Yaşlı Bir Kadın İstanbul’un Eski Bir Camiinde Yerde Bir Kolye Buldu ve Geri Vermemeye Karar Verdi… Küllerinden Doğan Kader: Ezanlar Arasında, Saraçhane’de Küçük Bir Teyzenin Hayatını Sonsuza Dek Değiştiren O Kolye ve Gerçeğin Gözyaşlarıyla Gelen Kardeşlik Öyküsü! Eğer sen de inanıyorsan, “ALLAH UNUTMAZ” yaz…

Küçük bir köyün eski camiinde zaman sanki ağır ağır akar, hiçbir yere yetişmeye çalışmazdı. Havada tütsü kokusu asılı durur, mumlar usulca yanar, cemaat sessizce başlarını eğmiş halde, içindeki acıyı avuçlarının içinde saklardı. Herkes kendi derdine suskundu.

Onların arasında o da vardı…
Yılların ve yoksulluğun izini taşıyan, ufak tefek, mütevazı bir yaşlı kadın. Başında örme bir yazma, ellleri nasır tutmuş, sürekli dua eder haldeydi. Her pazar namazına, kemikleri ağrısa da, yol her geçen gün onun için daha da uzasa da gelirdi. Hayattan bir şey beklemiyordu. Sadece huzur. Sadece affedilmek. Sadece bir avuç gökyüzü…

Ama o gün… Hayatında her şeyi değiştirecek bir şey oldu. Secdeden yavaşça doğrulurken ayakkabısının ucunda bir şey hissetti. Zorlukla eğilip yere bakınca… yerde bir kolye buldu. Zarif bir kolyeydi, kalp şeklinde bir madalyonu vardı. Elinde döndürdü, ısısı hâlâ vardı, sanki yeni takılmış gibiydi.

Merakıyla madalyonu açtı. İçinde iki küçük fotoğraf vardı. Ve o anda, yaşlı kadının altından yer kaydı sanki. Fotoğraflardan birinde yaşlıca bir kadın… Aynı kaşlar. Aynı bakış. Aynı dudaklar. Aynı yüz hattı. Sanki aynada kendisine bakıyordu.

Elini ağzına götürdü, titremeye başladı. Soğuktan değil… Gerçekten. Derinlere gömdüğü bir gerçeğin ağırlığıydı bu. Çocukken köyde fısıltı halinde söylenenleri, yarım yamalak işittiği konuşmaları hatırladı. Annesinin… ikiz doğurduğu söylenirdi. Fakat bebeklerden biri daha zayıftı, daha narindi. Yoksulluktan, korkudan, umutsuzluktan… Anneleri, bir doktor ailesine kızlarından birini kendi elleriyle vermişti, hali vakti yerinde olan birilerine. Diğeri o köyde kalmış, ağır hayatla, toprak ve gözyaşıyla baş başa…

Yıllar boyu bunun sadece bir söylenti olduğuna, dedikodu olduğuna inanmak istemişti. Ama o fotoğraf… Yalan söylemezdi.

Ve o an, hiç yapmadığı bir şey yaptı. Kolyeyi avuçlarının içinde sıktı ve içinden, “Bunu geri vermeyeceğim… Ta ki bu fotoğraftaki kişinin kim olduğunu öğrenene kadar,” dedi. Bunun yanlış olduğunun farkındaydı. Yersiz bir istekti belki. Ama hissetti ki, Allah bunu onun yoluna boşuna çıkarmamıştı. Çünkü bazen Allah konuşmaz, işaret gönderir. Tesadüflerle, kaybolmuşla… ki kaybolmuşlar aslında kaybolmamıştır.

Namaz bitince, yaşlı kadın doğrudan hocanın yanına gitti. Küçücük adımlarla, boğazında düğümlenmiş bir yürekle…

Hocam, diye fısıldadı, kolyeyi uzatarak, Bunu yerde buldum… camide.

İmam madalyona baktı, sonra ona baktı. Bir an gözlerinde şaşkınlık görüldü.

Geçen gün biri geldi, dedi usulca, Şehirden bir kadın… Geldi, uzun uzun anlattı, çok ağladı. Dedi ki, köyüne kardeşini bulmaya gelmiş…

Yaşlı kadının nefesi yarıda kaldı.

Kardeşini mi? diye kekeleyerek tekrar etti.

Hoca başını salladı.
Evet, dedi, İkiz olduğunu yeni öğrenmiş. Tüm hayatı boyunca bir şeylerin eksik olduğunu hissetmiş ama ne olduğunu bilmiyormuş.

Kadın masanın kenarından sıkı sıkı tutundu. Cami etrafında dönmeye başlamış gibiydi.

Ya, kolye?
Herhalde o gün düşürdü, dedi imam. Boynunda asılıydı, çok heyecanlıydı.

Yaşlı kadının gözleri doldu, gözyaşı dökmeye başladı. Ama acıdan değil. O ender ağlayışlardan biriydi bu… Yalnız geçen uzun yıllardan sonra, sanki sonunda hayatında yeni bir şey olacak, hissiyle.

İmam derin bir iç çekti,
İstersen dedi, seni ona götürebilirim. Şu an bir köylü kadının evinde kalıyor, işini bitirene kadar orada.

Kadıncağız başını hafifçe salladı. Konuşacak takati kalmamıştı.

Rüya gibi yürüdü yolda. Kolyeyi yumruğunda tuttu, sanki gerçekliğe bağlayan son ipti. Bir kapının önüne geldiklerinde imam hafifçe kapıyı tıklattı. Kapı açıldı.

Eşi temiz, özenli bir kadın çıktı karşısına; gözleri kıpkırmızı ağlamaktan. Kadın gözlerini kaldırınca…

İki kadın olduğu yerde dona kaldı. Konuşmaya gerek yoktu. Aynıydılar. Sanki tek kalpten iki parça, erkenden ayrılmış gibiydiler.

Yaşlı kadın kolyeyi çıkardı, madalyonu açtı. Kapıdaki kadın elini ağzına götürdü.
Allah’ım… diye fısıldadı. Bu benim…

O an, yaşlı kadın titrek sesiyle söyledi:
Camide buldum, geri vermek istemedim… Bu fotoğraftaki kim öğrenene dek kendime sakladım.

Kadın gözyaşlarına boğuldu, bir adım öne attı,
Benim… Ben senin kardeşinim…

Yaşlı kadın bir şeylerin göğsünde çatladığını hissetti. Ama bu acı değildi; özgürlüktü. Yıllardır açık duran bir yara, nihayet merhem bulmuştu. Sımsıkı sarıldılar.

Sanki hayatın ucunda birbirine tutunuyorlardı; sanki bir asırdır ayrı kalmışlardı da nihayet kavuşmuşlardı. Köy halkı hayretle bakarken, iki kız kardeş hem ağlıyor, hem gülüyordu.

Çünkü bazen… Allah geç kalır. Ama asla unutmaz. Ve kaybolduğunu sandığın şeyleri sana geri verdiğinde… kendinden de bir parçayı geri teslim eder.

Hayatta hiçbir şeyin rastlantı olmadığını ve Allah’ın her zaman en doğru zamanda en doğru şeyi verdiğini asla unutma. Hangi acıda, hangi hasrette olursan ol; umut etmeye devam et, çünkü Allah unutmaz.

Rate article
Lifequest
Yaşlı Bir Kadın İstanbul’un Eski Bir Camiinde Yerde Bir Kolye Buldu ve Geri Vermemeye Karar Verdi… Küllerinden Doğan Kader: Ezanlar Arasında, Saraçhane’de Küçük Bir Teyzenin Hayatını Sonsuza Dek Değiştiren O Kolye ve Gerçeğin Gözyaşlarıyla Gelen Kardeşlik Öyküsü! Eğer sen de inanıyorsan, “ALLAH UNUTMAZ” yaz…