Apartman Girişinde İmzalar: Gürültü Şikayetinden Komşuluk Sınavına – Dördüncü ve Beşinci Kat Arasınd…

Apartman Dairesinde İmzalar

Serdar rüya gibi bir havada posta kutularının önünde duruyordu; duvardaki duyuru panosunda genelde su sayaçlarının okunacağı ve kayıp kedilerle ilgili ilanlar asılı olurdu, şimdi orada yamuk yumuk iliştirilmiş yeni bir kağıt vardı. Panonun köşesinde düğmelerle tutturulmuş, aceleyle iliştirilmişti sanki. Üstte kocaman bir başlık: İmzalar Toplanıyor. Önlem Alalım. Altında, beşinci katta oturanlardan birinin soyadı ve kısa, kesik kesik bir şikayet listesi: gece gürültüsü, tıkırtılar, bağrışmalar, sessizliği ihlal, güvenlik tehdidi. Alt kısımda ise imzalar sıralanmaya başlamıştı, bazıları özenliydi, bazıları telaşlı ve büyük harfliydi.

Serdar bir, sonra bir daha okudu. Anlamı zaten ilk bakışta belliydi. Eli otomatik olarak montunun cebindeki kaleme gitmişti ama durdu. Karşı çıkmak değildi sebebi. Sadece, başkalarının yönlendirmesine karşı hep temkinliydi. On iki yıldır bu apartmanda oturuyordu ve apartman savaşlarına, esen rüzgarlara bulaşmamayı, mesafeli durmayı öğrenmişti. Zaten yeterince derdi vardı: Tamirhanede uzun vardiyalar, başka semtte felç geçiren annesi, haftalarca suskun, sonra bir anda saçma sebeplerle öfke patlaması yaşayan ergen oğlu…

Merdiven sahanlığı sessizdi, yalnızca asansör yukarılarda bir yerde boğuk bir tak sesiyle kapanıyordu. Serdar kendi dördüncü katına çıktı, anahtarlarını çıkardı, ama kapısını açmadan hemen önce yukarıya, beşinci kata çıkan merdivene baktı kısa bir an. Orada yaşayan Hatice Hanım vardı; ellilerinin başında, güçlü gövdeli, kemikli yüzü ve kül rengi kısa saçlarıyla, bakışları hep ağırdı. Önce selam vermez, verdiğinde de sanki önüne engel çıkmış gibi, sıkıntıyla cevap verirdi. Serdar onu çoğunlukla market poşetleriyle apartmanın girişinde, ya da kapısının önünü paspaslarken görmüştü. Gece onun dairesinden bazen gerçekten tuhaf sesler gelirdi: bir kırılma sesi, kısa bir çığlık, ya da sanki yerde bir şey sürükleniyor gibi.

Site WhatsApp grubuna ise ancak zorunluluktan girerdi. Gruplar daha çok otopark meselesi veya çöp borusundaki tıkanıklıklar üzerinde kavga ediyordu. Ama son haftalarda konu sabitti:

Gece iki tekrar gümbürtüler! Çocuğum korkudan ağladı!

Benim sabah altıda işim var, sonra ceset gibi dolaşıyorum. Daha ne kadar sürecek?

O gürültü değil, mobilya çekiyor. Duyuyorum ben.

Polis çağıralım. Kanun var!

Serdar genellikle kaydırıp geçerdi, cevaplamazdı. Melek falan değildi. Üçte uykusu bölen gürültü başladığında, göğsünde bir öfkenin yükseldiğini o da hissediyordu. Ama o anlarda bir başkasının gidip bu işi çözeceğini, sabah da kendisinin grupta Sorun çözüldü yazısını okuyacağını hayal ederdi.

O akşam kısa ve suskun bir şekilde gruba yazdı: İmzaları kim topluyor? Kağıt nerede?

Yanıt apartman temsilcisi Nermin Hanımdan geldi, üçüncü dairede oturuyordu. Birinci katta panoda. Yarın akşam yedide bende toplantı. Geç olmadan karar almalıyız.

Serdar telefonu bir kenara koydu. Çocukluğunda veli toplantılarında hissettiği o huzursuzluğu hatırlatan bir duygu geldi içinden: Her şey kararlaştırılır, sadece oylamaya çağrılırdı.

Ertesi gün Hatice Hanımla merdivende karşı karşıya geldi. Kadın iki ağır poşetle tırmanıyordu, fazla konuşmadan, inatla yardım istemedi. Serdar yine de sessizce poşetlerden birini aldı.

Gerek yok, dedi kadin sertçe.

Taşıyayım, dedi Serdar, kadının yanında yürüyerek.

Kadın kapıya kadar hiç konuşmadan çıktı. Sonra poşetlerin saplarını birdenbire çekip aldı.

Sağ ol, dedi; ama bu kelime ona teşekkürden ziyade bir defterde not gibi geldi Serdara.

Serdar tam dönecekti ki, kadının dairesinden boğuk bir nefes alış, inleme gibi bir ses geldi. Hatice Hanım da, anahtar kilitteyken donakaldı.

Bir şeyiniz mi var? dedi Serdar, kendisi de neden sorduğunu anlayamadan.

Yok, dedi kısa ve soğuk bir tonda. Kapıyı çabucak kapadı.

Serdar aşağı kendi dairesine indi ama şimdi kafasında o ses dönüp duruyordu. Müzik ya da eşya sesi değil, köklü, insani bir vahşet vardı bu seste.

Bir iki gün sonra Hatice Hanımın kapısında bir kağıt gördü, bantla yapıştırılmış. GECE GÜRÜLTÜSÜ YETER. KİMSENİN SABRI KALMADI. Koyu kalemle, bastıra bastıra yazılmıştı harfler.

Serdar bir süre o kağıda baktı. Bant taze bir yara izini andırıyordu. Çocukluğunda babası sarhoşken bağırdığında, kapılarına yazı yazılmış olurdu, babasından çok, görmezden gelip sonra dedikoduya başlayan komşulardan nefret ederdi o yıllarda.

Beşinci kata çıktı, dinledi. İçerisi sessizdi. Zili çalmadı. Kâğıdı dikkatle çıkardı, katlayıp cebine koydu. Sonra aşağı inip çöpü dışarıdaki konteynıra attı, ortak çöp kutusuna değil kimse görmesin diye.

Bu arada gruptaki sohbet daha da keskinleşmişti.

Bile isteye yapıyor. Kimseye saygısı yok.

Böyleleri taş evde yaşasın, apartmanda olmasın!

Polis toplu imza ister, öyle dedi.

Serdar fark etti ki, gürültü ve rahatsızlık sözcükleri hızla böylelerine dönüşüyordu artık tek tek olaydan ziyade bir kişi üzerinden sorun tarif ediliyordu.

Cumartesi akşamı işten geç döndü. Asansörde havaspreyiyle karışık hafif tütün, duman kokuyordu. Dördüncü kata çıktığında yukarıdan boğuk bir darbe sesi geldi, bir daha. Tamir sesi gibi değil, birisi düşmüş gibi. Sonra boğuk bir kadın sesi, kısık ama net:

Dayan… birazdan…

Serdar beşinci kata çıktı. Hatice Hanımın kapı aralığından yoğun bir ışık sızıyordu. Kapıya vurdu.

Kim o? Ses gergindi.

Serdar, dördüncüden. Bir sorun mu…

Kapı zincirli aralandı. Kadın sabahlıktaydı, yanağı kırmızı, sanki ıslak elle silinmiş.

Hiçbir şey. Lütfen gidin, dedi.

İçeriden hırıltılı bir inleme geldi.

Serdar tutamadı kendini:

Yardım ister misiniz?

Kadın ona öyle bir baktı ki, sanki sadaka dilenmiş gibi hissetti.

Gerek yok. Her şey kontrolümde.

Orada birisi mi…

Kardeşim. Yatalak. Sorulmamış bir soruyu keser gibi hızlı söyledi. Gidin.

Kapı kapandı.

Serdar sahanlıkta kaldı, içinde iki duygu çarpıştı. Biri, çağrıldığı için gitmek; diğeri, artık fazlasını bildiği için başını çevirememenin ağırlığı.

Eve indi, ama gece gözünü yumar uyuyamazdı. Yatalak kardeş deyince gözünde canlandı: Yerde düşen bir adam, kaldırılırken, gece acil çağrılırken, leğen, su, yatak kenarı, aşağıda ise her gece sinirlenen başka komşular…

Nermin Hanımdaki toplantıya meraktan değil, gelmezse sonradan yüzü tutmaz diye gitti. Yedide kapının önünde zaten küçük bir grup olmuştu. Bazısı terlikle, bazısı montla uğramıştı, konuşmalar hep alçak sesli, hava bir tuhaf kasvetle dolu.

Nermin Hanım herkesin mutfaktaki köşesine sandalye koydu. Masada imzalı kağıt, yanında sessizlik saatlerinin yazılı çıktısı ve karakolun numarası.

Bakın arkadaşlar, dedi, daha fazla dayanamayız. Hepimizin çocuğu, işi gücü var, gece uykusuzum tansiyonum çıkıyor. Biz kimseye karşı değiliz ama bir düzen gerekiyor.

Serdar kimseye karşı değiliz cümlesinin cümle içinde nasıl rahatlık verdiğine dikkat etti.

Ben dün gece iki gibi uyandım, dedi altıncı kattan genç yorgun yüzlü bir kadın. Kuşum yeni uyumuştu. Bir anda sanki gardırop devrildi. Sabah kadar salladım çocuğu.

Babam ameliyattan çıktı, dedi eşofmanlı adam. Sinirleri bozuk, her seslendiğinde yangın var sanıyor.

Polisi her defasında arayalım, kaydı tutsun, dedi biri.

Serdar dinlerken, fark etti ki kimse abartmıyordu. Gerçekten yorgunlardı bu haklılık da konuşmalarına güç veriyordu.

Peki kim konuştu Hatice Hanım’la? dedi Serdar.

Ben konuştum, dedi Nermin Hanım. Tersledi beni. Beğenmiyorsan taşın, dedi surat kapattı.

Hep öyle, ekledi genç kadın. Sanki biz borçluyuz.

Serdar kardeşinden bahsetmek istedi, durdu. Başkasının gizliliğini açıkça paylaşmakta tereddüt etti.

Belki bir şeyi… dedi.

Herkesin bir şeyi var, Nermin Hanım hızlıca atıldı. Ama yine de sessiziz.

Tam bu sırada kapı zili çaldı. Nermin Hanım kapı açtı. İçeri Hatice Hanım girdi. Sıkı lacivert bir mont, düzenli taranmış saçlar ve elinde klasör, telefon. Yorgun ama korkmamış bir yüz.

Galiba benden bahsediyorsunuz, dedi.

Mutfak bir anda asansördeki gibi daraldı.

Durumu konuşuyoruz, dedi Nermin Hanım. İnsanlar rahatsız oluyor.

Ben rahatsız ediyorum, dedi Hatice Hanım, sanki kendiyle bir sessizlikte anlaşıyormuş gibi başını salladı. İyi. Dinleyin.

Klasörü açtı, masaya koydu. Birkaç rapor, doktor kağıdı, telefon çıktı.

Kardeşim, dedi, birinci derece engelli. Felçli. Yürüyemez, oturamaz. Gece nöbeti tutar, nefes alamaz, yataktan bazen düşer, yetişemezsem ölür. İki saatte bir çeviriyorum, yoksa vücudu çürür. Mobilya çekmek dedikleri, kırk yaşında adamı yerden kaldırmam. Kimsem yok, başka bir şey yok.

Sesi düzdü ama yorgun, demir gibi. Ellerinin üstü morluk içinde, cidden bir ağırlığı kaldırdığı belliydi.

Son bir ayda üç kere ambulans çağırdım. Bakın, dedi ekrandan çağrıları göstererek. Doktorun raporu da burada. Ben bunu göstermek zorunda değilim, ama siz imza topladınız, sanki disko kuruyormuşum gibi.

Biri öksürdü. Altıncı kattan kadın gözlerini indirdi.

Bilmiyorduk, dedi yavaşça.

Çünkü sormadınız, dedi Hatice Hanım. Kapıma yazdınız. Grupta üstüme yürüdünüz. Önlem istediniz. Nedir önlem, kardeşimi sokağa mı koyayım?

Hiç öyle bir şey demedik, Nermin Hanım sinirle atıldı. Fakat kanun var; saat on birden sonra sessiz olmak zorundasınız.

Kanun, Hatice Hanım gülümsedi. Pekâlâ, kanun ise ben de her gece ambulans ve polis çağırayım, tutanak tutsunlar: Adam kaldırılıyor. Her seferinde siz de imzalar, tanıklık edersiniz?

Şimdi biz mi katlanacağız yani? dedi eşofmanlı adam. Sesi titredi, Serdar onun da sabrının taştığını hissetti. Benim de babam hasta, her gece bu sesleri duyamam.

Ben uyuyabiliyor muyum sanıyorsun? Hatice Hanım doğrudan baktı. Kolay mı sanrak sizce?

Bir sessizlik oldu. Serdar birden basit bir şey söylemek istedi, havayı hafifletmek için, ama basit bir cevap yoktu.

Nermin Hanım iç çekti:

Hatice Hanım, insanlar da zorlanıyor, desem…

Ne diyeceğim, kardeşim gece ölebilir mi diye mi haber verseydim? Klasörü kapadı. Kimsem yok. Yardım istemeyi bilmiyorum.

Serdar o an anladı: Yan yana oturmak, yan yana olmak demek değil. Kapı kapıya, arkadaş değil; sadece komşu.

Kavga etmeyelim, dedi. Sesi çatallıydı. Şimdi ya kopacağız ya da herkes için bir yol bulabiliriz.

Gözler ona döndü. Serdar göz önünde olmayı sevmezdi ama artık kaçacak vakit de kalmamıştı.

Ben imzalamadım, dedi. İmzalamayacağım da. Bu kişi ortadan kalkınca sorun biter mantığı, çözüm değil. Tamamen gözardı etmek de olmaz. Çünkü insanlar gerçek sağlık sorunları yaşıyor.

Nermin Hanım dudaklarını büktü.

Ney öneriyorsun? dedi.

Serdar o gece sahanlıkta inlemeleri dinleyişini hatırladı.

Birincisi, dedi, iletişim kuralım. Hatice Hanım, geceleri bir şey olursa Ambulans ya da Nöbet diye gruba yazabilir misiniz? Açıklama yazmak zorunda değilsiniz, insanlar ne olduğunu bilir.

Mecbur değilim, dedi kadın, gözlerini Serdardan ayırmadı, sonra başını salladı: Mümkünse.

İkincisi, komşulara döndü Serdar, büyük bir çatırtı duyan, hemen polisi arayacak/yazacak yerde önce ona ulaşsın, kapısını çalsın. Tartışmaya değil, yardımcı olabilir miyim diye. Açmazsa sonrası düşünülür.

Ya yine azarlarsa? dedi altıncıdan kadın.

O zaman içiniz rahat eder; insan gibi davrandınız, dedi Serdar. Bu önemli, kendiniz için.

Nermin Hanım homurdandı ama karşı çıkmadı.

Bir de, dedi Serdar Hatice Hanıma bakarak, mobilyaların altına keçe, halı olabilir, yatağın duvarla olan bağlantısı gevşetilebilir belki. Yardım gerekirse, ben taşırım.

Hatice Hanım sessiz kaldı, sonra kısık bir sesle:

Yatak yerinden oynamıyor, altına kendim düzenek yaptım. Ama keçe, halı olur. Bir de… kelime ağzında düğümlendi Arada bir saat, gündüz biri baksa, markete gidecek olsam…

Sadece havada kaldı bu cümle. Bir iki kişi kıpırdadı yerinde.

Çarşamba günü ben bakarım, altıncıdan genç kadın utangaçça söyledi. Annem yanımda, çocuğa bakar, bir saat gelebilirim.

Ben de, dedi eşofmanlı adam, sesi boğuk Gündüz yardıma gelebilirim, gece olmamak şartıyla.

Serdar bütün gerginliğin biraz gevşediğini hissetti, ama hâlâ yerinde, sadece şekil değiştirmiş gibi.

Nermin Hanım imzalı kağıdı aldı.

Şimdi buna ne yapacağız? dedi.

Serdar isimlere baktı. Tanıdık komşular, mesela her asansör yolculuğunda gülümseyen alt kat komşusu…

Kağıt inmeli, dedi Serdar. Şikayeti olan doğrudan resmi tarihle, şahsen ilgili yerlere versin, toplu beyan olmasın.

Düzeni istemiyorsun yani? diye sordu Nermin Hanım.

Tam aksine, düzen copla olmaz, dedi Serdar.

Hatice Hanım başını kaldırdı.

Kaldırın, dedi. Her gördüğümde, üstüme bir daha imza atılıyor gibi hissediyorum.

Nermin Hanım yavaşça kağıdı katladı ve klasöre koydu. Serdar bunun nezaketten mi, yoksa çoğunluğun tereddütünden mi olduğunu anlayamadı.

Toplantı bitince herkes sessizce ayrıldı. Merdivende biri bir espri yapmaya çalıştı ama komik bir şeyin gerginlikle kuruduğu gibi havada asılı kaldı. Serdar sahanlığa çıktı, Hatice Hanım yanında belirdi. Birlikte indiler.

Bu işe bulaşmasaydın, dedi kadın.

Belki gerek yoktu, dedi Serdar, ama mesele polise gitmesin, kavga büyümesin istemedim.

Yine büyür, dedi kadın yorgunca. Kardeşim kötüleşince.

Serdar kardeşinin adını sormak istedi, vazgeçti. Sadece sustu, dedi ki:

Gece çok kötü olursa, yardım gerekirse, çal bana. Hemen buradayım.

Kadın başını salladı, bakmadı bile.

Ertesi sabah panoda artık o imzalı kağıt yoktu. Fakat grupta yeni bir ironi: Anlaşıldı; acil durumlarda Hatice Hanım mesaj atacak. Lütfen gece tartışmaya dönmesin. Gündüz yardımcı olabilene çizelge hazırlanıyor, bana yazın.

Serdar çizelge kelimesine şaştı. Apartman için çok büyük bir düzen gibiydi. Ama bir saat sonra gerçekten günde bir iki kişi; Pazartesi gelirim, Cuma bakabilirim yazdı. Bazısı suskun kaldı.

Ertesi gece gürültü tekrar oldu. Serdar, göğsüne bir çarpma gibi sesten uyandı. Saat 02.17yi gördü. Birkaç dakika sonra grupta Hatice Hanımdan kısa bir mesaj: Nöbet. Ambulans çağrıldı. Ne emoji, ne açıklama.

Serdar yukarıda kapılar çarparken, koşuşan ayak seslerini dinledi. Hatice Hanımın kardeşini tutmaya çalışmasını, nefes almaya çalışmasını gözünde canlandırdı. Sinir olmuyordu, sadece tuhaf bir ağırlık eklenmişti.

Sabah asansörde Nermin Hanımı gördü. Yorgundu.

Yine gece uyku yoktu, dedi.

Ambulans gelmişti, dedi Serdar.

Farkındaydım… sustu. Bilmiyordum bu kadar zor olduğunu. Yine de uykusuzluk zor, kalbim kaldırmıyor.

Serdar onayladı. Onun kalbini susturamazdı.

Kulak tıkacı kullanın belki, dedi, ne kadar acizce geldiğini bilerek.

Tıkacı, dedi kadın gülümser gibi, geldik mi bu hale? diye tekrarladı.

Bir hafta sonra Serdar gündüz Hatice Hanıma söz verdiği gibi uğradı. Elinde mobilyalar için keçe, kalın bir halı vardı. Zili çaldı. Kadın hemen açtı, sanki bekliyordu.

Evde ilaç ve bayat bir hastane havası vardı. Odaya geçti, piste dayalı bir yatak, üzerinde kıpırdamadan yatan bir adam; zayıf, gözleri açık, bakışı başka yerde. Yanında el yapımı bir mekanizma, metal boruya sarılı kemerler. Serdar anladı: Yatak kıpırdamıyordu çünkü bu düzenek başkasının işiydi.

Buyurun, dedi, habersiz yere titremesin diye halı koyarız. Taburenin ayaklarına da keçe.

Tabure gümbürtüsü, leğeni koyarken oluyor, dedi Hatice Hanım, ellerine bakarak, kısık sesle. Onlarca kez su dökmekten elleri çatlamıştı.

Serdar sessizce yatağın altına halıyı serdi, her şeye dikkat ederek. Sırtına bir gerginlik bindi. Kadın da kontrol etti, kemerlere zarar gelmesin diye.

Teşekkürler, dedi kadın. Bu defa kelime başka tonda.

Serdar çıkmak üzereyken içerden telefon çaldı. Kadın açtı. Yüz ifadesi birden değişti.

Hayır, şimdi olmuyor, dedi. Benim… evet, hayır.

Kapattı, Serdara döndü.

Sosyal hizmetler aradı. Sadece haftada iki saat bakıcı. O da sıra olursa. Oysa bana her gün gerek.

Serdar bir şey bulamadı. Fark etti ki; apartman çizelgesi, bir sistem değil, geçici bir yama idi.

Akşam grupta biri yazdı: Neden yardım ediyoruz ki? Onun ailesi, devlet yapsın. Yanıtlar dolup taştı. Bazısı anlattı, bazısı çıktı, kimisi sus pus kaldı.

Serdar bunu da okumadan geçti. İçinde öyle bir yorgunluk sallanıyordu ki… Ne Hatice Hanımdan, ne kimseden; insana bir küçük adım atınca, mesele hemen adalet tartışmasına bürünüyordu.

Birkaç gün sonra panoda yeni bir listeyle karşılaştı: Gün/Saat/İsim şeklinde düzenli bir tablo; altında Hatice Hanımın numarası ve not: Gece acil olursa gruptan yazarım. Yardıma gelebilen varsa ya da ambulansı karşılamak için, lütfen haber verin. Kağıt bu defa dümdüz asılmıştı.

Serdar, bu kağıdı eskisi gibi görmek istemediğini fark etti. Ama bu sefer başka: Apartman sanki kabul ediyordu ki, bir kapının ardında bile felaket olabilir, bu da çizelgelerle düzene sokuluyordu.

Bir gece o güçlü gürültüyü duyunca kendini yukarıda buldu. Hatice Hanım dişlerinin arasından Allah belanı versin diye kendine söyleniyordu, sinirini insana değil, dönmeyen vücuda kusuyordu. Kapıyı çaldı. Kadın zincir kullanmadan açtı.

Yardım et, dedi kısaca.

Serdar ayakkabısını çıkarıp duvara çekti. Odada kardeşi yere düşmüş, zor nefes alıyordu. Serdar ve Hatice Hanım birlikte kaldırıp yatağa yerleştirdiler. Serdarın bilekleri titredi. Kadın teşekkür ya da gözyaşı beklemedi, sadece yastığı düzeltti, nefesini kontrol etti.

Apartman sahanlığına çıkınca aşağıdan bir kapının aralanıp kapanmasını duydu. Ne kimse koştu, ne de seslendi. Apartman bir an nefesini tutmuştu sanki.

Sabah, yan komşusu Murat ile karşılaştı. O, imza atanlardandı. Murat gözlerini kaçırdı.

Baksana, dedi, ben aslında… imzaladım. Gerçekten bıktık yani. Ama bilmiyordum, vallahi…

Anladım, dedi Serdar. Artık geçmiş geçti. Sonrası ne olur, mesele o.

Murat başıyla onayladı. Ama yüzünde, insanın kendine bile kabullenemediği pişmanlık vardır ya, öyle bir ifade vardı.

Kompromis işlemeye başladı. İyi değildi, ama işliyordu. Gece bazen kısaca Ambulans ya da Düşme mesajları geliyordu. Kimse geceye kızgın mesaj yazmıyordu, çoğu sabahına bırakıyordu. Biri, gerçekten Hatice Hanıma yardım etmek için uğruyor, biri bir kerede pes ediyordu. Nermin Hanım çizelgeyi yönetiyordu ama bazen boş kutular kalıyordu tabloda.

Serdar fark etti ki, apartmanda artık rastgele sohbetler azalmıştı. İnsanlar selam veriyordu, ama bir ihtiyat ve tedirginlikle; her kelime yeni bir tartışma başlatır korkusuyla. Gene de tehditle yazılmış duvar yazıları yok olmuştu ama eski rahatlık da yoktu. Hatta apartmanda lamba tartışılırken bile, sanki havadaki ağırlık tekrar canlanacak diye herkes içini tutuyordu.

Bir akşam Serdar eve dönerken Hatice Hanımı asansörde gördü. Elinde ilaçlarla dolu poşet ve küçük bir termos vardı. Yüzü yorgun ve kül gibi solgundu.

Nasıl? dedi Serdar.

Yaşıyor, dedi kadın. Bu gece sessiz.

Birlikte çıktılar. Dördüncü katta Serdar çıktı ama bir an bekledi.

Bir şey olursa, dedi, çekinme, çal.

Kadın başını salladı ve ekledi:

O toplantıda… yani… ben aslında kimseyi…

Devam edemedi, eliyle savurdu. Serdar anladı.

Kapı kapandı, Serdar sahanlıkta kaldı bir başına. Kapıyı açtı, montunu çıkardı, ayakkabıları özenle yere koydu. Evde tuhaf bir sessizlik vardı. Oğlu kulaklıkla odada, annesi telefonda Ne zaman geleceksin? diye soruyordu.

Serdar telefona baktı, sonra merdivenlere açılan kapıya. Düşündü; bir kağıt insanları değiştirebilir mi? Birinde karşıya imza, diğerinde bir saate gönüllü isim… ve bu ikisi arasında, yan duvar,sadece bir adım.

O akşam grupta biri yazdı: Bugün yardım edenlere teşekkürler. Rica: kimse kişisel konu tartışmasın. Sorusu olan özelden yazsın. Mesaj hemen çöp, asansör, gündelik tartışmalar arasında kayboldu.

Serdar telefonu kapadı, çay koymaya mutfağa geçti. Biliyordu; gece yeniden bir çarpma sesiyle uyanabilirdi. Ve bundan böyle artık yalnızca kendi uykusunu değil, başkasınınkini de düşünecekti. Bu onu kahraman yapmazdı. Ama bu, onu bir parça olsun hikâyenin içine davet ediyordu.

Rate article
Lifequest
Apartman Girişinde İmzalar: Gürültü Şikayetinden Komşuluk Sınavına – Dördüncü ve Beşinci Kat Arasınd…