Son kez uyarıyorum seni; eğer düğün salonunu değiştirmezsen, seninle evlenmekten vazgeçeceğim!
Düğüne iki hafta kalmıştı. Elif, ellerinde davetiyelerle bir türlü isimleri yazamıyor, hafiften titriyordu.
Yine neyin var Elif? diye sordu nişanlısı, Murat, üzgün bir sesle.
Kötü bir his içimi kemiriyor!
Anlıyorum, dedi Murat hafifçe gülümseyerek her gün insan evlenmiyor tabii. Heyecandan böyle oluyorsun, ama geçecek, söz veriyorum. Her şey çok güzel olacak!
Nasıl söz verebilirsin ki? Senin de emin olmadığın bir şeyde… Neden bir kez olsun benim dediğimi kabul etmiyorsun? Hayatımızı birlikte geçireceğiz ama daha başında şimdiden bana hiç anlayış göstermiyorsun!
Elif, o kadar zengin değiliz ki… Herkes gibi savuramayız bu kadar lirayı. Zaten salonu tuttum, organizasyonun ve yemeklerin de parası ödendi, avans verildi. Eğer iptal edersek o para geri gelmez.
Para en mühim şey değil, inan bana.
Hayır, ben böyle şeyleri ciddiye alamam. Bu kadar lakayt olmam doğru değil. Hem paramız gider hem balayıdan oluruz. Anlat hadi bana, neler oluyor?
Peki, iyi dinle o zaman. Sakın “Böyle şey mi olur?” deme. Sen inanmasan da gerçek olabilir.
Söz, dinliyorum, dedi Murat.
Elif derin bir nefes aldı:
Geçen gün yeni bir çalışan geldi bizim şirkete, adı da Zehraydı. Çok içine kapanık biri; kimseyle pek konuşmuyor, siyah kıyafetlerden başka bir şey giymiyor. Bir gün yanıma geldi ve şöyle dedi:
Sana, babaannen Salihadan bir selam var.
Ne? dedim, çünkü babaannem Saliha üç yıl önce vefat etti.
Sana seni uyarmasını istediği bir şey anlatmamı ister misin? dedi, ama iş çıkışı.
Kabul ettim. Bana şunları anlattı:
Yıllar önce buraya yeni bir düğün salonu inşa ettiler.
Mustafa şantiyede şoförlük yapıyordu, eli para görüyordu. Nişanlısı Fadimeye yeni açılan salonda düğün yapalım dedi. Fadime köyden gelmeydi, ailesi fakirdi. O ve ailesi restoran yüzü görmemişti. Fadime alabildiğine bir düğün yapmak, her şeyiyle ailesini şaşırtmak istiyordu.
Düğün günü Fadime bembeyaz gelinliğiyle ışıl ışıldı. Mustafa da şık giymiş, tam beyefendi olmuştu.
Nikah çıkışı düğün konvoyu ve otobüs dolusu davetli salona akın etti. Salonun ihtişamına herkes hayran kalmıştı. Sadece bir yaşlı kadın başını salladı, dilini şaklattı:
Düğünde canlı çiçek yerine yapay çiçek mi olurmuş? Hayırdır inşallah, pek iyi değil bu…
Kimse kulak asmadı, o yıllarda çoğu şey yapaydı. Olsa olsa yeni kimyevi maddelerin devriydi, eskiye göre daha renkliler, parlaklar. Ama yine de konuklar getirdikleri canlı çiçekleri gelin masasındaki vazolara koydu.
Tam dansın ortasında, genç çift yavaş dans için kalktılar. Masalarına döndüklerinde, Fadime bir anda dondu. Önündeki gül buketi tamamen solmuştu!
Garsonlar buketi kaldırdı, eğlence devam etti. Az sonra Fadime fenalaştı; midesi bulandı, bayıldı. Salon çok havasız diye camları açtılar. Biraz toparlanır gibi oldu, ama yine kötüleşti. Fısıldaşmalar başladı:
Herhalde hamile…
Boş ver, hasta olmasın da; hamilelik geçer, şakalaşan bile vardı.
Fadimenin gelinliğinde kan lekesi gördüm, dedi bir akraba.
Ailesi hemen kontrol etti, ama hiçbir şey göremedi.
Sonra, “kapıdan simsiyah giyinmiş bir kadın geçti” dedikodusu yayıldı. Konuklar kadını aradı, ama bulamadı.
Felaket, ilk gece de bitmedi; sanki odaya birisi girmiş gibiydi, ikisi de huzursuzdu. Tıkırtılar, ayak sesleri, bakışları hissettiler Mustafaya sanki birisi sürekli bakıyormuş gibi geliyordu.
Sabah panik halindeydiler. O zamanlar balayı çok yaygın değildi. Hemen işe başladılar. Ancak haftanın bitmesini bile göremedi Mustafa, bir trafik kazasında öldü; arabası karşı şeride geçti. Ne yol bozuktu, ne hava kötüydü, üstelik tecrübeli, dikkatli sürücüydü. Kimse nedenini anlayamadı.
Fadime perişandı, bir yılda eridi, kayboldu gitti. Aylarca aradılar, ama bir daha haber alınamadı.
Güzel bir korku hikayesiymiş, dedi Murat. Peki bizimle ne ilgisi var bütün bunların?
Birebir alakası var! Elif ağlamak üzereydi. Çünkü o korkunç düğün tam da senin tuttuğun salonda olmuş. Aynı köşe, aynı masa!
Ne alakası var canım, o kadar felaket oldu diye biz de mi aynı kaderi yaşayacağız?
Salonun eski bir mezarlığın üstüne kurulduğu söyleniyor. O salonun tam ortasıysa, intihar eden bir gelinin mezarına denk geliyormuş. Nikahdan birkaç gün sonra, kocasının ihanetini öğrenip kendini öldürmüş. Anlayabildin mi şimdi?
Hala saçma geliyor, dedi Murat.
Onun ruhu huzura erememiş, şimdi her düğüne lanet ediyorlar. Damat ya hemen ölüyor, ya da gelin bir sene sonra kayboluyor. Belki de bizim sıramız geldi! Boşuna mı babaannem uyarmış beni rüyamda?!
Ben böyle masallara inanmam, Murat, kızgınca. Sen gelmezsen, ben de Zeyneple evlenirim gelinin en yakın arkadaşı İmzalayacaksan davetiyeleri, imzala, yoksa… dediklerimi yaparım.
Elif bir an daha tereddüt ettikten sonra, bu evlilikten vazgeçti. Zaten Muratın başka biriyle evlenirim tehdidi onu çok kırmıştı.
Murat dediğini yaptı ve gerçekten Zeyneple evlendi; Elifin en yakın arkadaşı ona ihanet etti.
Daha bir hafta geçmeden kehanet gerçekleşti; Muratın motosikletinin frenleri tutmadı ve kaza yaptı.
Elif Zeynep için çok endişelendi; ne kadar affedemese de bir zamanlar can yoldaşıydı. Sonraki gün Zehrayı bulup neler yapılabileceğini sormak istedi. Ama Zehra çoktan işi bırakmıştı.
Formuna yazılan adreste de bulamadı kimse onu…
Rivayete göre, bu korkunç düğün 70li yıllarda olmuş. Hiçbir yerde belge yok, zaten o zamanlar kimse böyle şeyleri ortaya dökmezdi. Ama mahalleli arasında bu hikaye herkesçe bilinir…




