Şeyda iyice azıttı, artık ona nasıl davranması gerektiğini anlatmalısın, diye uyardı Mustafanın annesi, Emine Hanım.
Şeydacığım, yarın taşınma kutlamam var! Bir sürü davetlim olacak, biliyorsun, yeni evde henüz hiçbir şey yerli yerinde değil. Bana yardım eder misin?
Tabii ki Emine Hanım, dedi Şeyda, oysa hafta sonu için başka planları vardı.
Ve maraton başladı. Otuz kişilik kanepeler. Sezar salatası. Pastırmalı ve salamlı tabak. Meyve aranjmanı. Salonun süslenmesi. Mobilyaların düzenlenmesi.
Düşünün; cuma akşamı, romantik yemek yerine Mustafayla markete, Migrosa gitmek. Cumartesi altıdan itibaren başka birinin evinde mutfağa girmek, hazırlık yapmak.
Mustafa, bari sandalye yerleştirmek için yardım et! diye seslendi Şeyda.
Sen zaten daha iyi bilirsin, nasıl güzel olur, deyip uğraşmadı Mustafa, telefonda haber okurken.
Saat üçte Emine Hanımın evi baştan aşağı değişmişti. Salonda şık bir açık büfe, her şey zevklice hazırlanmış, çiçekler doğru yerlere konmuştu. Şeyda sonucu izlediğinde yorgunluktan tükenmiş hissediyordu.
İlk misafirler tam dörtte geldi. Emine Hanımın eski komşuları, çalışma arkadaşları, dostları. Herkes ev sahibiyle kucaklaşıyor, daireye hayran kalıyor, taşınma hediyeleri sunuyordu.
Şeyda ise mutfakta fazladan limon dilimliyordu.
Gelin hanım nerede? diye merak etti biri.
Mutfakta koşturuyor işte, deyip el salladı Emine Hanım. Şeyda! Gel, selam ver!
Şeyda çıktı, gülümsedi. Herkesi selamladı.
Ne kadar düşünceli bir gelininiz var, dedi şık takım elbiseyle bir hanım, hayranlıkla. Elinden her iş geliyor!
Tabii, iyi yetiştirdim, dedi Emine Hanım, gururla güldü. Güvenilir bir yardıma sahibim artık.
Ve asıl ilginç olan başladı. Şeyda için sandalye yoktu.
Ay Şeydacığım, zaten oturacak vaktin olmaz senin, mahcup bir sesle söyledi Emine Hanım. En iyisi ikramlara göz kulak ol, tabakları getir.
Şeyda başını eğdi. Ne yapabilir ki?
Bir köşede garson gibi duruyor. Aperatif dağıtıyor, şampanya dolduruyor, peçeteleri topluyor. Masada ise neşe dolu sohbetler, tostlar, kahkahalar.
Hatırlıyor musun Emine, eski işyerinde neler yaşadık, dedi bir arkadaş.
Şeyda, hiç ait olmadığı bir hayatın anılarını sessizce dinliyordu.
Şeyda, biraz meyveleri tazeler misin? diye seslendi Emine Hanım.
Şeyda mutfağa gidip üzümü yıkadı, tabağa dizdi.
Ne kadar güzel olmuş! diye sevindi misafirler. Emine Hanım, gerçek bir ustanız var!
Mustafa da ne akıllı, böyle becerikli eş bulmuş, diye ekledi takım elbiseli hanım. Eminim evde de her şey yolunda!
Herkes güldü. Mustafa da gururla gülümsedi.
Neye gurur duyuyor? Çünkü onun ücretsiz bir ev yardımcısı mı var?
Sonu gelmiyordu.
Masadaki sohbetler de rahatlayınca ev ortamı iyice samimi oldu, sesler yükseldi.
Emine, anlat hadi Mustafanın üniversitede bütün kızları peşinden koşturduğu günleri! diye takıldı eski bir dost.
Ah, konuşmaya gerek yok! diye cilveli bir tavır takındı Emine Hanım, belli ki ilgi odağı olmaktan çok memnundu. Bütün bölüm Mustafaya hayrandı! Daha yirmisinde, tam bir yakışıklı!
Kahkahalar havada uçuştu. Mustafanın yüzü kızardı ama alışmış gibiydi övgülere.
Şeyda ise servis masasında bardak silerken kimse onun varlığıyla ilgilenmiyordu. Sanki dekorun bir parçasıydı. Gerekli ama görünmez.
Üniversitede kızlar onun ardında sıraya girerdi! diye övdü Emine Hanım. Dekan bile şaka yapardı; Mustafa tam bir çapkın olacak! Gerçekten de öyle oldu! Şeydadan önce kim bilir ne kadar ilişkisi vardı
Yeter anne, dedi Mustafa zayıf bir sesle durdurmaya çalışarak.
Ne olmuş yani? Şeyda anlıyor ki; tek sen değilsin, dedi Emine Hanım gülerek. Erkek hayatı tanımalı! Yoksa nasıl aile kuracak?
Takım elbiseli hanım onayladı:
Çok doğru, Emine. Kadınlara da iyi oluyor, kocanın deneyimli olduğunu bilince rahat olurlar.
Tabii ki! dedi diğer misafir. Şeyda sakin. Hiç kıskanç değil!
Herkes Şeydaya döndü. Onun tepkisini beklediler.
Şeyda başını salladı. Başka seçeneği yoktu.
Şeyda, Mustafayla nasıl tanıştınız? diye sordu komşu.
Daha cümleye başlarken, yine Emine Hanım araya girdi:
Bankada! Mustafa o zaman yönetici olmuştu, Şeyda danışmandı. Hemen belli olmuştu; ciddi ve sorumlu bir kız.
Sorumlu. Sanki işe başvuru referansı gibi.
Ben hemen dedim ki Mustafaya: Bak bu kıza dikkat et. Evine bağlı, hafif biri değil. Aile için uygun!
Hayal edin; hakkında aileye uygun diye konuşuluyor.
Ve hiç yanılmamışsınız! dedi takım elbiseli hanım. Görülüyor, elinden her iş geliyor! Kutlamayı organize etti, herkesi mutlu etti.
Evet, dedi Emine Hanım gururla. Hemen anlamıştım; bu kıza aile bırakılır. Şimdiki gençler hep bencil, kendini düşünür.
En üzücü kısmı; Mustafa susuyordu. Karşı çıkmıyordu. Anne yeter! demiyordu. Eşi hakkında, pazarda satılık at gibi konuşulmasına izin veriyordu.
Ne zaman çocuk düşünüyorlar? nihayet kaçınılmaz konuya gelindi. Emine Hanım, torun hayaliniz var!
Emine Hanım iç geçirdi:
Çok istiyorum! Ama gençler hep erteliyor; bir iş, bir bahane. Zaman geçiyor!
Şeydanın yanakları yandı. Bu konu onda büyük yara bırakmıştı. İki yıldır çocuk istiyorlardı, doktorlara gidiyor, vitaminler içiyor ama her ay yeni bir hayal kırıklığı geliyordu.
Tabii ki onların özel meselesi, dedi komşu, diplomatikçe.
Tabii! onayladı Emine Hanım. Ama hep hatırlatıyorum; zamanı geliyor, torun görmek istiyorum.
Şeyda dudaklarını sıktı. Hatırlatıyor mu? Her hafta Haber var mı? diye soruyordu. Şeyda hep kızarıyor, özür diliyordu.
Belki hazır değiller henüz? diye araya girdi bir misafir.
Ne hazırlığı! evet Emine Hanım, Biz gençken hemen doğuruyorduk! Şimdi hep bahane. Doğanın kanunu kadınlarda var zaten!
Şeyda pencereye yaklaştı.
Şeydacığım! dedi Emine Hanım. Moralin mi bozuk? Gel buraya, önemli şey konuşuyoruz.
Şeyda yaklaştı, Mustafanın koltuğunun yanına oturdu.
Görüyorsunuz, Mustafanın eşi çok uysal, dedi Emine Hanım. Ne denirse yapar. Şimdiki gençler hep şikayet. Hep hak istiyorlar!
Gelinin bir hakkı var mı? dedi takım elbiseli hanım, felsefi bir tavırla. Önemli olan koca mutlu olsun, aile huzurlu olsun.
Kesinlikle! dedi diğer konuk. Kadın mutluluğu ailede, çocukta.
Şeyda içten içe iyice sıkıldı. O konuşulan kişi oydu ama kimse onunla konuşmuyordu.
Emine Hanım, Mustafanın ilk ciddi sevgilisini hatırlıyor musun? diye sordu biri. Sanırım adı Nilaydı?
Aman boşverin! güldü Emine Hanım. Vardı bir tane. Tatlı ama başına buyruk. İyi ki ayrıldılar!
Neydi problemi? diye merak etti konuklar.
Emine Hanım anlamlı bir bakış attı:
Ona laf söyletilmiyordu. Hep kendi bildiğini okurdu, itiraz ederdi. Ne gelin ama! Mustafaya hemen dedim: Oğlum, iyi düşün. Böyle dik başlı biri lazım mı?
Mustafa gerildi, ama hiç konuşmadı.
Çok iyi yapmışsınız! onayladı takım elbiseli hanım. Anne her zaman oğluna uygun kızı daha iyi görür. Yoksa ömür boyu dert çekersin.
Şeyda, biraz daha buz getir lütfen, dedi Emine Hanım.
Şeyda mutfağa gitti, buz dolabını açtı. Buzları izledi bir süre.
Bir anda fark etti; o bu kutlamanın bir parçası değil. O hizmetli.
Küçük bir buz kovasıyla pencerenin önünde durdu, dışarıya baktı. Akşam iyice kararmıştı. Karşı balkonlarda iş ışıkları yanıyordu; insanlar kendi hayatlarını yaşıyordu.
Salondan şarkı sesi geldi, misafirler karaoke yapıyordu.
Şeydacığım! diye seslendi Emine Hanım. Buz nerede? Bir de kahve yap lütfen!
Şeyda kahve makinesini çalıştırdı, kovayı alıp salona gitti.
İşte bizim çalışkanımız! dedi takım elbiseli hanım neşeyle. Şeyda, neden bu kadar ciddisin? Bize katılsana!
Yorgun sadece, dedi Emine Hanım. Hep ayakta. Ama kadın zaten her şeyi bilmek zorunda. Görevimiz aileye bakmak.
Elbette! dedi komşu. Adam çalışsın, kadın evi çekip çevirsin!
Ama ben de çalışıyorum, dedi Şeyda sessizce.
Herkes ona döndü. Salonda birden sessizlik oldu.
Ne dedin kızım? diye sordu şaşkınlıkla Emine Hanım.
Dedim ki, ben de çalışıyorum. dedi Şeyda, biraz yüksek sesle.
Mustafa kaşlarını çattı:
Şeyda, şimdi yeri mi?
Hani Gül Hanım dedi ya, erkek eve para getirir, dinlenir. Ben ne yapıyorum peki; çalışmıyor muyum?
Misafirler birbirine baktı. Kimse böyle bir çıkış beklememişti.
Tabii ki çalışıyorsun, dedi takım elbiseli hanım kibarca. Ama bunlar farklı şeyler.
Nasıl farklı?
İşte, dedi utanarak. Sen danışmansın, Mustafa ise proje müdürü. Onun sorumluluğu daha çok.
Yani benim işim tam olarak iş sayılmıyor. Ev işleri de benim. Ben hem ofiste hem evde uğraşırım. Mustafa sadece ofiste. Ama dinlenmesi gereken o.
Odada bir gerginlik oldu.
Şeyda, ne oluyor sana? dedi Mustafa sinirli. Ne ilgisi var bunun?
İlgisi var, deyip kovayı masaya koydu Şeyda, iki gündür bu kutlamaya hazırlanıyorum. Alışveriş, hazırlık, süsleme. Bugün sabahtan beri ayaktayım. Masada bana yer bile ayrılmamıştı.
İnan ki yanlışlık oldu, dedi Emine Hanım, Hesap hatası işte.
Hesap hatası, dedi Şeyda, Kimse beni düşünmedi. Çünkü ben burada hizmetçiyim.
Şeyda! dedi Mustafa sertçe. Bırak artık!
Neyden bahsetmeyi bırakayım? Gerçekleri söylemekten mi?
Şeyda, sakin ol, dedi bir misafir. Nervesin herhalde.
Rezillik çıktı! dedi Emine Hanım sertçe. İnsanların içinde huzur bozuyorsun!
Ama özel hayatımı konuşmak serbest! Çocuk olup olmaması serbest! Mustafanın eski sevgilileri serbest!
Emine Hanım renk verdi.
Niyetim yoktu.
Nilayı anlattınız. Onunla ilgili iyi ki gitmiş dediniz, çünkü kendi fikrini söylerdi. Herkes de başını salladı: iyi ki şimdi Mustafanın eşi uysal!
Şeyda herkese tek tek baktı.
Bilir misiniz? Nilay haklıymış! Bir kadının kendini bedava destekçiye çevirmesine izin vermemeli!
O ne demek şimdi! dedi Mustafa, yerinden kalktı. Ne desteği!
Bugün ne duymak isterdim biliyor musunuz? dedi Şeyda kısık sesle. “Tanışın, bu eşim. Bankada çalışıyor. Zeki ve yetenekli.” Ama hep şöyle söylendi: “Ne kadar evcimen. Ne biçim uysal. Aileye uygun.”
Şeyda, abartıyorsun, dedi Mustafa.
Neyi abartıyorum? dedi Şeyda sertçe. Sen sustun! Anne uysallığımı anlatırken sustun! Gül Hanım kadın haklarından bahsederken sustun! Herkes özel hayatımı konuşurken sustun!
Sesi titriyordu. Akşam boyunca tuttuğu gözyaşları döküldü.
Ben yoruldum, uysal olmaktan!
Şeyda gözyaşlarını sildi.
Kutlamayı mahvettim, özür dilerim. Ama bundan sonra “ideal gelin” rolünü oynamayacağım.
Ve kapıya yöneldi.
Şeyda, dur! dedi Mustafa. Nereye gidiyorsun?
Balkona. Hava alacağım, dedi açıkça, Siz eğlenmeye devam edin. Ama artık hizmetli yok.
Balkon kapısı kapandı. İçeride sesler ve müzik kaldı. Şeyda dışarıda yıldızlı gökyüzünün altında nihayet kendiydi.
Ağlayabildi.
Bir saatten fazla balkonda kaldı. Önce kırgınlık, sonra rahatlama ile ağladı. Sonra gözyaşını sildi, şehir ışıklarını izledi.
Evden hafif sesler geliyordu. Misafirler dağılmış gibiydi; sadece iki ses vardı. Mustafa ve Emine Hanım.
Ne oldu buna anlamadım! diyordu Emine Hanım. Milletin içinde rezillik çıkardı!
Anne, belki biraz da haklı, dedi Mustafa çekingen.
Neyde haklı?! Büyüklerin karşısında bağırmakta mı? Kutlamayı mahvetmekte mi?
Şeyda dinledi.
Gerçekten bütün gün o uğraştı.
Ne olmuş! Ben de gençken çalışırdım! Hiç şikayet etmezdim! Aile emek ister, Mustafa. Kadın yerini bilmeli.
Şeyda acı acı güldü. Her şeye rağmen yine bir şey anlaşılmamıştı.
Ama
Aması yok! Onunla ciddi konuş. Nasıl davranmalı, anlat. Kendini kaptırdı!
Şeyda kapıyı açtı, salona girdi. Mustafa ve Emine Hanım, kirli tabaklarla dolu oda ortasındaydılar.
Ciddi konuşmak, iyi fikir, dedi Şeyda sakince.
İkisi de irkildi.
Şeydacığım, dedi Emine Hanım alttan alır gibi. Bak neden böyle oldun? Kötü niyetimiz yok.
Biliyorum, dedi Şeyda. Sadece konuşmamı garipsediniz.
Eve gideriz, orada konuşalım, dedi Mustafa.
Hayır. Nerede başladıysa, orada bitsin.
Şeyda, misafirlerin biraz önce oturduğu koltuğa oturdu.
Mustafa, yarın ailemin yanına gidiyorum. Bir hafta oradayım. Düşüneceğim.
Neyi düşünmeye? dedi Mustafa endişeli.
Bu ailede değer görerek yaşamak isteyip istemediğimi.
Abartıyorsun, dedi Mustafa.
Bu abartı değil, dedi Şeyda, sessizce. Ya ilişkimiz değişir, ya ben hayatımı.
Emine Hanım mırıldandı:
Şu gençlere bak! Hemen rest çekiyorlar!
Mustafa, eğer evliliğimize değer veriyorsan düşün. Eşim olarak nasıl hissettiriyorum, neden balkonda ağladım, bunları düşün.
Bir hafta sonra Mustafa annesi ve babasının evine geldi. Mutfak masasında oturup Alyansını çevirdi parmağında.
Şeyda, dön lütfen. Her şey değişecek.
Şeyda uzun uzun baktı.
Tamam. Deneyeceğiz.
Sonra, Şeyda aile kutlamalarında bir daha hiç ağlamadı.
Çünkü artık hakkı olan saygıyı savunmayı öğrenmişti.
Hayatta asıl önemli olan, kendini sevdiklerine ne kadar feda ettiğin kadar, kendi değerini koruyabilmektir.




