Yetişkinler İçin Sınav
Işılcığım, proje bitişini hep birlikte kutlamaya neden bizimle gelmiyorsun? diye sordu gülümseyerek Burak, ardından da ona göz kırptı.
Ah sevgili dostum, çünkü bu akşam bir buluşmam var, dedi Işıl utangaç bir sesle.
Şaka yapıyorsun! Burak şaşkındı. Işılı beş yıldır tanıyordu; o bir bekar anneydi ve sanki hayatına yeni birini almak istemiyordu… Ne tuhaf! Gerçi, belki de istiyordu da Burak bunu fark etmemişti. O zaman seni tutmayalım, umarım her şey gönlünce olur, deyip arkasını döndü diğer arkadaşlara. Hadi, gidiyor muyuz?
Evet.
Hadi, acele edelim!
Tabii ki! dediler bir ağızdan ve hep beraber kafeye doğru yürümeye başladılar.
Burak diğerleriyle yan yana gülümsüyordu, ama derinlerde bir yerde hafif bir kıskançlık hissetti. Oysa neye kıskanacaktı ki? Aralarında bir sürü mesafe vardı, sadece iş ve dostluk.
Garip işler… diye içinden geçirdi Burak.
* * *
O gün eve her zamankinden çok daha geç döndü. Eve girer girmez çocuklar üstüne koştu; Babaaaa! Babam geldi! çığlıklarıyla. Sonra eşi Elif ortaya çıktı.
Burak, nihayet!
Elif onu sarılıp öptü.
Biz bugün parkta yürüyüp süper bir uzay gemisi yaptık. Ama sen yine yoktun, dedi gülerek.
Sonuçta para kazanıyorum, diye homurdandı Burak. Bazı akşamlar işler uzayabiliyor, bu benim hakkım!
Elbette, sen bilirsin, dedi Elif uyumlu bir şekilde.
Bana hesap sorulmasın lütfen, diye ekledi Burak hala çatık kaşla.
O anda biri sorsa Neden böylesin? diye, cevap veremezdi. Kendi de bilmiyordu.
Burak, biri seni ısırdı mı yoksa? Elif yine tatlı tatlı gülümsüyordu.
O an anladı Burak: Elifin yüzündeki gülümsemeyi silmek, onun da kendisi gibi kötü hissetmesini istedi.
Hayır. Yorgunum sadece. Akşam yemeğini hazırla, dedi Burak, normal bir tonla söylemeye çalışarak. Elif mutfağa geçince Burak ayakkabılığa oturup başını ellerinin arasına aldı.
Ben napıyorum? diye düşündü dehşetle.
* * *
Bir kaç gün sonra, Burakın ruhu hafifledi. O gün olanları, herkesin proje kutlamasında bulunmasını istemiş olmasıyla, Işılın gelmemesine üzülmesiyle açıklamaya çalıştı kendine.
Şimdi yeni bir projeye odaklanmıştı.
* * *
Işıl, bugün biraz daha kalman gerekecek sanırım, dedi bir gün. Hesaplara ihtiyacım var.
Üzgünüm, bugün anneme gidiyorum, dedi Işıl başını iki yana sallayarak. Benim için önemli. Yarın erken gelirim, her şeyi hazırlarım.
Peki, anlaştık, dedi Burak başıyla onaylayarak.
Gerçekten sinirlenmişti. Nasıl yani? Proje varken daha önemli ne olabilirdi ki?
Annen hasta mı? diye sordu.
Evet, demekle yetindi Işıl gözlerini yere indirerek.
Anladım, dedi Burak. Annesi hastaysa bırakırdı elbette.
Fakat sonra, Işılın annesinin hasta olmadığı ortaya çıktı. Sadece bahaneymiş, kalmasını istemesin diye.
Nasıl yani, annesine gitmiyor mu? diye şaşırdı Burak, duyduğunda.
Gidiyor canım, gittiği kesin. Ama yalnız değil, yeni sevgilisiyle beraber, dedi Yasemin. Camdan dışarıya bakıp Burakı da yanına çağırdı. Bak şimdi…
Yanına gitti, camdan baktılar. Işıl ofis kapısından çıktı, karşıdan bir adam yürüdü ona, el ele tutuşup arabasına doğru ilerlediler. Sonra arabaya binip gittiler.
O an içini yine kıskançlık sardı. Hem de bu defa çok daha derinden.
Allah Allah! Demek bu gerçekmiş. Biriyle beraber!
Herkes işi altıda bırakıp gidebilir, dedi Burak, sesi umursamaz çıkmaya çalışarak.
Yerine oturup işe odaklanmak istedi ama tabii ki başaramadı.
* * *
Zaman geçtikçe Burakın iç huzuru iyice bozuldu.
Başta hafif bir huzursuzluktu sadece: Işılın sesini, mesajını duyduğu an kalbi sıkışıyordu. Tıpkı Elifle ilk zamanlarda olduğu gibi.
Yok canım, âşık falan olmadım herhalde? diye düşündü, hem korkuyor hem gülüyordu bu fikre. Görmezden gelmeye çalıştı.
Otuz dokuz yaşındaydı. Karısı vardı. Elifi başlarda gerçekten sevmişti. Yok, artık değildi Şimdi sadece minnet ve saygı hissediyordu. Asıl o deli, coşkulu, yakıcı, biraz da aptalca sevdayı geride bırakmıştı. Belki herkes gibi.
Ama bu kez his daha yoğundu.
Kendinde tuhaf şeyler fark etmeye başladı; Işıl odaya girerken kendini dikleştiriyor, sürekli onun görüşünü arıyor, konuşmalarını kafa kafaya tekrar ediyordu, sanki aradıkları bir giz saklıydı orada.
Bir gün düşündü:
Ya onu yıllar önce, çocuklarım olmadan önce tanısaydım?
Bu düşünce sanki bir şok gibi hissettirdi.
Çünkü evet; o zaman yavaş yavaş, bahaneyle, fırsat kollayarak ailesini bırakırdı. Hiç tereddütsüz. Her şeyi, sıcak yuvasını tek bir ihtimal uğruna bırakırdı.
Arkasından büyük bir suçluluk dalgası sardı içini. Elif ve çocukların fotoğrafına baktı. Bir tatil fotoğrafı, herkes mutluydu, Burak da. Her şey doğru görünüyordu. Ama yine de niye sanki başkası yaşıyormuş gibi hissediyordu?
Kendiyle savaş halindeydi. Bu kıskançlık, özlem, hisler neden şimdi? Neden yıllar sonra? Neden Işıl?
Daha önce üç yıl boyunca birlikte çalışmışlardı, hatta hiç dikkat bile etmemişti ona. Ama şimdi unutamıyordu. Düşünmekten vazgeçemiyordu.
İçindeki dünya çöküyordu. Bildiği, inandığı tüm değerler yerinden oynuyordu. Kimseyi aldatmak, ailesini kaybetmek istemiyordu. Ancak hissettiklerinden de kaçamıyordu.
* * *
Bir sabah, güneş henüz doğmamış, yalnızca ince bir ışık çizgisi perdeyi yara yara içeri doluşmuştu. Tavana baktı.
Kafasında yine Işıl vardı. Hiç çıkmıyordu. O sessiz, huzurlu ortamda bile sanki tam göğsünde, ufacık bir kıymık gibi saplıydı.
Dün olanları hatırladı. Yine erkenden çıkmıştı ofisten Işıl, yanında genç adam. Her defasında, içi bir şeyler kopuyor gibiydi.
Kayboluyorum. Şimdi kendimi durdurmazsam, günün birinde her şeyimi kaybedeceğim. Soğuk biri olacağım. Çocuklarıma, Elife, en çok da kendime yabancılaşacağım. Sonra da dönüşü olmayacak.
Kalktı, giyinip mutfağa gitti. Bir Türk kahvesi yaptı, cama yaslanıp dışarıya baktı. Dışarısı bomboştu, gri ve tenhaydı. O anda bir karar verdi.
* * *
Nasıl yani, başka bir departmana geçiyorsunuz? etrafı iş arkadaşlarıyla çevrilmişti Burakın. Hatta Işıl da oradaydı.
Öyle denk geldi. Orada sıkıntı varmış, ben ilgileneceğim, dedi o da.
Geçici yani?
Tabii, geçici, başıyla onayladı Burak. Oysa biliyordu ki, hiçbir şey geçici olmazdı.
Önce işi tamamen bırakmayı düşünmüştü. Ama mantıksız buldu; pozisyonu, maaşı, fırsatları vardı.
O yüzden transfer istedi. Kısa bile sürse, kendini kurtarmak, Işılın bakışları, sözleri onu çekmesin, diye…
Her şeyini riske atan kahraman olmak istemiyordu. Ben de insanım… demekle yetinmek istemiyordu. Biliyordu, geçecek, zamanla acısı da dinecek.
Akşam Elife, sessiz ama kararlı bir şekilde:
Ailemle daha çok vakit geçirmek istiyorum. Artık işte kaybolmak istemiyorum.
Elif şaşkın bakışlarla:
Gerçekten mi?
Evet. Çocuklarla, seninle çok şey kaçırdım, öyle geliyor bana.
Elif bir şey demedi, sadece hafifçe gülümsedi. O gülümseme Burakın yüreğine oturdu.
Çocuklarla parka gitti, onları okuldan aldı, okul etkinliklerine katıldı. Elifle gündelik şeyler dışında konuşmaya başladı; gününü, hislerini paylaştı. Elifin hayatına da ilgi gösterebildi.
Bazen Bunca zamandır neden böyle uzakmışım, neden bunları görev gibi görmüşüm? diye düşünüyordu.
Işılı tamamen unutmadı. Düşünceleri seyrekleşti. Artık onu görünce içi burkulmuyor. Sadece yanında olabileceği kişiyi seçmediğini, ailesini seçtiğini hatırlıyordu. Ve bu kararına müteşekkirdi.
* * *
Burak! Hani neredesin? Hepimiz sana dönmeni bekledik. Unuttun mu bizi, koca bir yıl geçti!
Oyuncakçıya doğru yürüyordu Burak, birinin seslenmesini duydu, döndü. Karşısında Işıl.
Selam Işıl. Seni gördüğüme sevindim.
Nasılsın? diye sordu Işıl.
Eh, hatta çok iyiyim, dedi içtenlikle.
Neden dönmedin ki? Sen en iyi yöneticiydin.
Değişiklik istedim, dedi kısaca. Ya sen?
Ben mi? diyerek kocaman güldü Işıl. Evleniyorum! Harika bir adam. Kızım da onu çok sevdi.
Burak başını salladı. İçinde kıskançlık yoktu; sadece hafif bir şaşkınlık. Sanki uzakta yaşayan eski bir dostunu yeniden görmüş gibi.
Sevindim senin adına, dedi samimiyetle.
Biraz konuştular; ortak tanıdıklar, şirket haberleri Kimse, Birlikte kahveye oturalım demedi. İkisi de, bu buluşmanın bir son olduğunu biliyordu; ya da belki tamamen yeni bir şeyin, ama artık birbirlerinden ayrı.
Vedalaşıp gitti Burak. Oyuncak aldı, dışarı çıktı, arabasına bindi. O anda anladı: Artık ona karşı hiçbir şey hissetmiyordu. Ne acı, ne heyecan, ne de yeni bir başlangıç arzusu.
Işıklara baktı. Kaldırımdan geçen insanlara, çocuklarını ellerinde tutan annelere Ve uzun süre sonra, hayatının tam içinde olduğunu hissetti.
Ne masalsı, ne kusursuz bir dünyada. Sadece kendi hayatında. Gerçek. Zor. Ama kendine ait.
* * *
Işıl ve Elif yan yana koşu bantlarında yürüyordu. Uzun süredir aynı spor salonuna gidiyorlardı, çoğu zaman aynı derslerde buluşuyorlardı.
Nasıl geçti buluşmanız? diye sordu Elif.
Işıl omzunu silkti.
Öyle işte. Şans diledi bana, o kadar… Demek ki sen kazandın, dedi gülerek. Kocan inanılmaz biri.
Biliyorum, dedi Elif. Her zaman biliyordum.
Gülümsedi; göz kırptı arkadaşına.




