“Ben O Yaşlı Harabeyle Yaşamaya Niyetim Yok!” diye Bağırdı Kocam – Elli Sekiz Yaşında Gençliğe Kaçan…

Yaşlı bir enkazla ömrümü geçirmek niyetinde değilim! diye bağırdı eşi.

Yeter! Artık bıktım! diye Hasan hızla komodini kapattı, kolonyalı şişeler titredi. Sürekli hasta eklemlerden, ilaçlardan konuşulmasından bıktım! Hastane gibi bir evde yaşamak istemiyorum, yaşamak istiyorum!

Selma, yatak odasının kapısında duruyordu. Kocasının azıcık eşyalarını bir spor çantasına tıkıştırışını izliyordu. Otuz iki yıllık evlilik bir sırt çantasına ve spor ayakkabılı bir poşete sığıyordu. Bu düşünce, tüm kırgınlıklarından daha fazla acı verdi.

Hasan, dedi Selma kısık bir sesle annem felç geçirdi, tek başına kalamaz. Anlıyor musun?

Senin annen, senin sorumluluğun! Ben yaşlı bir enkazla ömrümü geçirmek niyetinde değilim, diyen Hasan, gözünü çantasından ayırmadan devam etti: Ben elli sekiz yaşındayım, seksen değil! Evi yoğun bakım odasına çevirmek istemiyorum!

Selma irkildi. Son altı ayda gençlik ve yaşlılık kelimeleri sık sık tartışma konusu olmuştu. Hasan aniden beyaz saçlarını boyamaya başlamış, bisiklet ve deri mont almıştı. Sonra da Zeynep ortaya çıkmıştı beşinci kattaki, yeni boşanmış, otuz beş yaşındaki komşuları.

Yanına mı taşınıyorsun? diye sordu Selma, cevabını bilse de.

Hasan sertçe döndü. Gözlerinde bir anlık utanç parladı, ama hemen yerini inada bıraktı:

Evet, ona. Biliyor musun niye? Onun yanında yaşımı unutuyorum. Beyaz saçlarımı saymıyor, kalbimle ilgili uyarılarda bulunmuyor. O özgür. Anlıyor musun?

Özgür. Bu kelime Selmanın yüreğine bıçak gibi saplandı. Aynada kendine baktı, ağzının kenarındaki yeni kırışıklıklara. Bir zamanlar Hasan ona güzelim derdi. Şimdi ise…

Yakında altmış oluyorsun, Hasan, dedi Selma neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle. Gerçekten buna…

Ne? diye atıldı Hasan. Mutluluğu hak etmiyor muyum? Yeni bir yaşamı? Hem bak birçokları benim yaşımda…

Genç sevgilisinin peşinden kaçıyor? diye Selma acı bir gülümsemeyle karşılık verdi. Maalesef istatistik öyle.

Hasan eliyle savuşturdu:

Yine başladın! Sürekli her şeyi mahvediyorsun! Ben ise sadece yaşamak istiyorum, nefes almak!

Rüzgar gibi çantanın fermuarını çekti. O ses, bir karar gibi duyuldu.

Annene selam söyle, sağlıklı günler dilerim, dedi Hasan, kapıya yönelirken. Umarım rahatınız yerindedir. İki… bir an durakladı ama devam etti: İki yaşlı arkadaş.

Kapı çarpıldı. Selma uzun süre yatakta oturdu, bir noktaya bakarak. Kafasında yankılanan İki yaşlı arkadaş. Sadece elli üç yaşındaydı. Bu mudur yaşlılık?

Yan odadan zayıf bir ses geldi:

Selmacığım, bir şey mi oldu?

Bir şey yok anneciğim, zorlanarak ayağa kalktı Selma. Hasan gitti. İşleri vardı.

Yalan söylemek içini acıtsa da gerçekleri şimdi anlatamazdı. Seksen yaşındaki annesi, kızının evlilik hayatının yıkılmasında kendini suçlamasın diye.

Günler bir nehir gibi akıp geçti. Selma bildiği işleri yaptı; yemek, temizlik, annesine bakım Ama kafasında tek bir düşünce dönüp duruyordu: Ne zaman? Ne zaman aralarına bir duvar örüldüğünü fark edemedi?

Zeyneple tanışmalarını hatırladı. Zeynep yeni boşanmıştı, sık sık posta kutusunda karşılaşıyorlardı. Enerjik, rahat, rengarenk elbiselerle ve neşeli kahkahasıyla. Selma ona hatta üzülürdü çocukla tek başına zor olmalı, derdi.

Sonra kocasının bakışlarını fark etti. Zeynep köpeğini gezdirirken pencerenin yanında oyalanmalarını, Zeynep işten döndüğünde kapıda tesadüfen olmasını ve akşamları garajda geç saatlere kadar oyalandığını…

Kızım, annenin sesi Selmayı hayallere dalmışken geri getirdi yarım saattir bir fincanı yıkıyorsun, gel yanıma otur.

Selma arkasına baktı. Gerçekten, elinde bir fincan cama bakıyordu.

Az kaldı anne, hemen bitiriyorum.

Selma, annesi sandalyeye tutunarak oturdu her şeyi anlıyorum. Bana yalan söyleme.

Anne…

Bıraktı seni değil mi? Beşinci kattaki o kadına gitti?

Selma başını öne eğdi, gözleri doldu.

Tam ahmak, dedi annesi felsefi bir tavırla. Biliyor musun, erkekler altmışa yaklaşınca acayip davranıyorlar. Gençliklerini arıyorlar, hiç sahip olmadıkları bir gençliği!

Anne, yeter.

Nesi yeter? aniden kahkaha attı annesi. Senin baban da elli iki yaşında kafayı yemişti. Hayat geçip gidiyor sandı.

Selma şaşkınlıkla baktı annesine:

Baba mı? Ama sen hiç…

Niye anlatacaktım? omuz silkti annesi. İki ay sonra kuzu gibi geri döndü. Ama ben artık beklemiyordum.

Gerçekten mi?

Aynen öyle, annesi hınzırca göz kırptı. O iki ayda hayattan vazgeçmedim ki. Nakış kursuna başladım. Asıl önemlisi, onsuz daha rahat yaşadığımı fark ettim. Sanki hava daha bol.

Ellerine baktı; yaşlı, lekeli, ince. Ama hâlâ ustalıklı.

Bak Selmacığım, yaş değil mesele. Mesele, insanın içinde ne olduğunu bilmektir. Seksen beşi devirdim ama hâlâ içimde bir kız var!

Selma gülümsedi. Doğruydu, annesi yaşı ve hastalıklarına rağmen bambaşka bir enerjiye sahipti. Herkes ona çekilirdi, belki bu yüzden.

Hasan aslında senden kaçmıyor, devam etti annesi kendinden kaçıyor. Yaşlanmaktan korkuyor. Yanında genç biri olunca, kendini genç hissedecek sanıyor.

Onu mu savunuyorsun? Selmanın üzüntüsü içeride kaynadı.

Yok canım, başını salladı annesi. Sadece acıyorum ona. Çünkü aradığını bulamayacak. Zaman kimseyi affetmiyor evlat, sonunda yetişiyor insana.

Tam o sırada dışarıdan kahkaha geldi. Selma dikkatle pencereye baktı. Hasan ve Zeynep bahçede dolaşıyordu, Hasan kızın çantasını taşıyordu. Zeynep bir şeyler neşeyle anlatıyor, Hasan ona hayranlıkla bakıyordu. Selmanın kalbi sızladı.

Kendini üzme kızım, annesi pencerenin önünden usulca aldı onu. Gel, çay içelim. Taze ballı kurabiyem var.

Anne, şimdi kurabiye mi? Selmanın sesi titredi.

O ahmak, sabırla tekrarladı annesi. Ama onun seçimi. Sen de kendi yolunu bul. Hem bak, yarın parka gidelim. Şimdi harika oldu yeniden düzenlemeden sonra.

Selma itiraz etmek istedi ama annesinin sesi bir an düşündürttü. Belki de haklıydı? Yeni bir hayat mümkün müydü?

Park gerçekten bambaşkaydı. Yollar, fıskiyeler ve rahat banklarla yenilenmişti. Ortada kültür merkezi, içinden müzik sesleri geliyordu.

Bak şimdi, annesi durdu afişlerin önünde edebiyat kulübü var. Dans stüdyosu. Aa! Olgun yaşlar için yoga kursu!

Anne, diye suratını buruşturdu Selma ne olur şimdi…

Nesi var? annesi alaycı bir kaş kaldırdı. Yaşım başım yerinde ama hâlâ şov yaparım!

Tam bunu kanıtlamak isterken elindeki baston yere düştü.

Ah, annesi şaşırdı.

Yardım edebilir miyim? yumuşak bir erkek sesi geldi.

Orta yaşlı, zarif bir adam bastonu yerden aldı, hafif bir selamla annesine geri verdi:

Buyurun.

Teşekkürler, annesi utangaç bir şekilde kızardı. Çok naziksiniz.

Mert Bey, kendini tanıttı. Burada edebiyat sohbetleri yönetiyorum. Etkinliklerimize ilgi gösteriyorsunuz sanırım?

Sadece geziyorduk… derken Selma, annesi hızla araya girdi:

Elbette! Kızım çok güzel şiirler yazar. Üniversitedeyken dergiye çıkmıştı.

Anne! Selma utangaç bir şekilde kızardı. Çok eskiden o!

Şiir zamansızdır, dedi Mert Bey gülümseyerek. İsterseniz şimdi toplantımıza katılabilirsiniz. Yeni eserleri tartışıyoruz.

Selma kendini edebiyat kulübünde buldu. Sadece annesine moral vermek istemişken bundan zevk almaya başladı. Kitap kokusu, sıcak sohbetler, ilgili yüzler… Dış görünüş, yaş konusu yoktu. Düşünceler ve duygular vardı.

Küçük bir grup için şiir gecesi oldu. Selma sınava giriyormuş gibi heyecanlıydı.

Aşk, kayıplar, acıdan sonra hayatın bitmediğini anlatan şiirlerini okudu. Her mısrada içindeki bir şey canlandı, özgürleşti.

Eve dönerken Hasanla karşılaştı. Zeyneple geri gidiyordu. Kötü bir çocuk gibi uzakta durdu.

Selma, harika görünüyorsun.

Selma sessizce baktı. Şaşırtıcı şekilde, o tanıdık kahverengi gözlere bakarken artık acı hissetmiyordu. Sadece sakin bir yorgunluk.

Sağ ol, dedi netçe. Söyleyeceğin bu mu?

Hayır, dinle, yaklaşmaya çalıştı. Açıklamak istiyorum… Yani, anladım.

Hayal kırıklığı mı yaşadın? Ya da Zeynep beklendiği gibi çıkmadı mı?

Hasan yüzünü buruşturdu:

Öyle değil. O başka biri. Genç, evet, çekici, evet, ama… sustu. Onunla konuşacak şey bulamıyorum.

Otuz beş yaşındaki kadınlar eski Yeşilçam filmleriyle ilgileniyor mu sandın? Selma birden güldü. Hasan, çok safsın, gerçekten.

Ben öyle demek istemedim, kaşlarını çattı. Sadece, Selma, galiba hata ettim. Belki…

Hayır, dedi Selma kararlı bir şekilde. Belki yok. Aslında sana teşekkür ediyorum.

Neden? şaşkınlıkla göz kırptı.

Gittiğin için. Hayatın yemek ve temizlikten ibaret olmadığını bana fark ettirdin.

Selma, her şeyi anladım. Eve dönmek istiyorum, elini uzattı. Yapabiliriz.

Yumuşak ama netçe geri çekildi.

Hayır, Hasan. Eve dönmek istemiyorsun. Ev artık yok. O Selma, sessiz, çoraplarını yıkayan, sadece sofrada susan kadın yok artık. Ve yeni halimi tanımıyorsun. Korkarım, seni ürkütür.

Neden?

Çünkü artık kendim için yaşıyorum.

O sırada annesi yanlarına geldi. Bastonsuz koluna Mert Bey girmişti.

Aaa, Hasan, eski damadına soğuk bir bakışla seslendi. Hâlâ buralarda mı?

Merhaba, Saadet Hanım, mırıldandı Hasan. Zaten gidiyordum.

İyi, başını salladı annesi. Ama bir şeyi bil. Yaşlanmaktan kaçıyorsan, belki sorun çevrendekilerde değildir?

Hasan yerinde irkildi, hızlıca uzaklaştı.

Anne! dedi Selma hafif sitemle. Bunu yapmamalıydın…

Neyin yanlışlık var? omuz silkti annesi. Gerçeği söyledim. Hem Mert Bey bana Çocukluğumuzun Masalları kulübünü yönetmemi önerdi. Ne güzel!

Saadet Hanım, harika bir anlatıcı, gülümsedi Mert Bey. Çocuklar bayılacak.

Selma annesine baktı yüzü açılmış, gözleri ışıldıyor. Düşündü: Belki bilgelik budur? Yaşa direnmek değil, onu hediye gibi kabul etmek? Kendinde yeni şeyler bulmak?

İki ay sonra Hasan Zeynepten ayrıldı. Dediklerine göre Zeynep daha genç birini bulmuş. Bir ay sonra Hasan, Selmaya kısa, karışık bir mesaj gönderdi özür ve af dileme dolu. Selma cevap vermedi.

Neden versin ki? Artık kendi hayatı vardı. Haftada iki kere edebiyat kulübüne gidiyordu. Ve biliyor musunuz? Elli üç yaşında, yıllar sonra kendini gerçekten genç hissediyordu. Çünkü gençlik; pürüzsüz bir cilt değil, cesurca kendin olabilmekti. Her yaşta.

Rate article
Lifequest
“Ben O Yaşlı Harabeyle Yaşamaya Niyetim Yok!” diye Bağırdı Kocam – Elli Sekiz Yaşında Gençliğe Kaçan…