizce alır, birlikte yemek yerlerdi.

Bir akşam Tolga tabak önünde itti, Yemek istemiyorum, deyip odasına gitti. Elif arada bir kapıdan bakıyor, çocuk oyun oynamıyor, divanda yatıyor, gözleri kapalı. Önce yorgun sandı, sonra bir gün yüzünün ateş gibi kızardığını fark etti. İsteksizce elini Tolganın alnına götürdü, dokunamadan yanan bedeni hissetti, paniğe kapıldı.

Tolga, hasta mısın? Ne zamandır böyle?
Uzun zamandır başım ve boğazım ağrıyor, dedi çocuk usulca, Dün okulda da kustum.
Tolganın gözü baygın gibiydi, Elif hemen ateşini ölçmeye başladı, kırk derece ateşle ambulansı aradı, heyecandan dudağını kanattı.

Ah Tolga, nasıl da sakladın! Korkudan, senden hoşlanmayan bir kadını rahatsız etmek istemedin, öyle mi? Sen ne suçu işledin ki bana karşı?…

Ambulanstaki hemşire, Annesi misiniz? Çocuğun nefesi hırıltılı, hastaneye yatmalı, deyince Elif hemen üstünü giydirip kucakladı, hastaneye koştu.

Hastanede, Kocamın oğlu, evlat edinme işlemleri sürüyor, dedi. O anda yalan söylemek istemediğini, gerçekten Tolgayı evladı gibi görmek istediğini fark etti. Bir gecede kalbindeki dev buz kütlesi erimişti. O küçük ellerin boynuna dolanışıyla içi sıcacık oldu.

Hastanede iki hafta yattılar, Elif, Tolga’yla yatıp kalktı, saati saatine ateşini ölçtü, nöbetçi hemşireleri darladı. Karşılığında Tolganın sevgi dolu bakışlarını, yeni annesine sarılışını aldı.

Tolga ilk kez anne dediğinde Musa vardiyadan dönmüştü. O kadar doğal, içten gelmişti ki, Elif o gece yatağında sessizce ağladı. Artık resmî olarak Tolganın annesiydi, nüfus kağıdında da ruhunda da.

Bir buçuk yıl geçti, Tolga bambaşka bir çocuk oldu. Canlı, mutlu ve Elife tutkuyla bağlıydı. Artık babasını pek umursamıyordu. Musa, buna sevinmişti bile.

Ama bir gün kötü bir haber geldi. Musa çalıştığı iş için başka şehre gitmiş, işçileri taşıyan otobüs uçuruma yuvarlanmıştı. Kar kış, fırtına Cesetlerin çoğu bulunamadı, Musa da kayıplardaydı.

Elif, yıkıldı. Sadece Tolga için ayakta kalabildi, onun varlığıyla hayat buldu. Bir sene sonra Musa resmen kayıp, iki sene sonra da ölü kabul edilecekti. İşte tam kararı açıklanacakken Musa çıkageldi!

Baharın yağmurlu bir gününde, Elif Tolga ile yürürken kapının kilitli olmadığını anlamadan içeri girdi. Tolga’nın sokaktan gelen çamurlu ayakkabılarını çıkarıp sıcacık bir şey giymesini istedi. Sonra mutfağa geçti, Bir çay koyayım, derken donup kaldı.

Mutfakta, sanki hiçbir şey olmamış gibi, Musa sabah Elifin pişirdiği börekten yiyordu.
Korkma Elif, iyiyim ben, diye gülümsedi Musa.
İki yıl neredeydin Musa? Diye zorla sandalyeye oturdu Elif.
Bir kadınla birlikteydim. Aslında o gün vardiyaya gidecektim. Ama eski bir dost aradı, Egeye inelim dedi, işi çıktı, birlikte gittik. Orada otobüs kazasını duydum ve, dedim ki, belki de böyle olması gerek, seni kaybetmek kaderimmiş.

Sen Nankör! dedi Elif, boğuk bir sesle Ne acılar çektim bir bilsen Şimdi neden geldin?
O kadınla iş ortaklığımız başladı, evlenmeye karar verdik. Geldim hem boşanmak hem de Tolgayı almaya.
Tolgayı mı? Neden?
Çünkü yeni karım çocuk sahibi olamıyor, ama çok istiyor. Evleneceğiz, Tolgayı da yanımıza alacağız.
Asla! Elif birden sesi açıldı, elleri masanın üzerinde çatala uzandı. Musa ürktü.
Oğlumu vermem, asla vermem. Evinizde oyuncak mı arıyorsunuz? Bir daha alınmazsa ne olacak?
Elif, çatalı bırak, Musa korkuyla baktı. Elif de çatala sıkıca yapışmıştı, sonra elini gevşetti.
Sakinleşince Tolgaya sorarız, kiminle kalmak ister. Artık büyüdü, kendi kararını verebilir.
Tam o anda Tolga konuşmaları duymuş, hızla annesine koştu, sarılıp ağlamaya başladı:
Anne, ben seninle kalmak istiyorum. Beni bırakma!
Elbette bırakmam yavrum. Sen benim oğlumsun, sensiz yaşayamam! diyerek Elif kucağına aldı çocuğu, Musaya döndü: Defol git! Boşanmak mı istiyorsun? Boşan, ama oğlumu unut!
Peki, sen bilirsin! dedi Musa. Yabancı evlat bak, kendi çocuğunu zaten olamazsın
İstemem böyle bir adamdan bir daha! diye bağırdı Elif arkasından. Biz Tolgayla gayet mutlu oluruz; sensiz daha iyiyiz, Musa!

Hayatta umulmadık acılarla karşılaşırken, en büyük gücümüz sevgi ve şefkatten gelir. Gerçek aile, kan bağıyla değil, kalplerin bağlılığıyla kurulur. Elifin hikâyesi gibi, en büyük iyileşmeyi de yine başka birine verdiğimiz koşulsuz sevgide buluruz.

Rate article
Lifequest
Vardiyeden Dönen Koca Eve Yalnız Gelmedi: Kucağında Küçük Bir Erkek Çocuk Vardı… Lena, Vitya’nın Sevdiği Gibi Evde Balık Kokulu Misler Gibi Börek ve Sıcak Bir Tencere Çorba Hazırlamıştı. Evliliklerinde Çocuk Olmayan, Vardiyalı Çalışan Kocasını Üç Ay Sonra Büyük Özlemle Beklerken, Kocasını Otobüs Durağında Küçük Bir Erkek Çocukla Görünce Şoke Oldu. Vitya’nın Yanındaki Bu Çocuğun Kendi Oğlu Olduğunu ve Annesinin Trajik Bir Şekilde Hayatını Kaybettiğini Öğrenen Lena’nın Dünyası Bir Anda Altüst Oldu. Başta Kocasının İhanetinin ve Bu Küçük Çocuğun Ağırlığını Taşıyamayacağını Düşünen Lena, Zamanla Tolik’e Annelik Etmeye Başladı. Tolik’i Kabullenip Kendi Oğlu Gibi Sevreken, Kocası Kayıp Haberleriyle Yıkıldı. Aradan Geçen Zorlu Zamanlardan Sonra Lena, Tolik’i Resmi Olarak Evlat Edinerek Hayatını Ona Adadı. Ancak İki Yıl Sonra Kocası Aniden Çıkageldi: Artık Onunla Değil, Zengin Bir Kadınla Yeni Bir Hayat Kurmak İstiyor ve Tolik’i Yanına Almak İçin Geri Gelmişti. Şimdi Lena, Vitya’nın Gelişiyle Sarsılsa da, Tolik’in Sonsuza Kadar Yanında Kalması için Mücadele Etmeye Kararlı!