Oğul Babaya Hazır Değil…
“Utanmaz! Nankör Domuz!” diye bağırıyordu annesi, Nurhayata. Kızının gittikçe belirginleşen karnı annesinin öfkesini azaltmak bir yana, büsbütün alevlendiriyordu. Evden çık! Bir daha sakın geri dönme! Yüzünü görmek istemiyorum!
Gerçekten de, annesi onu evden kovdu. Daha önce de bazı hatalarında kapının önüne koymuştu, ama bu kez “geberdiğin zaman belki dönersin” demişti. Ağlaya ağlaya, küçücük bir bavuluna birkaç eşyasını doldurup, zor adımlarla sevdiği çocuğun yanına gitti Nurhayat. Oysaki Alp, olanlardan ailesine hiç söz etmemişti. Alpin annesi, Nurhayatın karnına göz gezdirip, “Bir şey yapmak için artık çok mu geç?” diye sordu doğrudan. Tabii ki çok geçti. Bebek iyice belli olmuştu. Nurhayat o kadar şaşkındı ki, yardım için hiç tereddüt göstermiyordu artık, daha bir ay önce annesinin teklifine karşı çıkmışken şimdi umutsuzluk ve korkuyla yanıyordu.
“Benim oğlum baba olmaya hazır değil,” dedi Alpin annesi soğuk bir kararlılıkla. “O daha çok genç, hayatını mahvedersin. Elimizden gelen desteği veririz tabii. Ama şimdi, seni tanıdığım bir kadının yönettiği kadın sığınma evine yerleştiriyorum; orası sizin gibi, kimseye lazım olmayan, hamileler için.”
Nurhayat, sığınma evinde küçük bir odada kaldı. Orada sonunda derin bir nefes aldı, biraz olsun huzur buldu. Kimse onu sorgulamadı. Doğuma fiziksel ve ruhsal olarak hazırlanması için bir psikolog ile çalıştı. Nihayet o en önemli an geldi; avuçlarına minik bir bebek tutuşturulduğunda önce donakaldı, panikledi. Kendine geldiğinde ise bebeği seyretmeye, incelemeye koyuldu; bu bilinmez minik mucize, onun kızıydı artık.
Yılbaşı Bayramı yaklaşıyordu. Ama Nurhayata neşe değil, bir uyarı geldi: “Kendine yer bul, odana talip sırada bekleyenler var.” Bir aylık kızı Elifi kucağına alıp, oda köşesine oturdu. Nasıl yaşayacaklarını düşündükçe yüreğinde bir yumru oluşuyordu; para, barınacak yer Annesinin yüreği asla yumuşamamış, torununu görmek bile istememiş, onları hayattan silmişti resmen.
“Bak yavrum,” fısıldadı Nurhayat, “bu ne hüzünlü bir Yılbaşı arifesi oldu bizim için…” Oysa bu bayramı ne çok sevmişti çocukluğunda! Sokağın çocuklarıyla kapı kapı gezip maniler, ilahiler okur, güzelce harçlık toplardı. O ruh haline yeniden dönmek, başkalarının kapısını şarkılarla çalmak, bayramı hissetmek, kutlamak istedi. “Neden olmasın ki?” diye düşündü. “Kızım sessiz bir bebek, onu sararım sarmalarım, göğsüme bağlarım. Hem biraz canım sıkılmış, biraz para da kazanırım Kim açmazsa kapıyı, Allaha emanet olsun.”
Ertesi gün, İstanbulun sakin, müstakil bir mahallesini seçti eski usul ilahi söylemek için. Tahmin ettiği gibi, böyle sıra dışı bir ziyaretçiye evlerin çoğu tereddütle yaklaştı. Herkes geleneğe uygun şekilde, kapıda erkek çocuklar bekliyordu. Ama birkaç eve girebildi, öyle güzel ve içten okudu ki; ev sahibi bazen sadece para ile değil, çeşit çeşit yiyeceklerle de teşekkür etti. Hele minik bebeği görenler dayanamayıp duygulandı. Herkes, bir annenin kucağında bebekle böyle gezmesinin kolay bir hayat işareti olmadığını anlıyordu.
Kapı kapı dolaşmak zordaydı. Şu ulu villaya da uğrayayım, sonrası yeter. Kim bilir, belki zengin bir aile güzel bir hediye alırım, diye iç geçirdi Nurhayat. Cebinde hatırı sayılır bir miktar Türk lirası birikmişti artık yüreğinde bir huzur kıpırdaması başladı.
“İlahimi söylememe izin verir misiniz?” dedi kapıyı açan ev sahibine. Fakat adamın davranışları Nurhayatı şaşırttı. İçeri geçirdi, uzun uzun yüzüne baktı; gözleri bebeğe kayınca beti benzi attı, sendeledi ve kanepeye oturdu.
“Nazife?” dedi adam, sesi ürkek.
“Ne? Hayır, ben Nurhayatım Beni biriyle karıştırmış olmalısınız,” dedi kız.
“Nurhayat? Ne kadar benziyorsun eşime Ve bu bebek Kız mı?”
“Evet,” dedi Nurhayat ürkekçe.
“Benim de bir kızım vardı Ama ikisi de… gitti Trafik kazası… Ve geçen gece rüyamda ikisinin geri döndüğünü gördüm Şimdi ise Olabilir mi böyle şey?”
“Ne söyleyeceğimi bilmiyorum,” dedi Nurhayat.
“Buyrun, geçin Lütfen bana hikayenizi anlatın,” diye davet etti adam.
Nurhayat başta bu adama güvenmeyi zor buldu, o kadar garip ve duygusal davrandı ki. Ama gidecek yeri de yoktu. Yalnız adamın geniş salonuna geçti. Duvarlarda bir kadın ve küçük bir kız çocuğunun fotoğrafları gerçekten de, ölen kadın ona çok benziyordu
Sonra anlatmaya başladı hayat hikayesini. Susturamadı içini; her detayı, her acı kırıntısını döktü ortaya. İlk kez biri onunla gerçekten ilgilenmişti çünkü. Adam ise sustu, dinledi, tek kelimesini bile kaçırmak istemedi. Bebeğe kaçamak bakışlar atıyor, o ise tatlı tatlı uyuyor, uykusunda bile gülümsüyordu. Galiba, gerçekten anlamıştı; evine, çok yakında kendisine ait olacak o sıcak yere dönmüştü küçük Elif…




