Kocam hastalanan anne ve babasının yanına gittiğini söyleyerek haftalarca evden uzak kaldı, ben ise beklenmedik bir sürpriz yapmak istedim
Her sabah Ayşegül pencere kenarında damlaların tıkırtısıyla uyanır, gri bulutları izlerdi. Hava sanki içindeki huzursuzlukla yarışıyor, belirsiz, karışık ve içten içe büyüyen bir şüpheyle örtülüydü.
Üç haftadır Mehmet spor çantasını hazırlar ve şöyle derdi:
Annemler biraz kötü, birkaç gün yanlarında kalmam gerekecek.
İlk seferinde Ayşegül bu sözlere anlayışla yaklaştı. Münevver Hanım, kayınvalidesi, yakın zamanda safra kesesi ameliyatı olmuştu. Osman Bey, kayınpederi, sürekli tansiyonundan yakınırdı. Altmış beş yaşındaki bir insanın sağlığı, elbet yavaş yavaş aksayabilirdi.
Tabii ki git, dedi Ayşegül. Selamımı ilet, onları merak ediyorum.
Mehmet cuma akşamı çıkar, pazartesi sabahı yorgun, suskun dönerdi. Sanki ağır bir nöbetten gelmiş gibi Anne babasının durumu sorulunca tek kelimeyle geçiştirirdi:
Daha iyi. Fakat hâlâ zayıf.
Peki, annende tam olarak ne var? diye sorardı Ayşegül.
Her yeri ağrıyor, yaş işte, diye geçiştirirdi Mehmet.
Bir hafta sonra aynı hikâye tekrarlandı.
Yine mi kötü? Ayşegül şaşırdı.
Annem düşmüş, morarmış. Babam çok endişeli. Gitmem lazım, Mehmet yine ütülü gömlekleri çantasına yerleştirirken açıkladı.
Ben de gelsem? Yardım etsem mi?
Gerek yok. Ev dar, zaten. Sen evde kal.
Ayşegül kabul etti. Mehmetin ailesiyle ilişkilerinde hep bir mesafe tutmaya özen gösterirdi. Ne müdahale ederdi, ne gereksiz tavsiye verirdi. Münevver Hanım soğuk, mesafeli bir kadındı. Aralarındaki iletişim hep nezaketle, ama içtenlikten uzak olurdu.
Üçüncü hafta yine Mehmetin gidişiyle geçti.
Bu sefer ne oldu? Ayşegül izlerken sordu, Mehmet kot ve kazak topluyordu.
Babamın durumu çok ağırlaştı, tansiyonu fırlıyor. Annem tek başına baş edemiyor.
Doktor çağırmadınız mı?
Çağırdık ama, mahalle doktorları işte İlaç yazıp gitti.
Mehmet inandırıcı konuşuyordu. Fakat sesinde bir şey Ayşegülü rahatsız etti; duygusuz, fazla hazırlanmış gibiydi, gerçek endişe hissedilmiyordu.
Mehmet, bence hastaneye yatırmak gerek. Bu kadar ciddiyse
İstemiyorlar. Hastaneden korkuyorlar, evde daha rahat olduklarını söylüyorlar.
Mehmet çantayı kapatıp Ayşegülün yanağına bir öpücük kondurdu.
Sıkılma. Çabuk döneceğim.
Mehmet gittikten sonra evde artan bir huzursuzlukla baş başa kaldı Ayşegül. Son aylarda kayınvalidesiyle telefonla konuştuğu son zamanı hatırlamaya çalıştı; neredeyse bir ay olmuştu. Münevver Hanım, bir arkadaşının doğum günü için aramıştı.
O gün kayınvalidesi gayet canlıydı, Ayşegülün işini sormuş, bahçedeki sebze işleriyle ilgili sohbet etmişti. Sağlığıyla ilgili hiçbir şikayet yoktu, aksine domateslerinin mahsulünden övgüyle bahsetmişti, kış hazırlığı planlarından söz etmişti.
Garip, dedi Ayşegül, pencere önünde yağmuru izlerken. Annem bu kadar kötü hissediyorsa neden telefon etmiyor? Önceden her rahatsızlığında haber verirdi.
Pazartesi Mehmet eve daha da karamsar döndü.
Anne babanın durumu nasıl? diye sordu Ayşegül.
Babam daha iyi, annem hâlâ halsiz.
Doktor ne dedi?
Hangi doktor? Mehmet şaşırdı.
Hani mahalle doktorunu çağırmıştınız ya
He, izlememizi söyledi. Kötüleşirse hastaneye götürün dedi.
Mehmet hızla kıyafet değiştirip bilgisayar başına geçti. Konuşmak istemediği belliydi.
Gece Mehmet banyoya girince Ayşegül telefonunu aldı. Hiçbir zaman eşinin telefonunu kontrol etmemişti. Ama içindeki his ona bakmasını söylüyordu.
Anne babaya ait hiç çağrı yoktu. Ne giden, ne gelen. Son iki haftada Münevver Hanım veya Osman Beyle hiçbir temas yoktu.
Nasıl olur? fısıldadı Ayşegül. Mehmet onlarda kalıyorsa, neden arama olsun ki?
Ama eşinin gittiği her zaman, kayınvalidesi ya da kayınpederi bir şekilde Ayşegülü arardı. O hafta ise hiç kimse aramamıştı.
Dördüncü gidiş yine cuma oldu.
Yine mi anne baban? Ayşegül sordu.
Evet, annemde ateş var. Korkarım grip oldu.
Mehmet, ben gelsem? Bakımda yardımcı olsam
Boşuna uğraşma, dedi Mehmet sert. Senin işin zaten yoğun.
Benim için sıkıntı değil. Sonuçta senin anne baban, yani benim de
Ayşegül, gerek yok. Ev dar, bir de hastalık bulaşır.
Mehmet inandırıcı konuşuyordu ama Ayşegülün gözlerine kaçıyordu. Eşyaları aceleyle topluyordu, sanki trene yetişecekmiş gibi.
Hangi trene binersin? diye sordu Ayşegül.
Yedi trenine.
İstersen istasyona kadar uğurlayayım.
Yok, gerek yok. Kendim giderim.
Mehmet, Ayşegülü öpüp aceleyle çıktı. Evde tuhaf bir gerginlik ve bitmemiş, anlam verilemeyen tesadüfler vardı.
Cumartesi sabahı Ayşegülün zihni karmakarışıktı. Bir tarafta, kanıt olmadan eşini suçlamak haksızdı. Diğer tarafta, son bir ayda biriken tuhaflıklar az değildi.
Gerçekten paranoyak bir eş miyim? diyerek kendini suçladı Ayşegül. Belki anne babası ciddi hasta, ben ise gereksiz dert üretiyorum.
Öğlene doğru kararını verdi. Kayınpeder ve kayınvalide hastaysa, gelinlerinin ilgisi onları sevindirecekti. Ayşegül evde bir kek yapacak, meyve ve hediyelik alıp onları ziyaret edecekti.
Sürpriz yapacağım, dedi Ayşegül. Mehmeti de şaşırtırım.
Mutfak şenlikli bir telaş içindeydi. Ayşegül annesinin tarifini uygulayarak kek hazırladı. Kek fırında pişerken marketten meyve ve içecek aldı.
Saat üçte her şey hazırdı. Kek soğurken, yanında portakal ve muz dolu poşet kapının yanında. Ayşegül güzel bir elbise giydi, hafifçe makyaj yaptı ve tren istasyonuna gitti.
Trende Ayşegül gülümsedi, kocasıyla olan karşılaşmayı hayal ediyordu. Mehmet, kapıyı açınca hediyeliklerle çıkacağına şaşıracak, sonra da gülümseyecekti.
Ayşegül? Sen ne arıyorsun burada? diye soracaktı Mehmet.
Ziyarete geldim, diyecekti Ayşegül. Hastalara bakmaya.
Anne babanın evine gidiş bir buçuk saat sürdü. Münevver Hanım ve Osman Bey, Ankara yakınlarında küçük bir kasabada, iki katlı bahçeli bir evde yaşıyordu. Mehmet bu evde büyümüş, her köşesini ezbere bilirdi.
Ayşegül tanıdık bahçe kapısını çaldı. Bir dakika sonra Münevver Hanım kapıya çıktı.
Ayşegül? diye şaşırdı Münevver Hanım. Ne işin var senin burada?
Kadın gayet iyi gözüküyordu. Yanakları al, gözleri canlı, hiçbir hastalık belirtisi yok. Üzerinde ev tipi eşofman, saçları özenle toplanmış.
Münevver Hanım, merhaba, dedi Ayşegül şaşkınlıkla. Sizi ziyarete geldim. Mehmet hasta olduğunuzu söyledi.
Hastalık mı? gülerek sordu kayınvalide. Allaha şükür sapasağlamız! Nereden çıktı bu laf?
Ayşegül’ün kanı bir anda yüzüne fırladı, kalbi hızlandı ve hediyelik poşetler birden ağırlaştı.
Ama Mehmet O sizi ziyaret edip size baktığını, rahatsız olduğunuzu söyledi.
Bakıyor mu? Münevver Hanım başını salladı. Ayşegül, oğlumuzu bir haftadır görmedik! Belki daha fazla!
Evden kayınpederin sesi geldi:
Münevver, kim geldi?
Ayşegül gelmiş! diye seslendi kayınvalide.
Osman Bey koridorda belirdi. Yetmiş yaşında, saçları ak ama sağlam, çalışma pantolonu ve ekoseli gömlek giymişti. Demek ki atölyede çalışıyordu.
Gelin hanım! dedi Osman Bey neşeyle. Ziyaret ne güzel oldu! Az uğrarsın ya bize.
Osman Bey, Mehmet nerede? diye sordu Ayşegül doğrudan.
Ben nereden bileyim? dedi adam, omuz silkti. Belki işte, belki sizde.
Ama o sizin yanınıza gittiğini söyledi, bakıma ihtiyacınız var dedi.
Kayınpeder eşiyle bakıştı.
Ayşegül, hastalığımız yok. Mehmeti de çok zamandır görmedik. En son, ne zaman görmüştük Münevver?
Hı, Ramazan Bayramında. Doğum günü için gelmişti.
Doğru. Ondan beri aramadı bile, dedi Osman Bey.
Ayşegülün içinde bir şey kırıldı. Mehmetin her açıklaması, anne babasına gidiş bahanesi birer yalana dönüşmüştü.
Ayşegül, ne oldu? diye sordu kayınvalide. Sen solgun görünüyorsun. Gel, çay içelim.
Sağ olun, gitmem lazım, dedi gelin.
Gitmek mi? Kek getirdin, görüyorum! dedi Münevver Hanım.
Başka zaman, Ayşegül hediyeleri uzattı. Sizin için. Afiyet olsun.
Peki Mehmet nerede? diye sordu kayınpeder. Neden seninle değil?
Bilmiyorum, diye dürüstçe cevap verdi Ayşegül.
Münevver Hanım ve Osman Bey Ayşegülü kapıya kadar uğurladı, birbirlerine şaşkınca bakıyorlardı. Ayşegül durağa yürüdü, adımlarını bile hissedemiyordu.
Zihni yıkık; Mehmet hafta sonlarını nerede geçiriyordu? Kiminle? Neden anne babasını bahane ediyordu? Ve bu yalan ne kadar sürdü?
Otobüs yarım saat sürdü. Ayşegül pencere kenarında gri eylül manzaralarını izleyip düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Her hastalık bahanesi acıklı bir istismar, her açıklama ise sinsi bir oyun olmuştu.
Demek ben kaygıyla anne babasını düşünürken o Ayşegül içini çekti, düşüncesini tamamlayamadı.
Trende telefonunu çıkardı, Mehmeti aramak istedi; sonra vazgeçti. Sormak ne fayda? Nerede, kiminle, neden yalan?
Evde beklemek daha iyi. Göz göze geldiğinde anlatmasını dinleyecekti.
Ayşegül akşam sekiz gibi eve vardı. Ev sessiz ve boştu. Koltukta oturup bekledi.
Mehmet pazartesi sabahı döndü, her zamanki gibi. Anahtar kapıda döndü, Mehmet yorgun, çantasıyla içeri girdi.
Hoşgeldin, dedi Mehmet. Hafta sonun nasıl geçti?
Normal, dedi Ayşegül sakin. Senin nasıl?
Zor geçti. Annem babam iyice kötüleşti.
Öyle mi? Tam olarak ne var?
Annem ateşliydi, babam bütün gece tansiyon ölçtü. Çok yoruldum.
Mehmet konuşurken gözlerini kaldırmadı. Kirli çamaşırları ayırıyor, çantasından ilaç çıkarıyordu.
Mehmet, diyerek Ayşegül durdu. Bak bana.
Mehmet başını kaldırdı, gözlerinde huzursuzluk vardı.
Nerede kaldın bu günlerde? diye sordu Ayşegül.
Nerede olacak? Anne babamda. Sana söyledim.
Anne baban gayet sağlıklı. Seni bir haftadır görmemişler.
Mehmet, elinde gömlekle dondu.
Ne diyorsun?
Dün onları ziyaret ettim. Yardım etmek istedim. Münevver Hanım güldü, hastalık konusu açınca.
Mehmetin yüzü bembeyaz oldu.
Anne babama mı gittin? Neden?
Sana inandım. Onların gerçekten rahatsız olduğunu sandım.
Ayşegül, anlamıyorsun
Neyimi anlamıyorum? Ayşegül sözünü kesip yaklaştı. Bir aydır bana yalan söylüyorsun. Anne babanı bahane ettin.
Yalan değil
Ne peki? dedi Ayşegül daha da yaklaşıp. Mehmet, hafta sonlarını nerede geçiriyorsun? Kimle?
Mehmet pencereye döndü.
Şimdi anlatamam
Anlatamaz mısın, yoksa anlatmak istemiyor musun?
Ayşegül, bana inan. Düşündüğün gibi değil.
Ben ne düşünüyorum ki? dedi soğukça Ayşegül.
Yani başka biri var sandın.
Yok mu?
Mehmet sustu. Suskunluk bir dakika, sonra bir dakika daha sürdü. Sonunda Mehmet derin bir nefes aldı.
Var, dedi Mehmet sessizce.
Ayşegül başını salladı. İlginç, ama kızgınlık yoktu. Sadece boşluk ve netlik
Anladım.
Ayşegül, bu ciddi değil! Yani öylesine
Bir ay önce öyle oldu yani?
Daha öncesi. Ama açık nasıl anlatacağımı bilemedim.
O yüzden hasta anne baba yalanı?
Kendi içimde çözmek istedim. Ne istediğimi anlayayım dedim.
Anladın mı?
Mehmet yeniden sustu.
Mehmet, soruyorum: ne istediğini anladın mı?
Bilmiyorum, dedi Mehmet dürüstçe.
Ben biliyorum, dedi Ayşegül. Bana yalan söylemeyen, ailesini bahane etmeyen bir eş lazım.
Öyle bir şey değil
Adı ne olursa olsun. Sonuç bir: bir ay boyunca beni kandırdın.
Ayşegül yatak odasına gitti, dolaptan küçük bir bavul çıkardı.
Ne yapıyorsun? dedi Mehmet endişeyle.
Toplanıyorum, Ayşegül bavula temel eşyalarını koyuyordu. Arkadaşıma gideceğim. Bir süre böyle.
Bir süre derken?
Sen duygularını çözersin, ben ise boşanma işlemlerini.
Ayşegül, acele etme! Konuşalım!
Daha ne konuşacağız? bavulu kapattı kadın. Bir ay boyunca nasıl kandırıldığımı mı? Sağlıklı anne baban için nasıl dertlendiğimi mi?
Sana acı vermek istemedim
Demek ki daha çok acı verdin.
Ayşegül kasadan belgeleri aldı, telefon ve şarj aletini çantasına koydu.
Açıklayacak bir şeyin varsa, ara. Ama bir ayın yalanına kimse mantıklı mazeret bulamaz.
Ya evimiz, ailemiz?
Aile güven demektir, dedi kadın. Evi avukatlar böler.
Ayşegül kapıya yürüdü.
Dur, dedi Mehmet. Belki bir şans daha? Tüm ilişkileri keserim, yeniden başlarız
Neyle başlarız? Yine hasta anne baba yalanıyla mı?
Yalan söylemeyeceğim. Söz veriyorum.
Mehmet, dedi kadın kapıda. Sen bana sadık kalacağına söz vermiştin. Sözlerin nasıl tuttu, gördük.
Ayşegül evden çıktı, kapıyı kapadı. Apartmanda sessizlik, yukarıdan hafif bir müzik çalıyordu.
Dışarıda hafif bir yağmur vardı. Aynı, bir ay önceki gibi Ayşegül montunun yakasını kaldırdı, metroya yürüdü.
Telefon çaldığında kadın yer altı geçidine iniyordu. Ekranda Mehmet yazıyordu. Ayşegül çağrıyı reddedip telefonunu çantasına koydu.
Kararını vermişti. Bir ay boyunca hasta anne baba bahanesiyle aldatmaya devam eden biriyle artık yaşamak istemiyordu. Güven kalmadı, aile de
Önünde avukatlarla görüşmeler, ev bölüşmesi, yeni bir hayat vardı. Ama en azından, bu hayat dürüst olacak. Yalanlarla, gizli ziyaretlerle değil.
Metronun vagonu Ayşegülü geçmişten bilinmez ama dürüst bir geleceğe doğru taşıyordu.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



