Bu kavanoz ne için, tatlım?
Çocuk başını bile kaldırmadı.
Dedeme pasta almak için Hiç pastası olmamış da.
Bunu öyle saf, öyle ciddi bir ifadeyle söyledi ki, annesinin boğazında bir yumruk düğümlendi henüz duyduğunu bile tam idrak edemeden.
Masada sadece azıcık para, bir avuç da bozukluk vardı. O ise paraları hazineymiş gibi tane tane, dikkatlice diziyordu.
Anneyi etkileyen para miktarı değildi
Onu gözleri dolu dolu bırakan; henüz kaç lira olduğunu bilmeyen bir çocuğun, minik kalbiyle minnettarlığı anlamış olmasıydı.
Dedesi bir hafta sonra yaş gününü kutlayacaktı.
Ellerinde nasır, konuştuğundan çok susan, vermeyi alışkanlık edinmiş bir adamdı. Hiç hayatında bir şey istemezdi. Ama bir gün, gülerek, biraz da dalga geçer gibi söylemişti:
Benim hiç kendime özel pastam olmadı ya
Büyüklere sorarsan, laf arasında edilmiş bir söz.
Ama bir çocuk için, görev mahiyetinde!
O günden sonra:
Bozuk paralarını harcamayıp biriktirdi,
Okul çıkışı abur cubur almaktan vazgeçti,
İki resmini komşu teyzeye satıp parasını kavanoza ekledi,
Her akşam bir bozuk parayı umutla kavanozun içine attı, kavanozun içinden umut sesi yükseldi.
Nihayet doğum günü Pazarı geldi çattı.
Masada: marketten alınma sade bir pasta.
Yamuk yumuk dikilmiş bir mum.
Heyecandan yerinde duramayan bir çocuk.
Ve o anda çözülen bir dede.
Dedesi pastanın lezzetine değil, büyüklüğüne değil, fiyatına zaten hiç değil
Ağladı çünkü ilk defa hayatında
Birinin onu düşündüğünü hissetti
Böylesine küçük görünen bir sevgiyle,
Ama içi sonsuz, kocaman olan bir sevgiyle.
Çünkü bazen en büyük jest,
En minicik kumbaraya sığar.
Ve kimi zaman gerçek sevgiyi,
En azı olan gösterir;
Ama en çok hissedendir aslında.




