Barış, her şeyi çok iyi anlıyorum ama ben senin annenin aşçısı değilim, diye sinirlendim, bir kutu konservelenmiş bezelyeyi alışveriş arabasına atarken. Şu an her şeyi bırakıp arabaya atlayıp eve gitmek istiyorum. Sessiz, aile arasında bir akşam vaat edilmişti, ama sonuçta seninle beraber bütün akrabalara yemek hazırlıyoruz, annen ise sadece oturuyor! Bu normal mi yani?
Barış mahcup bir şekilde başını omuzlarına çekti ve bakışlarını kaçırıp, sanki yengeç surimi paketinin içeriğini okuyor gibi yaptı. Tam suçüstü yakalanmış bir köpek gibiydi.
Elif, biraz sessiz ol, insanlar bakıyor, ayıp oluyor diye mırıldandı, kolumu tutmaya çalıştı ama ben hemen çekildim. Annem biraz fazla hesap yapmamış, olur böyle şeyler. Gel, listedekileri alıp dönelim ve şu salataları bitirelim. Rica ediyorum, benim ve bu günün hatrına biraz sabret.
Hesap yapmamış. Ne güzel bir tabir
Sinirimden dişlerimi sıktım. Çünkü ben biliyordum, kayınvalidem her şeyi gayet iyi hesaplıyordu.
Her şey bir hafta önce bir telefonla başladı. Gülseren Hanım, yeni yılı kutlamak için aradı ve birden bizi kendisine davet etmeye karar verdi.
Canım çocuklarım, diye öyle bir şeker sesle konuştu ki, resmen dinleyerek şeker hastası olabilirdiniz. Hadi bana gelin, yılbaşı sonrası görüşelim. Çok özledim sizi! Üçümüz aile arasında bir sohbet ederiz, eski günleri yad ederiz, muhabbet ederiz. Dört duvar arasında çok yalnızım.
O an hemen tedirgin oldum. İçimden bir fesatlık olduğunu hissettim. Bu sessiz aile buluşmaları kayınvalidemde hep aynı şekilde bitiyordu: çocuk konusu ile beyin yıkama seansı
Gülseren Hanım bu konuyu ilk açtığında, Barış ile henüz evli bile değildik.
Elifcim, çocukları hiç düşündün mü? yalnız kalınca birden soruverdi.
O anda ne diyeceğimi şaşırdım.
Şey tereddütle başladım. İstiyorum tabii ama şu an değil. Barışla sadece birlikteyiz.
Oyy, Elifcim, nikah olmadan da çocuk olur, diye elini salladı Gülseren Hanım. Ama yaş Saat tik tak ediyor, gençleşmiyorsun. Bende de Belki torunu göremeden ölürüm.
Başta şaşırıyordum ve espriyle geçiştiriyordum, sonra tartışmaya başladım. En sonunda, farkında olmadan kaynana ile görüşmemeye başlamıştım, sırf sinirlerimi korumak için.
Böylece, Gülseren Hanım ile aramızda pek bir muhabbet olmadı, ne tanıdık ne de konuştuk. Elif aynı şekilde devam edecekti ama Barış araya girdi. Annesine hayır diyemeyecek kadar yumuşaktı ve çok seviyordu.
Elifcim, bir defa gidelim bari, diye gözlerini dikip tekrar rica etti. Kadıncağız yaşlandı. Gerçekten yalnız. Bir defa, benim için Lütfen.
Barış, seni tutan yok. Git. Ben yılbaşı kutlamam, biliyorsun.
Sen bunu yılbaşı olarak değil, sıradan bir aile yemeği gibi düşün, diye bastırdı kocam. Annem seninle iyi geçinmek istiyor. Sonuçta aile olduk
Uzun süre direnip, sonunda razı oldum. Gülümseyip, çayla pastayla kurtulurum sandım. Ne kadar yanıldığımı daha sonra anladım
Her şey, bir gün önceden ters gitmeye başladı. Gülseren Hanım sabah sekizde gelmemizi istedi ki, daha uzun oturalım. Ben ise hafta sonu uyumak istiyordum. Zar zor ondan on saate kadar izin koparmayı başardım.
Ve sonunda, uykulu halde kayınvalidenin apartmanına girdik ve hiçbir şey yoktu. Ne et kokusu, ne yağ cızırtısı, ne hazırlık. Kendisi yağlı sabahlık ve bigudilerle karşıladı.
Nihayet geldiniz! Toz olmadınız ya! dedi, selam yerine. Saat neredeyse on bir! Misafirler kapıda, daha hiçbişey hazır değil. Daha erken kalkmalıydınız! Şimdi bana yardım edeceksiniz.
Donakaldım, montumu bile asamadan.
Hangi misafirler? şaşırdım.
Ay, ne misafirler Ludmila ve Veysel buradan İstanbula geçerken uğrayacak, günah değil mi çağırmamak? Üçüncü katta Leman teyze uğrayacak. Yeğenim uğrayacakmış Hepsine kapımı kapatamazdım. Hadi, konuşmayı bırakın, hemen mutfağa! Zaman dar!
O anda, felaketin boyutunu anladım. Bize misafir olarak değil, bedava işçi olarak gelinmiş.
Gün adeta kabusa dönüştü. Gülseren Hanım hemen misafir ağırlayan ev kadını rolünü bırakıp, süpürgeyle general kesildi ve evde emirler yağdırmaya başladı. Kendisi mutfağa el bile sürmedi, hatta malzemede bile yanlışlık vardı: bazıları eksik, bazıları alınmamış. Listeyi Barışa verdi, bizi markete yolladı.
Kaçmak istedim, ama kocam için dayandım.
Herkes kendi iş yerine döndü. Ben doğrama tahtasına, Barış patates leğenine Kutlu bir aile havası yerine görev listemiz vardı. Beş saat boyunca, ara vermeden ter içinde çalıştık.
Saat dört gibi misafirler gelmeye başladı. Şık, parfümlü, neşeli Biz ise sanki hamamda çalışıp terlemişiz. Son anda, yüzümüz kızarmış, lekeli giyside ve ayakta zor duruyorduk. Kutlama değil, yaşayacak derman kalmamıştı.
Ama Gülseren Hanım güzel bir elbise ve ruju çekmiş, masanın başında oturup iltifat topluyordu.
Ay, Gülsereen yine efsane! Ne güzel masalar hazırlamış! diyordu Elife yabancı bir kadın, benim doğradığım Rus salatasını tabağına alırken.
Uğraştık biraz. Misafirler için, sizler için diye kibarlık etti, kayınvalidem, gülümseyerek.
Üstelik, bir ara yine torun muhabbeti açılıp, Saat tik tak ediyor diye nasihat dolu bir kadeh kaldırdı. Barış, dizini dizime bastırmasaydı, salata kasesini masaya fırlatabilirdim.
Bu sondu, dedim Barış’a, eve dönerken. Artık annenin evine gitmeyeceğim. İstersen sen git, yardım et, kendinden geç, ama yalnız git. Benim sabrım bitti.
Barış hiç itiraz etmedi, sessizce başını salladı.
Üç ay geçti. Elifin sırtı çoktan iyileşmişti, ama hayal kırıklığı baki kaldı. Mart başı Barış yine Annem bizi bekliyor deyince dişlerimi sıktım.
Sekiz Mart için çağırıyor, bu sefer sadece üçümüz olurmuş. Haydi, Leman teyze uğrayabilirmiş, o da sadece kutlama için, dedi kocam. Benim bakışımı görünce, acele ekledi. Ama baskı yok, haberin olsun.
Barış, büyük tartışmayı bekliyor gibiydi. Ama ben sadece camdan dışarı bakıp, sonra
Tamam. Annene söyle, geliyoruz.
Elif Gerçekten mi? Sen diyordun ya
Ne dediğimi hatırlıyorum. Ama hayır dersem, yine her gün arar, baskı yapar, ağlar. Ben işin kökünü kurutmak istiyorum, bir daha çağırmasın, pişman etsin. Dinle Sadece bana güven, bir daha mutfakta kölelik etmeyeceksen.
Barış gözlerini kaçırıp, detayları açmam tavrı aldı.
Sekiz Mart, Gülseren Hanımın beklediği gibi alarm ve koşuşturma ile başlamadı. Ben ve Barış yatağımızda yatıp, abuk bir dizi izleyip, dondurmayı yatakta yedik. Hiç hazırlık yok, makyaj yok, ütülü gömlek peşinde koşturmaca yoktu.
Öğlen kayınvalide meraklandı, aramaya başladı.
Alo, Gülseren Hanım? İnanmazsınız Daha yeni gözümüzü açtık, dedim, yapmacık bir pişmanlıkla. Dün gece dostlarla geç saatlere kadar oturunca, alarmı kaçırmışız.
O nasıl şey Elif? Sizi bekliyorum, dedi kayınvalide asık suratla. Hadi, acele edin! Kaz soğuyor!
Hazırlanıyoruz! Bir saat, bilemedin bir buçuk, oradayız! deyip telefonu kapattım.
Barış bana bakıp, yine de sessiz kaldı. Yatakta olmak, mutfakta terlemekten iyiydi.
Saat biri geçti ve telefon tekrar çaldı. Bu sefer Elif cevaplamadan önce bekledi.
Şimdi hemen çıkıyoruz, Gülseren Hanım! Taksi çağırıyoruz, uçup geliyoruz! dedim, yataktan kalkmadan.
Bir saat sonra, bahane değeri değiştirdim.
Arabalar birbirine girmiş, yol kapalı, dedim kayınvalideye, televizyonun sesini kısarak. Büyük sıkışıklık, ama yakında açılır diye umuyorum.
Saat dörtte kayınvalide dayanamayıp patladı.
Neredesiniz?! dedi. Kaç saat oldu! Yaya olsanız daha hızlı gelirdiniz!
Fon seslerinden sohbet ve kahkaha geldi kulağıma. Kısık sesle sordum:
Gülseren Hanım, yalnız değil misiniz?
Yalnız, değil Ne fark eder! diye sinirli cevap verdi. Akrabalar kutlama için geldi. Kapı mı kapatacaktım? Siz gelmiyor musunuz?! Yalnız kaldım, yettim artık!
Anladım. Yine bir kalabalık, tekrar işçi bekliyorlar ve plan ters gitti. Her şeyi tek başına yapmak zorunda kaldı.
O zaman Biz gelmiyoruz, dedim soğukkanlılıkla.
Ne?!’
Birden fenalaştım. Herhalde yolda araba tutması oldu. Dönüyoruz eve.
Telefonun ucunda bir süre sessizlik, sonra kayınvalide patladı.
Nasıl cüret edersin?! Seni nankör! Sabah beri uğraşıyorum, kimin için? Kimin için! deyip bir sürü hakaret sıraladı. Özellikle yapıyorsun! Bana zulmediyorsun! Ya şimdi bana bir şey olursa?! Barış! Barış’ı ver!
Barış duyduğu her şeyi sessizce dinledi, bir şey söylemedi, sadece başını düşürdü. Ben ise telefonun kırmızı düğmesine bastım, kapattım ve cihaza kapattım.
Ne gerekiyorsa o oldu, dedim kocama. Yine bir kalabalık var. Bize yine kölelik beklemişler. Annen gelsin, kendisi uğraşsın tüm misafirlerine.
Akşam kendi ailemin evine gittik.
Fark daha kapıdan belliydi. Burada da hareket vardı ama bambaşka bir havada. Hiç kimse surat asıp hizmetçi beklemiyordu. Annem masaya büyük bir salata kabı koymaya çalışıyordu. Babam bile sandviç hazırlıyordu.
Gençler geldi! diye sevindi babam, bizi görünce. Barış, şu sandalye var ya, yataktan getir, salonda oturacak yer yok.
Barış hemen gidip sandalyeleri getirdi. Ben annemin yanında durup tabakları yerleştirdim.
Evet, yardım ettik ama zorla değil. Burada bu; haksızlık ve sömürü gibi değil, aile içinde gayet doğal bir işti. Herkes elinden geleni yaptı, herkesin keyfi yerindeydi.
Masada, annem gülümsüyor, Barış babamla neşeyle sohbet ediyor, ben ise huzurla geriliyordum. Adalet yerini buldu. Belki sert, belki kavgalı, ama artık Gülseren Hanım aynı oyunu bize oynayamaz. Kayınvalideyle köprüler yakıldı ama, başkalarının bayramında hizmetçi olmaktan çok daha iyi.
Kendi ailemle ve kocamla bir arada olmanın, yardımlaşmanın, gerçek sevgiyi görmenin insanı nasıl rahatlattığını bir kere daha anladım. Zorbalığa boyun eğmek yerine sınır çizmek bazen en doğru çözümdür.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



