Berk sabah sabah neredeyse apartman kapısını çarparak dışarı çıkıyordu ki, evin içerisinden o meşhur tırlı tırlı tın sesi geldi. Tövbe estağfurullah, şimdi hiç vakti yoktu! Zira arkadaşları apartmanın önünde dört gözle bekliyordu. Birkaç dakika önce topunu koltuğun altına atmış, arka bahçedeki saha için heyecandan hop oturup zıplamıştı. Kapıda biraz oyalanıp umudunu telefondan çıkan zil sesine bağladı, duymazdan geleyim de susturur belki diye düşündü. Ama yok, telefonun inadı inat, çalmaya devam etti.
Kim arar ki şimdi, diye mırıldanıp odasına doğru koşarken ayakkabılarıyla basmadığı halı kalmadı.
Telefonun ahizesini kaptı, burnundan soluyarak kendini annesinden bir istek ya da babannesinin klasik Yemek yedin mi, ellerini yıkadın mı, ceketini giydin mi? sorguları için hazır hissetti.
Efendim, dedi, arayan kişiyi rahatsız edecek bir ses tonuyla.
Efendim, Berk mi? dedi telefondaki adam sesi, tanımadığı biri.
Aile yok, evde kimse yok, diye savurdu cevabını, nerdeyse kapatmak üzereyken adam hızlıca:
Berk, bak şimdi, beni iyi dinle. Sakın kapatma, çok mühim bir şey söyleyeceğim. Şimdi eline bir kağıt kalem al ve yazmaya başla. Anlatacağım çok az zamanım var. Ben Şaşıracaksın ama ben, sensin. Yani gelecekteki senim. Biliyorum, delilik gibi geliyor, ama lütfen dediğimi yap, çok önemli. Hadi bakayım, kağıdın var mı yanında?
Berk terbiyeli çocuktu, sırf bundan dolayı telefonu kapatmadı. Bir de babannesi hep şöyle derdi; Deliyle polemiğe girme, dinle, sonra kendi bildiğini oku. Adamın kafasız ya da iyi bir şakacı olduğundan emindi. Sonuçta, arkadaşıyla arada sırada rastgele birini arayıp Yoğurt var mı? O zaman tam küvet dolusu yap; filimiz banyo yapacak! diye muhabbet dönüyordu. Fena eğlence de olmuyordu yani. Yine aynısı mı olacak acaba, diye merak etti.
Hazırım, diye ciddi bir ifadeyle yanıtladı. Peki gelecekte uçan arabam olacak mı mesela?
Araba maraba Berk, bak, işi gücü bırak şaka yok! Dediğimi yaparsan hem akıllı telefonun olur hem de bir sürü başka güzel şey, dedi ses öfkeli bir şekilde.
Tamam, yazıyorum, dedi Berk. Dışarı bakıp bir yandan da parmağını burnunda gezdiriyordu. Arkadaşlar muhtemelen dayanamayıp maça başlamıştı bile.
Başını ağrıtmadan hızlıca bitirmeye çalıştı konuşmayı. Sonuçta adamın, pardon kendisinin gelecekteki halinin, vakti kıymetliymiş.
Telefondaki ses sonra bir sürü tarih, yıl, isim saymaya başladı. Yan sınıftaki Eliften uzak dur dedi, hele MRMye yaklaşma dedi (herhalde emlak şirketi zannetti Berk!). Sonra dolar al, sonra sat, sonra yine al. Bir şeyler siyah Salıdan, kumar makinelerinden, Bitcoinden ve emlaktan bahsedip duruyor… Bir dünya havalı ama anlaması zor laf!
Hepsini not ettin mi? diye sordu ses.
Not ettim! dedi Berk.
Tamam, işte bu! O kağıdı hazine haritası gibi sakla. Kimseye gösterme, asla kaybetme! diye cevap verdi adam, ve ardından telefondan kesik kesik duut duut sesleri duyuldu.
Berk telefonu yerine koydu ve jet hızıyla bahçeye koştu. Akşam anne babası işten eve gelince yaşadığı bu enteresan olayı anlattı; hem de benim adımı taşıyan bir adam aradı, hem de benmişim! diye mizansenle.
Bak oğlum, öyle yabancı numarayla konuşma. Hele biri kalkıp sana dolar al filan diyorsa, hemen polise şikayet edeceğine söz ver! dedi babası işin ciddiyetinden taviz vermeden.
Tabii ya, dedi annesi, Dolar ne olacak ki, simit mi alacağız onunla?
***
Aradan zaman geçti, Berk o telefonu da, gelecekteki kendisine dair saçmalıkları da unuttu gitti. Çocukluk telaşı, futbol maçları derken hayat derslerle, ödevlerle aktı geçti. Sonra lisede başka bir şehirden Zeynep isminde bir kız okula geldi, Berkin aklı başından gitti tabii. Aynı sınıfta değillerdi ama, selamlaşmalar, yolunu beklemeler, eve kadar bırakmalar derken Kalp kıpırtıları, hevesler.
Üniversite bitti, askere gitti, geldi, Zeyneple evlendi. 90ların o pırıltılı yılları hızla depresif bir döneme dönüştü; önce umut promil sevincindeydi, sonra stres, işsizlik, geçim derdiyle ayıldı millet. Ev hanımı olacak diye istediği botları alacaktı Zeynepe reklamlardan görüp, ama elde avuçta beyaz çorap parasına zor yetiyordu. O apartman dairesi hem kiradan hem de darlığından insanın ruhunu sıkıştırıyor, her ay gelen taksit mesajları neredeyse sinir krizi geçirtiyordu
***
Yine bir öğleden sonra Berk bir park bankında oturdu, elinde bir şişe soğuk gazoz, diğer elinde sigara. Etrafa öylece boş boş bakıyordu. Yanına yaşlıca, gözlüklü biri, elinde eski bir deri evrak çantasıyla oturdu.
Rahatsız etmezsem? dedi amca, zaten yerleşince.
Berk bir baş hareketiyle olur dedi ve şişeden bir yudum daha aldı.
Bugün hava ne kadar kapalı, dedi adam, kimseye bakmadan.
Hayat da öyle, dedi Berk, hafif alaycı bir tonla.
Sizce ilginç değil mi? Adam Berke döndü. Çocukken hep hava açık, mutlu oluruz. Bahar; nehirde kağıt gemiler. Yaz; çimen kokusu, deniz dalgası. Sonbahar; rengârenk. Kış da çıtır kar… Ama hiç gri gün kalmaz çocukken.
Çocukken derdin yok çünkü, dedi Berk. Bizim gibi taksit, iş, aşk, ayrılık dolaşmıyor kafanda. O zamanlar, büyüyünce her şey güzel olacak sanıyordum.
Bir anda Berk başlamış bulundu anlatmaya. Hayallerini, başına gelenleri, batan işlerini, dolandırılan paralarını, her köşe başındaki atari salonlarının cebinden çektiği bozukluğunu Sözde kısa sürede köşeyi döneceksin vaatlerinin içini nasıl boşalttığını, sonunda Zeynepin onu bırakıp tatile başka bir adamla gittiğini, şimdi ise günübirlik işlerle zor geçindiğini, ay sonunu bile göremediğini anlattı.
Yalnız bana yeni bir fikir geldi, dedi sonunda Berk, keyfi yerine gelmiş gibi. Şimdi internette bir kurs izledim, Zengin Düşünce Tarzı. Diyor ki, Kriptoya gir, haftada %500lük kazanç diyor. Buradan kesin köşe dönerim! diye gururla sigarasını tüttürdü. Meğer ben hep yanlış hamle yapıyormuşum.
Evladım, dedi yaşlı adam gözlüğünü düzelterek. Affedersin, asıl mesleğin neydi? Ne işle uğraşıyorsun?
Çalışmak artık eziklere, dedi Berk bir yudum daha alarak. Para parayı doğurur abi! Şöyle önceden bilsem, garanti köşeyi dönerdim.
Bir süre sessizce oturdular. Berk kripto zenginliğiyle hayal kurarken, amca da kendi dünyasına daldı.
Yani, dedi amca tekrar, sen diyorsun ki; her şeyi önceden bilsen, tüm hayat sorunların çözülür?
Elbette! dedi Berk.
Çok ilginçsin, dedi yaşlı adam gülümseyerek. Bir şey denememe izin verir misin? dedi ve çantasından neredeyse Osmanlı yadigarı bir çevirmeli telefon çıkardı. Bak, dedi, felsefeye göre zaman lineer değil, dairesel hiç değil. Tüm anlar anda yaşanıyor. Geçmiş, şimdi, gelecek aynı anda. Yani…
Pek anlamadım, dedi Berk dürüstçe.
Şöyle düşün, bu telefon seni tam kırk yıl öncesine bağlayacak. Bir kere denedim, ilginç sonuçlar aldım, dedi adam ve Berkin kazara yine bir deli olabileceğinden şüphelendiğini fark etti. Ama sonra Yahu şu fenomenler neler anlatıyor, insanlar onlara tonla para bayılıyor. Herkes kendince paralel evren peşinde! diye içinden geçirdi. Denese ne kaybederdi?
Deneyelim madem! dedi Berk istekli bir şekilde.
Ev telefonunu hatırlıyor musun? dedi amca. Ve kırk yıl önce bu saatte evde olmam gerekirdi.
Berk elbette ki hatırlıyordu, bir oturuşta numarayı döşedi ve zamanında okuldan yeni gelmiş olacak şekilde geçmişteki çocukluğuna bağlanacağını düşündü. Elini çevirme aletine götürdü, amca Vaktin kısa, pil anca iki dakika gider. Sorumluluğu kabul etmiyorsun, ona göre! diye uyardı.
Merak etme, yetişirim, dedi Berk ve çevirmeye başladı. Biiiiip… Biiiiip…
Neredeyse kapatacakken, karşıdan sinirli ufak bir çocuk sesi geldi.
Efendim? dedi Berkin çocuk hali.
Alo! Berk?! deyince hem şaşkınlık hem heyecan bastı.
Aile yok evde! diye tekrarladı çocuk Berk, neredeyse kapatacaktı ki yaşlı Berk hemen lafa daldı.
Berk, beni iyi dinle. Lütfen kapatma, çook önemli. Vaktim az. Şimdi eline bir kağıt kalem al not tut! Ben… gelecekteki sensin. Bunu biliyorum, kolay değil inanmak ama bak edeceğim şeyler… Kağıdın var mı yanında?
Var, dedi çocuk Berk. Peki, gelecekte uçan arabam olacak mı?
Ya Berk, bırak şimdi arabayı! Ciddiyim! Dediğimi yaparsan hem telefonun olur hem de bir sürü başka şey.
Tamam, dedi çocuk Berk, burnunu silerek.
Ve Berk, hatırladığı ne kadar parlak finansal tüyo varsa, döktü. Bak, Elifi unut, boşver edilgen insanlar peşinde koşmayı, dolar al bırakma, sonra hemen sat, sonra yine al. Dükkan açma, atari salonuna yatırım. Ne yap et gayrimenkul al, ama sakın krediye bulaşma! Kripto olayları çıkınca gözünü aç, aman MRMye bulaşma!
Arada Yazdın mı? diye de kontrol etti.
Yazdım yazdım, dedi çocuk Berk.
O kağıdı hazine gibi sakla, kimseye gösterme, dedi Berk heyecanla. Bir şey daha ekleyecekti ki pil bitti, cııt dedi hat kapandı.
***
Tabii Berkin küçüklüğü ne yazacak hali vardı! Aklı zaten maçtaki goldeydi, kim yazı yazar? Dalgalarını geçti, telefonu yerine koyup güneşli bahçedeki maçına koştu.
Akşama bi anlatsam iyi olur anneyle babama, en azından güleriz, diye düşündü, top peşinde koşarken.




