Kayınvalidem Doğum Günümde Bana İmalı Bir Şekilde Kocaman Bir Yemek Kitabı Hediye Etti, Ben de Hediyesini Geri Verdım – Salatayı kendin mi doğradın, yoksa yine o hazır kutulardan mı aldıydın, oğlumu hazır yemeklerle mi besliyorsun? – Gülten Hanım yüzünü ekşiterek kaşıkla somonlu tartölete dokundu. İrem derin bir nefes aldı, şık elbisesinin eteğini düzeltti. Otuz beş yaşındaydı; hayatında bir dönüm noktası. Doğum günüydü, kendini prenses gibi hissetmek, tebrikleri kabul edip sadece mutlu olmak istiyordu. Fakat kendi salonunda masa hazırlarken kendini yine okul ödevini yapmamış çocuk gibi hissetmişti. Kayınvalidesi ise, geleneksel bakış açısıyla kadının en büyük görevinin ev işi yapmak ve kocasına hizmet etmek olduğuna inanıyordu. Doğum gününde herkes para, SPA sertifikası gibi hediyeler getirirken, Gülten Hanım gösterişli bir paket uzatıp konuşmasını yaptı: “Para su gibi akar gider, güzellik de geçicidir… Ama iyi eş olmanın yolu ev işini bilmekten geçer. Düşündüm taşındım, sana eksik olanı vermek istedim: Bilgi!” Ve ‘Büyük Ev ve Mutfak Ansiklopedisi’ni, üzerinde kendi el yazısıyla notlara ve sayfa aralarına yerleştirdiği işaretlere basarak hediye etti. Oğlu ne kadar utanıp, “Boşver, unuturuz” dese de, İrem birkaç gün kitabı inceledi, içindeki “tembeller için değil”, “kıyafetlerde leke utançtır” gibi iğneleyici notları görünce, kitabı ait olduğu yere geri götürmeye karar verdi. Cumartesi günü, elinde ‘hediye’ ve bir zarfla kayınvalidesinin sofrasına oturdu. Herkesin içinde kibarlıkla kitabı geri uzattı: “Bu kitap bir başyapıt, hayat felsefenizi yansıtıyor. Ama ben farklı bir hayatı seçtiğim için, bence sizde kalmalı.” Ardından zarfı verdi, “Burada en iyi dans kursundan tam üyeliğiniz ve masaj hediyesi var. Biraz da kendinizi şımartın. Hayatlarınızı mutfağa sığdırmak zorunda değilsiniz.” Gülten Hanım dumura uğramıştı, İrem ise sınırlarını nezaketle çizmiş ve işi kavga etmeden bitirmişti. Ertesi hafta kayınvalideye ulaşmak mümkün olmadı. Bir ay sonra ise, telefonun diğer ucunda coşkulu bir Gülten Hanım vardı: “Tango hocamla konser var, provalara yetişemem, çocuklar siz artık kendiniz bir şeyler ayarlayın!” İrem ve eşi mutluluk içinde gülüştü: Hudutlar çizildi, hayat özgürleşti. En iyi aile reçetesi, hiç bir kitapta yazmazdı! Siz de imalı hediyelere karşı böyle mi davranırdınız? Beğendiyseniz kanalı takip etmeyi unutmayın!

Salatayı sen mi doğradın, yoksa yine o plastik kutulardan alıp benim oğlumu hazır gıdalarla mı zehirliyorsun Ece? Nurten Hanım çiğböreği mıncık mıncık edip somurtan bir ifadeyle sordu, dudaklarını büzüp.

Ece derin bir nefes aldı, yeni elbisesinin pilelerini düzeltti. Bugün otuz beşine basıyordu. Hani insanın kendini kraliçe gibi hissetmek, İyi ki doğmuşum! diyerek hediyeleri kucaklamak istediği günlerden… Ama işte, kendi salonunda, masaya tabak dizerken sanki ödevini yapmamış bir ilkokul öğrencisi gibiydi.

Nurten Hanım, bunlar restorandan sipariş ettiğimiz ürünler, aşçıları İtalya’da eğitim almış. Çok kaliteli malzeme kullanıyorlar, Ece sözde gülümseyerek cevapladı. Biliyorsunuz, akşam sekize kadar çalışıyorum. On beş kişiye yemek yetiştirmek için mutfağa girmeye zamanım olmuyor.

Tabii tabii, iş, Kaynana bir göz devirdi, sanki duvarda asılı oğlunun fotoğrafından onay bekliyordu. Zamanımızda biz de çalışıyorduk. Tarlada, fabrikada… Hem çocuk büyüttük hem yemek yaptık. Ama bayramda, özel günde adamın sofrasında hazır yemek… Bu olacak iş mi? Onur, zavallı oğlum, yüzü soldu, bak gözlerinin altında halka oluşmuş.

Onur, o zavallı oğlan, otuz sekiz yaşında, neredeyse yüz kiloluk, yanakları elma gibi al al bir adam; tam o sırada ellerini ovuşturarak salona daldı.

Anne, Ece! Masa harika olmuş vallahi. Mis gibi kokuyor! Ece, şu patlıcan ruloları mı bunlar? Bayılırım vallahi!

Nurten Hanım, oğluna annenin tarifsiz acısı dolu bir bakış fırlattı ama sustu. Misafirler demin gelebilirdi. Ece, içindeki yay iyice gerginleşirken mutfağa koştu. Beş yıllık evlilikleri boyunca kaynanası adeta siper savaşı veriyordu gelininin yemeklerine karşı. Her hafta kıyma, köfte, börek çantaları, üstlerine de ince göndermeler: Bari bununla adam gibi bir şeyler yiyin, Ece’nin vakti mi var, business woman’ımız, En azından çocuk aç kalmaz.

Ece hepsini sineye çekiyordu. Çünkü gerçekten yoğundu. Bir lojistik firmasının bölüm yöneticisiydi ve eşinden daha fazla kazanıyordu. Temizlikçiye, yemeğe para vermek onun için lüks değil, hayat kalitesine yatırım demekti. Boş vaktini de spora, okumaya veya Onurla muhabbet etmeye ayırıyordu.

Ama kaynana başka türlü düşünüyordu. Onun dünyasında mantı açamayan, elinin hamuruyla evde koşturmayan kadın resmen arıza demekti.

Kapı zili karşılama zilini çaldığında eve bir sıcaklık yayıldı; dostların, iş arkadaşlarının, Ecenin ailesinin sesleri, güzel kokuları, çiçekleri… Herkes güzel dileklerle gelmiş, zarf içinde para, spa hediye çekleri getirmişti. Esas Ece de biraz gevşedi, kaynananın suratsızlığına aldırmamaya karar verdi.

Tatlı vakti geldiğinde, Nurten Hanım bütün gece vah vah, yazık suratıyla oturmuşken birden ayağa kalktı. Kristal kadehe kaşığı tık tık vurdu, dikkatleri topladı.

Saygıdeğer misafirler, dedi ağırlıklı bir sesle, sanki kasabanın en önemli toplantısı. Ben de bizim Eceye bir şeyler demek isterim. Otuz beş yaş önemli ya. Bir kadın artık hayatın sabrına, bilgeliğine erişmiş, yuvasını derleyip toplayacak kıvama gelmeli.

Dramatik bir duraksamayla devasa bir çanta çekti sandalye ayağından.

Paranın kıymeti olmaz. Bugün var, yarın yok. Güzellik de öyle… Ama eşini besleyebilmek… İşte aileyi ayakta tutan budur. Aylarca düşündüm, ben bu geline napayım diye. Sonunda karar verdim en çok ihtiyacı olan şeyi vereceğim. Bilgi.

Cüsseli, parlak paketlenmiş bir kitapla paketi gelinin önüne koydu. Salon derin bir sessizliğe büründü. Onur kımıldandı, ayaklarını birbirine sürttü.

Ece titremesini gizleyerek paketi açtı. Koca bir kitap: Anadoludan Ev Hanımlığı ve Yemekler: Altın Seri. Kapağında gülen bir kadın, elde tava, dumanı üstünde pilav.

Bu öyle sıradan bir kitap değil, Nurten Hanım bol vıcık bir ses tonuyla açıkladı. Resmen aile yadigarı gibi olacak. Senin için aldım ama önce içini satır satır işledim. Oğlum Onur neleri sever, mercimek çorbası neden sarı olur, bazılarınki gibi boz olmaz, gömlek nasıl kolalanır, adamın paçası jilet gibi olur… Hepsinin yanına notlar düştüm. Kullan bunları, kızım. Öğrenmek için geç değil.

Bir konuk hafif kıkırdadı. Ecenin annesi öfkeden kıpkırmızı oldu ama Ece elini tuttu: Hayır, şimdi değil. Kendi doğum gününde kriz çıkarmak istemiyordu.

Çok teşekkürler Nurten Hanım, dedi Ece soğukkanlılıkla. Gerçekten ağırlığı olan bir hediye. Mutlaka bakarım.

Kitabı vazonun yanına kayıtsızca bıraktı, sonra konuklara pasta uzattı. Kalan gece, Ece için buğulu bir film gibi geçti. Gülüyor, şaka yapıyor, çay dolduruyordu, ama içinde bir acı fokurduyordu. Bu bir hediye değil, paketlenmiş bir hakaretti.

Son misafir gidip bulaşık makinesi homurdanmaya başladığında, Ece kanepeye oturdu, kitabı eline aldı. Onur konuyu ustalıkla atlatmaya çalıştı, gelip karısının omzuna kolunu attı.

Ece, ne olur takılma anneme. Eskinin insanı o. İyi niyetli, birazcık abarttı sadece, hepsi bu.

Biraz mı! dedi Ece, kitabı açtı. Gel bak.

İçerisi fosforlu etiketli, kalın annelik notlarıyla doluydu. İlkin kapağın içine iri harflerle: *Canım gelinime; oğlum kuru pastayla beslenmesin, ev yemeğinin tadını unutmasın diye*.

Köfte sayfasında kırmızı kalemle: *Kıymayı hazır alma, elde çek; tembel ve elinden iş gelmeyenler alır*.

Temizlik kısmında: *Yatağın altındaki tozdan ev hanımı anlaşılır. Sizde patates ekilir vallahi.*

Ütü kısmında: *Pantolonun çizgisi kâğıt kesiği gibi olacak. Onurun giydiklerini millet gülüyor.*

Yani yemek kitabı değil, alayın profesyonelce hazırlanmış hakaret günlüğü gibi bir şey.

Annem sadece… biraz fazla ilgili, Onur utancından kıpkırmızı kulağını kaşıdı. Ben bunu kaldırayım istersen. Unuturuz.

Hayır, Ece gümbürtüyle kapağı kapattı. Hediyeler saklanmaz. Hak ettikleri şekilde kullanılır.

Sonraki günler Ece sessizdi, Onur her an bir patlama bekliyordu ama Ece sadece işine gidip geliyor, akşam yemeğini yine dışarıdan söyletiyor, arada o kitabı kurcalayıp bloknotuna bir şeyler yazıyordu.

Cumartesi gelince, Ece isteyerek kaynanasına gitmek için süslendi. Normalde bin bir bahaneyle kaytarırdı. Şimdi hazırlanan o oldu.

Anneye gidiyor muyuz? Onur şaşırdı.

Tabii. O kadar kutlamadan sonra ziyaret etmemek olmaz. Üstelik benim de ona bir hediyem var, diyelim al gülüm ver gülüm.

Onur gerildi.

Ece, bak lütfen yangın çıkarma. Kadın yaşlı…

Savaş açmıyorum, bitiriyorum, sevgilim.

Ece ve Onur dizi dizi sıralanmış reçel kavanozlarının, sabun kokulu mis gibi döşenmiş koltukların ve şakır şakır parlayan parke zeminlerin arasında kaynananın evine girdiler. Evin hanımı çiçekli önlük, galip gelmiş komutan gibi bir hava. Ecenin sonunda pes edip tarif almak için geleceğinden neredeyse emin.

Hoşgeldiniz, hoşgeldiniz! Tam börekler yeni çıktı. Onur paşam bayılır, aç geldiniz değil mi? Sizin sağlıksız yemeklere güven olmaz…

Ece yılmaz bir kibarlıkla börekleri övdü, paçangaları, kemikli etleri methetti. Nurten Hanım sakız gibi gevşedi, dikkatini kaybetti.

Çay faslı bitince, Ece çantasından o meşhur kitabı çıkardı. Nurten Hanım kocaman sırıttı.

Eee, Ececim, sorular mı var? Hamur işinde püf noktası zordur tabii…

Nurten Hanım, Ece yumuşak ama kaya gibi sert bir tonla, sizin hediyenizi satır satır okudum. Notları, eleştirileri, önerilerinizi.

Kaynana memnun bir şekilde başını salladı.

Ve şunu fark ettim: Bu kitap başlı başına bir hazine. Sizin hayatınızın, ustalığınızın, dünyaya bakışınızın özeti.

Tam olarak öyle! sevinçle atıldı Nurten Hanım.

Bu yüzden, Ece cüsseli kitabı masaya bıraktı, Kaynanaya doğru itti, vicdanım elvermez, bu armağanı kendime saklayamam.

Kaynananın yüzündeki ifade aniden dondu.

Yani? Hediyeyi geri mi veriyorsun? Hiç mi hiç uygun değil!

Mesele görgü değil, Ece dinlemeden elini kaldırdı. Bu kitapta anlatılan kadın; sabah beşte kalkıp hamur yoğuran, toz gördü mü kriz geçiren, hayatı sadece eşini doyurmak olan bir kadın. Yani siz. Ve siz bu konuda ustasınız. Biz burada sizi örnek olarak kutlamalıyız.

Ece gözlerini dikti:

Ama ben öyle biri değilim. Ben aklımla para kazanıyorum, haftada bir market masrafına eşit para kazanıp saatte. Patates soymaya ayıracağım vakitte aile bütçesinden tatil paramız gitsin istemem. Onurla hesapladık; ekonomik manada mantıklı değil.

Onur nerdeyse çayını püskürtecekti, ama karısına hayran hayran baktı.

Ve en önemlisi, Ece elini kitabın üstüne koydu. Notlarınızı okudum; beceriksiz, tembel, ayıp Sevgi kokusu yerine sürekli pasif agresif eleştiri var. Mutsuzluğu, memnuniyetsizliği yansıtmak hediyeden sayılmaz.

Nurten Hanım kıpkırmızı oldu.

Böyle şey olur mu! Hayatımı buna adamışım…

Evet, Ece soğukkanlılıkla, masrafı hayata yatırdınız. Ben ise o hayatı dolu dolu yaşamak, Onurla gezmek, gülmek, sevmek istiyorum. Mutfağın esiri olmak istemiyorum.

Ece minik bir zarf çıkardı.

Ben de size bir hediye verdim. Siz bana ev ekonomisi dersi verdiniz. Ben ise size kendinizi hatırlatacağınız bir fırsat sunuyorum: Şehrin en iyi dans stüdyosundan tam kurs tango dersi, on defa da masaj hediye çeki. Beliniz ağrıyor olmalı, hep mutfakta dikilmekten.

Salon mezarlık kadar sessizleşti. Eski duvar saati kalp krizi geçirilecek kadar gürültülü tıkırdıyordu. Nurten Hanım gözleriyle kitap, zarf, Ece arasında ping pong topu gibi gidip geliyordu. Şablonları yıkılmıştı.

Tango dersi mi, bu yaştan sonra? Ancak bunu çıkarabildi.

En güzeli, Ece gülümsedi. Sizin yaştan çok kişi var, ayrıca çok saygıdeğer ortam. Göreceksiniz hayat sadece toz kontrolünden ibaret değil.

Ece ayağa kalktı.

Börekler enfesti, elinize sağlık. Onur, çıkıyoruz mu? Filmi kaçırmayalım.

Onur önce kambur oturdudan sonra, insan gibi doğrulup, annesini dudaklarından öptü, eşine döndü:

Anne, sofra harika olmuş. Ama Ece haklı, yemek yapmasına gerek yok. Ben böyle de mutluyum. Hatta itiraf: Eve yemek siparişi vermek hoşuma bile gidiyor. Dünya mutfağı denen mucizeyi keşfettik. Alınma lütfen.

Kol kola kapıya yöneldiler.

Onlar palto giyerken, mutfaktan çıt çıkmadı. Nurten Hanım, Altın Serinin ve tango abonmanının karşısında taş kesildi.

İkili arabaya bindi, Onur derin bir nefes verdi.

Ececim, valla atom bombası gibi bir kriz çıkar derken tam aksine… O nasıl ekonomik bakış açısıydı öyle, takdire şayan!

Yanlış mı? Ece içten içe bir huzurla arka cama baktı. Sınır çizdim sadece. Senin annen kötü kadın değil, sadece klişelere takılmış. Hayatı yemekle geçtiği için gereksiz acı çekmiş, şimdi o acıyı bana da yaşatmaya çalışıyor. Ben özür dilemeyi değil, onu acısından kurtarmayı seçtim.

Dansa gider mi sence? Onur güldü.

Belli olmaz. Belki çeki çöpe atar. Ama artık bana yemek tarifiyle yaklaşmaz. Ve toz için sesini çıkarmaz inşallah.

Bir hafta sessizlik. Kaynana sadece bir kez aradı, kısa kesip kapattı. Kitaptan söz bile etmedi.

Bir ay sonra, bir cumartesi Ece ile Onur uyku sersemi yatakta tembellik yaparken, Onur’un telefonu çaldı.

Anne? Bugün gelemiyor muyuz? Sen mi müsait değilsin? Niye?

Onur’un kaşları şaşkınlıkla havada. Hoparlörü açtı.

bizim gösteri konseri iki hafta sonra, her gün provalar! Eşleştiğim partnerim, Petek Bey, pilot emekli, azıcık çatlak adam ama dans dersi konusunda harika. Kusura bakmayın çocuklar, börek-börek yok bu aralar. Sipariş verin, pizza olur, sushi olur. Hadi ben kaçtım, topukluya alışamadım daha!

Arama bitti. Onur ve Ece birbirlerine baktı, kahkaha patladı.

Şahane oldu! Ece yastığa yuvarlandı. Petek Bey fena yandı, yakında ona nasıl pardösü kolalanır onu da anlatır.

En azından bizimle uğraşmaz artık, Onur gevşeyip gülümsedi. Ececim, sushi mi söylesek?

Söyleyelim. En büyüğünden!

Ece tavana bakıp içi hafifledi. Kaynana savaşı kazanmanın yolu, aynı dozda kin kusmak ya da sonsuz taviz değilmiş meğer. Beklentileri sahiplerine iade edip, hayatı güzelleştirecek bir şey önermek yetiyormuş. Zehirli notlu yemek kitabı tarihe gömüldü; şimdi özgürlük, pazar sabahı ve Ecenin onu yemeğinden değil, kendisinden dolayı seven kocası vardı. Aile mutluluğu tarifi, hiçbir ansiklopedide yazmaz ama işte bu, Eceye göre en iyisi idi.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Doğum Günümde Bana İmalı Bir Şekilde Kocaman Bir Yemek Kitabı Hediye Etti, Ben de Hediyesini Geri Verdım – Salatayı kendin mi doğradın, yoksa yine o hazır kutulardan mı aldıydın, oğlumu hazır yemeklerle mi besliyorsun? – Gülten Hanım yüzünü ekşiterek kaşıkla somonlu tartölete dokundu. İrem derin bir nefes aldı, şık elbisesinin eteğini düzeltti. Otuz beş yaşındaydı; hayatında bir dönüm noktası. Doğum günüydü, kendini prenses gibi hissetmek, tebrikleri kabul edip sadece mutlu olmak istiyordu. Fakat kendi salonunda masa hazırlarken kendini yine okul ödevini yapmamış çocuk gibi hissetmişti. Kayınvalidesi ise, geleneksel bakış açısıyla kadının en büyük görevinin ev işi yapmak ve kocasına hizmet etmek olduğuna inanıyordu. Doğum gününde herkes para, SPA sertifikası gibi hediyeler getirirken, Gülten Hanım gösterişli bir paket uzatıp konuşmasını yaptı: “Para su gibi akar gider, güzellik de geçicidir… Ama iyi eş olmanın yolu ev işini bilmekten geçer. Düşündüm taşındım, sana eksik olanı vermek istedim: Bilgi!” Ve ‘Büyük Ev ve Mutfak Ansiklopedisi’ni, üzerinde kendi el yazısıyla notlara ve sayfa aralarına yerleştirdiği işaretlere basarak hediye etti. Oğlu ne kadar utanıp, “Boşver, unuturuz” dese de, İrem birkaç gün kitabı inceledi, içindeki “tembeller için değil”, “kıyafetlerde leke utançtır” gibi iğneleyici notları görünce, kitabı ait olduğu yere geri götürmeye karar verdi. Cumartesi günü, elinde ‘hediye’ ve bir zarfla kayınvalidesinin sofrasına oturdu. Herkesin içinde kibarlıkla kitabı geri uzattı: “Bu kitap bir başyapıt, hayat felsefenizi yansıtıyor. Ama ben farklı bir hayatı seçtiğim için, bence sizde kalmalı.” Ardından zarfı verdi, “Burada en iyi dans kursundan tam üyeliğiniz ve masaj hediyesi var. Biraz da kendinizi şımartın. Hayatlarınızı mutfağa sığdırmak zorunda değilsiniz.” Gülten Hanım dumura uğramıştı, İrem ise sınırlarını nezaketle çizmiş ve işi kavga etmeden bitirmişti. Ertesi hafta kayınvalideye ulaşmak mümkün olmadı. Bir ay sonra ise, telefonun diğer ucunda coşkulu bir Gülten Hanım vardı: “Tango hocamla konser var, provalara yetişemem, çocuklar siz artık kendiniz bir şeyler ayarlayın!” İrem ve eşi mutluluk içinde gülüştü: Hudutlar çizildi, hayat özgürleşti. En iyi aile reçetesi, hiç bir kitapta yazmazdı! Siz de imalı hediyelere karşı böyle mi davranırdınız? Beğendiyseniz kanalı takip etmeyi unutmayın!