Dikkatli kullan, kızım, bu sadece altından değil, ailemizin tarihi var içinde, dedi Nermin Hanım, sanki kristal bir vazo tutuyormuş gibi özenle kadife kutuyu gelinine uzattı. Bu, büyük babaannemin yüzüğü. Savaşı gördü, yokluk çekti, mübadeleyi atlattı. Annem anlatırdı; 1946da bir çuval un teklif etmişler, ama babaanne vermemiş. Sakladı. Hatırayı ekmekle değiştirmezsin, açlığı atlatırız, demiş.
İrem, bakımlı tırnakları ve her daim fönlü saçlarıyla, kutuyu açtı. Avizeden süzülen ışıkta, eski bir altın işçiliğiyle çevrelenmiş kocaman yakut solgun solgun parladı. Yüzük öyle gösterişli ve ağırdı ki, şimdiki gençlerin taktığı zar zor seçilen incecik yüzüklere hiç benzemiyordu.
Vay be, nasıl da… esaslıymış, dedi İrem, hediyeyi elinde evirerek. Şimdi bunlardan bulmak zor. Resmen antika.
Antika değil İrem, vintage, antik, diye düzeltti eşi Burak, Nermin Hanımın oğlu. Karnı doyunca gevşemiş halde masada oturuyordu, kadınları keyifle izliyordu. Anne, emin misin? Sen hep yüzüğün ailede kalması gerektiğini söylerdin.
İrem artık aile, dedi Nermin Hanım, sıcak bir gülümsemeye çalışsa da, içi cız etti. Karar kolay olmamıştı. Yüzük onun tılsımıydı, kökleriyle bağlantısıydı. Ama oğlunun bu kadını ne kadar çok sevdiğini biliyordu, nasıl uğraştığını görüyordu. Dedi ki; olsun, bir iyilik göstergesi olsun, kendini ait hissetsin. Üç yıldır evlisiniz, pek uyumlusunuz. Zamanı geldi. Bu yüzük sizin evliliğinizi de korusun, bizimkini koruduğu gibi.
İrem, yüzüğü parmağına taktı. Yüzük işaret parmağında bile genişti, salınıp duruyordu.
Çok güzel, dedi ama Nermin Hanım beklediği duygusallığı duyamadı sesinde. Daha çok nazik bir teşekkür gibiydi. Sağ olun, Nermin Hanım. Saklayacağım… herhalde biraz küçültmek gerekir, yoksa düşer.
Kuyumcuda dikkatli olun, diye uyardı hemen kayınvalide. Altını eski, yumuşak, usta işi; ustalar diyor ki çalışması zor. Taşa da zarar gelmesin. Orta parmağa tak, uyar belki.
Tamam, bakarım, dedi İrem, kutuyu kapatıp çantasının yanına koyarak. Burak, çıkalım mı artık? Yarın erken kalkmamız lazım, arabanın kredisi var, bankaya uğrayacağız.
Onları uğurladıktan sonra Nermin Hanım uzun süre camda bekledi, yeni SUVleri gözden kaybolana kadar izledi. Göğsünde tarifsiz bir boşluk duygusu vardı. Sanki yüzükle beraber içindeki gücün bir parçasını vermişti. Kötü düşünceleri kovaladı. Geleceğe bakmalıydı. Gençlerin zevki, değerleri başkaydı ama nesil hatırasının gücü başkaydı; kendi korur kendini, dedi.
Haftası yoğun geçti. Nermin Hanım, emekli olmasına rağmen evde oturmayı sevmezdi. Bir gün sağlık ocağı, bir gün pazardan taze peynir, bazen de parkta baston yürüyüşü. Büyük şehirde yaşamak hareket istiyordu.
Salı günü hava bozdu. Gri bulutlar, sinsi yağmur, şemsiye fayda etmiyor. Eczaneden dönerken ara sokaktan kestirme yapayım derken karşısına büyük puntolu bir tabela çıktı: “KREDİ. ALTIN, TEKNOLOJİK EŞYA, 24 SAAT”. Vitrini spot aydınlatıyordu ve hızlı para isteyenleri davet ediyordu adeta. Nermin Hanım, bu tür yerlerin yakınından alışveriş yapmazdı, orada başka insanların bahtsızlığının kokusu var gibi gelirdi. Ama o gün bir şey onu yavaşlattı.
Gözleri önce sıradan cep telefonlarında, sonra takı reyonuna kaydı. İncecik zincirler, haçlar, alyanslar birilerinin yatmayan umutları. Birden kalbi bir vuruş atladı. Kulaklarında yankı yapan bir çarpıntı başladı.
Kadife standın tam ortasında, O vardı.
Yanlış olamazdı. İkinci bir eşi yoktu. Kocaman, koyu kırmızı bir yakut; tanıdık, içten, altın işçiliğiyle sarılmış, ve sadece kendisinin bildiği iç kısımdaki minicik çizik.
Yok ya… diye fısıldadı Nermin Hanım, elini göğsüne götürerek. Allahım, olamaz.
Ayakları pamuk gibi oldu. Sanki yer ayaklarının altından kaydı. Belki de yanıltıyordu? Şimdi çok güzel sahteleri yapılıyor ya
Ağır kapıyı itti ve içeri girdi. İçerisi tozlu oda spreyiyle karışık tuhaf bir kokuyla doluydu. Arka tarafta zırhlı cama yığılı genç adam telefonu karıştırıyordu.
Merhaba, dedi Nermin Hanım, sesi titriyordu ve bu zayıflığına kendi de kızdı.
Adam başını ağır kaldırdı.
Merhaba. Alım, satım, rehin. Buyurun?
Şey o yakutlu yüzüğü bakabilir miyim?
Çocuk isteksizce of çekip vitrinin anahtarını alıp kutuyu çıkardı.
Antika bu, homurdandı. 14 ayar, şimdilerde nadir. Taşı doğal. Fiyat etikette.
Nermin Hanım titreyen elleriyle aldı yüzüğü. Elleri ağırlığı ve sıcaklığını anında tanıdı. Çevirdi, bakıyor. İşte o çizik. İşte silik usta damgası, çocukluğundan beri hatırladığı.
Bu, onun yüzüğüydü. Daha geçen hafta büyük bir niyetle İreme verdiği.
Gözleri karardı. Yutkundukça boğazına bir yumru tıkandı. Nasıl olurdu? Sadece bir hafta! Babaannesi aç kalmış, satmamış. Ama bunlar Karnı tok, sırtı pek, arabaları var
Kaç lira? diye zorla sordu.
Otuz beş bin lira, dedi adam ilgisizce. Hurda fiyatı; üstüne azıcık taş için. Ürün büyük, seveni lazım.
Otuz beş bin lira Üç neslin hatırası bu rakama satılıyordu. Oysa gerçek değerini antikacı on katına satardı. Burada sadece altın.
Alıyorum, dedi dimdik.
Kimliğiniz? çocuk canlandı.
Var. Kartım da var.
Bu kara gün parasıydı, ihtiyat için biriktirdiği. Demek ki kara gün gelmiş, ama hayal ettiği gibi değil. Evraklara bakarken tezgahtan tutunuyordu düşmemek için. Aklında hep aynı sorular: Bir şey mi oldu? Kaza, hastalık mı? Niye söylemediler, niye yardım istemediler? Her şeyini verirdi, niye sakladılar sanki hırsız gibi?
Çıkınca çantasının dibindeki kutuyla eve dönerken rahatlama değil, içi sızlayan bir hayal kırıklığı hissetti. Yağmur hızlandı, ama soğuk damlaları fark etmedi bile. Eve yürüdü ve düşündü.
Hemen arayıp kavga mı etsem? Bağırıp çağırmak kolaybahane üretirlerdi. Kayıp oldu, çalındı derlerdi. Yüzlerine bakmalıydı.
Nermin Hanım beklemeye karar verdi. İki gün dışarı çıkmadı, tansiyonum var dedi. Korvalol içip masanın üstüne koyduğu yüzüğü okşadı, adeta ondan özür diler gibiydi.
Cuma günü oğlunu aradı.
Burak, nasılsınız canlarım, çok özledim. Cumartesi uğrayın mı, size annemin tarifiyle lahana böreği yapacağım, çorba da var…
Tabii ki anne! Oğlu enerji dolu. Geliyoruz! İrem de seni sordu. İki gibi oradayız?
Olur oğlum, bekliyorum.
O gece sabaha kadar uyumadı. Dalgalarını bastıracak sözcükleri düşündü, ama hiçbiri o ihanete karşı yeterli gelmedi. Veya tek mi? Yoksa Burak da biliyor muydu?
Cumartesi günü geldiler, ellerinde kocaman bir kış buketiyle ve pasta. İrem yeni elbisesiyle hava atıyor, yağmuru, trafiği, bir indirimden bahsediyor. Kayınvalideyi öpüyor, Nermin Hanım kendini zor tutuyor.
Mis gibi kokuyor! övdü İrem mutfağa girince. Sizin elleriniz altın vallahi. Biz hep paket söylüyoruz, yemek yapmaya zaman yok. İş güç…
Sohbet açıldı, konu apartmanda tadilata, benzin zammına geldi. Oğluna ekşi krema verdi, çay doldurdu. Bir yandan da İremin ellerini gözetliyordu.
Yüzüklerinde moda birkaç ince altın halka vardı. Ama o aile yadigârı yoktu.
İrem, dedi Nermin Hanım, tatlıdan sonra çay koyarken. Yüzüğü neden takmıyorsun? Hani verdiğim? Kıyafete uymadı mı?
İrem saniyelik bir tereddütle dondu; dikkatli olmasan anlamazsın. Burak da çayını bırakıp eşine baktı.
A, Nermin Hanım, İrem aniden gülümsedi ama gözleri kaçıyordu. Şeye koydum onu… kutuya. Biliyorsunuz, biraz bol. Düşer diye çekiniyorum. Kuyumcuya da gidemedik bu hafta, işler yoğun, Burak zaten geceye kadar çalışıyor.
Evet anne, diye onayladı Burak. Zaman bulamadık. Kutuda duruyor, güvende.
Güvende kutuda ha evde.
Tabii, evde, dedi İrem hafif gerginleşerek. Başka nerde olacak? Merak etmeyin böyle şeyleri, sonuçta bir eşya. Kaybolmaz.
Nermin Hanım sessizce kalktı, vitrinden eski bir porselen çorba tenceresinin içinde saklı kutuyu aldı, masaya getirdi.
Odaya ağır bir sessizlik indi; saatin tik takı duyuluyordu.
Kutuyu İremin önüne koydu, kapağını açtı.
Yakut, bir damla kan gibi ışıldadı.
İremin yüzüne önce kırmızı, ardından bembeyaz bir renk yayıldı. Ağzı açık kaldı. Burak çayıyla boğuldu, büyü görmüş gibi yüzüğe baktı.
Anne bu ne? Nereden?
Şehirdeki o kredi dükkanından, dedi Nermin hanım sakince sandalyeye otururken. İlginç şekilde içi durulmuştu, fırtına geçince kalan sessizlik gibi. Salı uğradım. Bilmeden. Karşıma çıktı, öylece duruyordu. Otuz beş bin lira verdim. Demek ki, hatıranın bugünkü değeri…
İrem başını eğdi, masa örtüsüne bakmaya başladı.
Geri alacaktık mırıldandı. Maaştan, gelecek ay kesin
Gelecek ay mı? dedi Nermin hanım. Ya başkası alsaydı? Eritilseydi? Taşı alsalardı? Yaptığınızın gerçekten farkında mısınız?
Nermin Hanım, lütfen büyütmeyin! birden patladı İrem. Yüzü kızgın gözyaşlarıyla doluydu. Sonuçta eski bir yüzük! Paraya sıkıştık! Krediler, faiz uçtu, Burakın ikramiyesi gitti! Sizden isteyemezdik, yine eksik gedik lafı edecektiniz!
İrem, sus yeter, dedi Burak ama karısı dinlemedi.
Hayır, ben konuşacağım! diye bağırdı. Siz hep taş gibi eşyalara tutunuyorsunuz! Ama bizim yaşama hakkımız var! Tatil istedik, giymek istedik! Geçici ipotek düşündük, maaştan geri alırız dedik. Kimse anlamazdı!
Kimse anlamazdı diye tekrarladı Nermin Hanım. Yani derdin, ben öğrenmesem olur? Peki ya vicdan? Sana en değerlimi emanet ettim ben!
Önemli olan insanlar! atıldı İrem. Şey, eşya sonuçta! Satsak ne olurdu? Kıyamet mi kopacaktı?
Nermin Hanım oğluna döndü. Oğlan yüzünü ellerine gömmüştü. Utanmıştı. Önceki gibi yine konuşmasına karısının izin vermişti.
Burak, dedi annesi. Sen biliyor muydun?
Burak başını kaldırmadan başını salladı.
Evet anne. Affet. Gerçekten o ay çıkamadık işin içinden. İrem önerdi Geçici olsun dedik. Ben de istemedim ama
Ama razı oldun, annesi tamamladı. Çünkü kolayına geldi. Çünkü karın dedi. Çünkü babaannenin hatırasıyla araba kredisi ödenmiyor.
Kutuyu iyice kavradı.
Biliyor musunuz sevgili çocuklar, sesi dikkat çekici kadar sertti. Haklısınız, eski kafalıyım belki de. Ama ben, bir külçe için aileye ihanetinizi anlamıyorum. Annemden kalan börekleri mideye indirip göz göre göre yalan söylediniz.
Geri vereceğiz paranızı, dedi İrem mendille burnunu silip. Otuz beş bini kuruşuna kadar.
İstemem, dedi Nermin Hanım. Zaten ödediniz. Bu hareketle ne kadar değer verdiğinizi gösterdiniz.
Kapıya yöneldi.
Gidin.
Anne, ne olur Burak koştu yanına, elini tuttu. Bir hata, düşüncesizlik Affet, ana kuzusuyuz biz.
Anne kuzuları böyle yapmaz Burak. Aile gerekirse sırtındaki gömleği verir ama hatırasını satmaz. Git şimdi. Yalnız kalmak istiyorum.
Hadi gidelim! fırladı İrem, çantasını kaptı, sandalyeyi savurdu. Sanki suç işledik! Bu ne takıntı! Hadi Burak, burda istenmiyoruz. Yazık, altınlara sarılsın dursun!
Çıktılar. Kapı gürültüyle kapandı. İremin pahalı parfümünün kokusu şimdi burnuna daha dayanılmaz geldi.
Geri döndü, pastayı kaldırdı, sofrayı topladı; her şey alışkanlığından gelen bir otomatiklikle. Sonra yüzüğü aldı.
Hah, geldin mi evine, dedi parmağına takarken. Yuva olmadı onlara. Galiba öyle derler, kimin başına kimin külahı
Gece saatlerce lambanın altında yakut taşına baktı. Taş o eski, derin ışığıyla adeta Üzülme. İnsan gelir geçer, değerler kalır, diyordu.
Oğluyla geliniyle ilişkisi tümden kopmadı. Burak aradı, özür diledi, aramaya çalıştı. Nermin Hanım ise düz, mesafeli konuştu. Sıcaklık, porselen kupa gibi çatlamış oldu; içirsin, ama misafir önünde olmaz.
İrem kendini kurban gibi gösterdi, yine sorun bende değil, kayınvalide de havasında. Konu yüzükten hiç açılmadı. Nermin Hanım yüzüğü çıkarmadı bir daha.
Bir gün, aradan aylar geçince, apartman önünde eski öğretmenleri Gülten Hanımla bankta oturdu.
Ne güzel yüzüğün var, Nermin, dedi Gülten Hanım. Gözümü alamadım.
Annemden yadigâr, dedi, yüzüğünü okşayarak. Gençlere vermeyi düşündüm, erkenmiş. Daha zamanı var.
Yolun doğrusu, başını salladı komşusu. Böyle şeyler hakkını bilene verilir. Şimdikiler ne eşya, ne sevgi kalıcı görüyor…
Dert değil, dedi Nermin Hanım, göğe bakıp. Belki bir gün bir torun kızım olur, ona veririm. Şimdi bende dursun, huzuru bana iyi geliyor.
Anladı ki; sevgiyi hediye alamazsın, saygıyı ise başkasının hatırına göre yaşayarak kazanamazsın. Yüzük tekrar ona döndü ki gözlerini açsın. Gerçek biraz acı olsa da, o anlamsız tatlı yalanlardan iyidir.
Hayat devam etti. Nermin Hanım bilgisayar kursuna gitti, arkadaşlarıyla tiyatroya başladı. Artık her kuruşunu çocuklar için saklamıyor, biraz da kendine harcamayı hak görüyor. Parmağındaki yüzük, her gün Senin bir omurgan var; kimse eğemez, kimse kıramaz diyordu. Atalarını anımsadığı sürece, asla yalnız değildi.
Hikaye sizi duygulandırdıysa, kanalıma abone olup beğenmeyi unutmayın; bu şekilde hayatın içinden daha çok hikaye yazabilirim. Siz olsaydınız, nasıl davranırdınız? Yorumlara bekliyorum.




