Bir kedinin kalbi sessizce göğsünde çarpıyordu, düşünceleri darmadağın, ruhu sancılıydı. Sahibesi onu neden başkalarına verdi? Niçin terk etmişti onu?
Bundan üç yıl önce, Ayşegül yeni taşındığı evdeki ev hediyesi olarak simsiyah bir Britanya kedisi almıştı. O an şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti…
Zar zor biriktirdiği parayla aldığı mütevazı bir eski tip tek oda İstanbul dairesi daha tam yerleşmemişti. Hayatında başka sorunlar da vardı, çözülmesi gereken işler onu bekliyordu.
Bir de şimdi bir kedi! Şoku atlatınca, minik kedinin kehribar sarısı gözlerine baktı, derin bir iç çekip gülümsedi ve kediyi getiren akrabasına sordu:
Erkek mi, dişi mi bu kedi?
Erkek! dedi abisi.
Tamam, erkek ise, adın bundan sonra Karabas! diye seslendi ona.
Küçük Karabas, minik ağzını açıp usulca Miyav dedi…
*****
Kısa zamanda Britanya kedilerinin tam bir aile dostu olduğu ortaya çıktı. Ayşegül ve Karabas, üçüncü yılın sonuna yaklaşırken adeta tek bir can olmuşlardı. Zamanla, Karabasın yumuşacık ruhu ve büyük bir kalbi olduğunu fark etti.
Ayşegülü işten dönüşte neşeyle karşılıyor, geceleri onu ısıtıyor, yanına sokulup film izliyor, temizlikte etrafta kuyruk gibi dolaşıyordu.
Kedili yaşam, Ayşegülün hayatına renk kattı. Evde bekleyen birinin olması, bazen gülüp bazen ağlayabileceği bir dostun olması çok güzeldi. En önemlisi, Karabas onu bir bakışından anlıyordu.
Hayat böyle sürüp gidiyordu, ta ki…
Son zamanlarda Ayşegül sağ tarafında garip sancılar duymaya başladı. Önce bir yerini yanlış döndürdüğünü düşündü, sonra yağlı yemekleri suçladı. Ağrılar artınca İstanbuldaki hastaneye gitti.
Doktor teşhisini koyunca, Ayşegül bütün gece gözyaşı içinde yastığına gömüldü. Karabas, sahibinin halini hissedip sessizce yanına sokuldu, nazik mırıltısıyla onu yatıştırmaya çalıştı.
O huzurlu mırıltılar arasında Ayşegül fark etmeden uykuya daldı. Sabah, kaderine razı olarak hastalığını kimseye anlatmamaya karar verdi; acıyarak bakan gözlere, beceriksiz yardımlara tahammülü yoktu.
Bir nebze umudu kalmıştı; doktorlar uygun bir tedavi önerdi. İyileşme ihtimali doğunca, kedisini nereye bırakacağı sorusu karşısında içi burkuldu. Hastalığın sonunun kötü olabileceğini kabullenerek Karabasa yeni bir yuva bulmaya karar verdi.
İnternete bir ilan verdi: Safkan Britanya kedisi, iyi ele verilecek diye.
İlk arayan şahıs, Ayşegülün kediden neden ayrılmak istediğini sorduğunda, Ayşegül neden böyle söylediğini bilmeden Hamileyim, gebelikte kedi tüyüne alerji çıktı dedi.
Üç gün sonra Karabas, taşıma çantasında ve eşyalarıyla yeni sahiplerine gitti. Ayşegül hastaneye yattı…
İki gün sonrası, yeni aileyi arayıp Karabasın durumunu sordu. Defalarca özür dileyerek Kediniz o akşam kaçtı, bulamadık dediler.
Ayşegülün ilk düşüncesi hastaneden kaçıp kedisini aramaktı. Hemşireye rica etti, ama hemşire sertçe geri çevirdi ve odasına dönmesini emretti.
Yan yataktaki yaşlı kadın, genç kadının huzursuzluğunu fark edip sordu. Ayşegül gözyaşları içinde başına geleni anlattı.
Hemen üzülme kızım, dedi zayıf ve güler yüzlü kadın. Yarın Ankaradan bir profesör gelecek. Benim de hastalığım kötü çıktı, oğlum iş insanı, başka bir kliniğe aktaracaktı, ama istemedim. Sonunda bir şekilde profesörü ikna etti. Bakarsın seni de muayene eder, belki her şey sandığın kadar kötü değildir, dedi ve sırtını sevgiyle okşadı.
****
Taşıma kutusundan çıkınca Karabas, yabancı bir evde olduğunu anladı. Orada tanımadığı biri ona elini uzattı, okşamak istedi…
Kedinin sinirleri dayanamadı, patisiyle hırsla vurdu ve karanlık bir köşeye kaçtı.
Poyraz, dokunma şimdi, alışsın önce, dedi yumuşak bir kadın sesi. Ama bu Ayşegülün sesi değildi.
Karabasın kalbi yine sessizce çarpıyordu, düşünceler birbirine karışıyor, ruhu acılıydı. Sahibi neden onu buralarda bıraktı? Neden terk etti?
Kehribar sarısı gözlerle odayı taradı. O sırada açık bir pencereyi fark etti. Bir ışık gibi odadan fırladı, pencereye atladı!
Şansı yaver gitti; burası ikinci kattı ve pencerenin altında güzel bir çim alan vardı. Karabasın eve dönüş macerası böylece başladı…
*****
Profesör olarak beklediği, kırklı yaşlarında, çok nazik bir kadındı; adı Meltem Hanımdı. Hastane dosyasını dikkatlice inceledi, ardından Ayşegülün muayene koltuğuna geçip sol yanına dönmesini istedi.
Uzun uzun muayene etti, Neresi acıyor, nasıl bir ağrı? diye sorular sordu, dosyayı tekrar okudu, bir dizi tıbbi inceleme yaptı.
Ayşegül kötü bir şey bekliyordu; odasına döndü, yaşlı komşusu yatakta onu bekliyordu.
Ne dediler kızım? diye sordu kadın.
Bir şey demediler henüz, odada tekrar uğrayacaklar dediler.
Anladım. Bana kötü haber verdiler, hastalığım onaylandı, dedi.
Çok üzgünüm, size her şey için teşekkür ederim, dedi genç kadın. Ne diyeceğini bilemedi; hayata veda eden birine nasıl teselli verilebilir ki?
Yarım saat sonra Meltem Hanım yanına diğer doktorlarla geldi.
Ayşegül, sana güzel bir haberim var. Hastalığın tedavi edilebilir; iki hafta yatışla bu tedaviyi alırsan tamamen iyileşeceksin, dedi gülümseyerek.
Doktorlar ayrılınca yaşlı kadın konuştu:
Bak ne güzel. Şu hayata veda etmeden bir iyilik daha yapabildim. Mutlu ol kızım, dedi.
*****
Karabasın bir pusulası yoktu; sadece kedi içgüdüsüyle eve dönmeye çalıştı. Yolu zorlu ve komikti; tehlikeli maceralar onu bekliyordu.
İstanbul sokaklarını bilmeyen asil Britanya kedisi, bir günde ormanın kralına dönüştü, içgüdüleri sivrildi.
Kalabalık sokaklardan ve yollardan kaçarak, arada hızlıca koşarak, bazen ağaçlara atlayarak, bazen köpeklerden uçar gibi kaçıp, bazen ağaçlara fırlayarak evinin yolunu aradı…
Küçük bir apartman bahçesinde, Karabas kafasını bir başka deneyimli sokak kedisiyle tokuşturdu.
Sokak kedisi, Karabasın yabancı olduğunu hemen anladı, yüksek bir tonda miyavlayarak saldırdı. Karabas da bir aristokrattan asiye dönüştü, çekilmedi.
Kavga kısa sürdü; sokak kedisi cesurca kaçtı, geriye yırtık bir kulak bırakarak…
O da çabucak pes etti; mahalle kedisi bölgesini korumaya çalışıyordu ama Karabasın eve dönme isteği her şeyden kuvvetliydi.
Yolculuk devam etti. Soyunu hatırlayan Karabas, uyumak için ağaç dalları seçmeye başladı, en rahat çatalları bulurdu.
Çok utanmıştı ama, Karabas çöpten yemek yemeği ve sokak kedilerinin kaptığı yiyecekleri çalmayı bile öğrendi. Merhametli komşuların sokak kedilerine bıraktığı yemekleri sessizce çalmaya alıştı.
Bir gün köpek sürüsüne rastladı. Onu zayıf bir ağaca çıkardılar, havlayarak yaklaşmaya çalıştılar. İnsanlar gürültüye gelince köpekler dağıldı. Kadınlardan biri, Karabası yanına almak istedi; leziz bir sucukla onu kandırdı.
Açlık ve korku Karabasın aklını bulandırdı, kadının kucağına bile girdi. Ama sonra…
Biraz dinlendikten ve karnını doyurduktan sonra, Karabas asıl hedefini hatırladı, kadının peşinden apartmanın kapısına koştu; tam zamanında açılan giriş kapısından içeri sızdı, yolculuğu devam etti…
*****
Ayşegül hastaneden çıktıktan sonra doğrudan evine gitti. O yaşlı kadının Mutlu ol kızım sözleri aklında çınladı. Teşhisin temiz çıkmasına, sağlığına kavuşmasına çok sevindi.
Ama içi Karabas için hâlâ acıyordu. Evine girince onu kimse karşılamayacaktı; boşluk canını yakıyordu.
Kapıdan girer girmez Karabası alan aileyi aradı, tam adreslerini istedi. Oraya gidince Karabasın nasıl kaçtığını öğrendi; kedi izini sürmeye karar verdi.
Hem mantıksız, hem de imkânsız, iki hafta geçti, ev kedisi sokakta yaşayamaz dediler ona. Fakat Ayşegül inanmak istemedi.
Ayşegül yürüyerek her bahçeyi, her parkı, garajı inceledi. Hiç sokak görmemiş bir kedinin yolunu nasıl bulacağını düşünüp kendi gibi düşünmeye çalıştı. Kediyi adını sesli söyleyerek bodrum pencerelerinin karanlığında aranıyordu.
Artık eve yaklaşırken kedinin izinin tamamen kaybolduğunu anladı. Onun şehirde yolunu bulup eve kadar gelemeyeceğini sandı; zaten buralara yürüyerek, duraklayarak iki saat geçmişti.
Apartman bahçesine üzgün ve umutsuz bir şekilde girdi, gözleri doldu, ruhu daraldı. O sırada karşı kaldırımdan simsiyah bir kedi yürüyordu.
Bir siyah kedi daha diye düşünerek durdu; dikkatle bakınca anladı. Bir anda Karabas! diye sevinçle bağırdı.
Ama Karabas ona koşamadı; gücü kalmamıştı, oturdu ve mutluluktan gözlerini kısıp minik bir miyavla Geldim! dedi.
Hayat bana şunu öğretti: Gerçek dostlar, ne kadar uzaklaşsalar da kalplerinin yolu eve döner; onları kaybetmemek için elimizden geleni yapmalıyız.




