Nedense misafirliğe gelen kızım ve damadım, hayatımı cehenneme çevirdi: Evimde hizmetçi gibi görüldü…

Nermin o akşam saat sekizde, işten eve pert şekilde döndü. Derin bir nefes alıp kapıyı açmasıyla birlikte, peşinden salona kadar yayılan bir çocuk ağlaması işitti.

Kadıncağız hayıflanarak salona girdi, kızı ve damadı televizyonun karşısında pinekliyordu. Tüm ev adeta bir miting alanı gibiydi: Oyuncaklar kanepeyle halı arasında hakemlik yapıyor, atıştırmalıklar sehpadaki rakibini fena halde devirmişti. Kırıntılar, tavuk kemikleri, boş kola şişeleri ve elma kabukları ortalığı sarmıştı.

Kirli kıyafetler koltuğun arkalığında asılı, yerde ise özensizce kıvrılmış, kullanılmış bir bebek bezi sanat eseri gibi sergileniyordu.

Oda, Türk hamamı kıvamında sıcaktı ama koku hamamda olsa kese atardınız. Nerminin yorgunluğa direnci tükendi, kadıncağız ben napıyorum burada diye düşünmekten kendini alamadı.

Bir yaşındaki torunu, Nermini görünce bağırarak sevdi ve kucakladı. Nermin hemen camı açıp evi taze havaya, nefesi açılan bir Sultan gibi davet etti, sonra mutfağa geçti.

Mutfak desen; savaş alanından hallice: Lavaboda dağ gibi bulaşık, ekmek ucu ve dökülmüş çay masa üstünde, masanın altında ise eski bir Mavi Boncuk filminden fırlamış tabak kırıkları.

Birisi Nerminin yıllar evvel rahmetli kocasından hediye gelen favori kupasını tuz buz etmişti. Ocağın üstünde kömürleşmiş köfte tavası bekliyordu. Buzdolabında, ekonomik krizden duvar tırmalayan fare bileyecek hallere gelmişti.

O sırada, Nerminin kızı Yağmur mutfağa girdi. Annesini yanaklarından şöyle bir öptü:

Selam anne! Sen gelmişsin ne güzel, biz Uğurla biraz çıkalım diyoruz. Ben hazırlanacağım; Milayı bir saat önce doyurdum.

Yağmur, nereye? diye şaşkın sordu annesi.

E nereye olacak? Önce sinema, sonra pastane. Annecim bir de para versene bize, bizim cüzdan yine kevgir gibi.

Bu sırada salondan damat Uğur seslendi:

Nermin Hanım, yarına şöyle nefis bir pazı dolması yapabilir misiniz? Bugün televizyonda bir adam götürüyordu da, canım deli gibi çekti! Bir de şöyle vitaminli bir salata mı, fincanda Türk kahvesine de hasret kaldım, kahve aldınız mı ki? Onsuz yaşayamam valla!

Ee, ben peki? deyiverdi Nermin, biraz mahcup ve şaşkınca Bütün gün koşturdum, öğle arası bile geçirmedim. Çok yoruldum, biraz dinlenmek istiyorum. Milayı neden siz götürmüyorsunuz?

Annecim, çocuğu iki kişiyle çıkamazsın, azıcık kafa dinlemek hakkımız! Psikologlar söylüyor, ilişkide mutluluk için iki baş başa kalmalıymış. Hem sen sabahtan beri doğru düzgün Milayı görmedin, bir anneannenin torun sevme hakkı var bence! Merak etme, çok kalmayız. En iyi annem sensin, öpüyorum!

Nermin ne diyeceğini bulamadan Yağmur vınladı, gitti. Az sonra çift, Nermini küçük torunuyla evde baş başa bırakarak uçtu gitti.

Nerminin başı sanki Boğaz Köprüsünü sırtında taşımış kadar ağrıyordu. Biraz sessizce dinlenmek istese de Mila ile ilgili planları bambaşkaydı. Kadıncağız bir de akşam yemeği hazırlamalıydı tabii ki. Evde temizlik zaten Everest gibi; ortalık savaş alanı…

Kendini adeta üçüncü dünya savaşı çıkmış gibi hissediyordu. Zor bela bir sandalyeye oturdu ve çaresizlikten sessizce ağladı.

Kızı ve damadı birkaç senedir iki odalı evinde yaşıyorlardı. Taşınmadan önce Nerminin hayatı gayet sakindi. Yağmur ve Uğur eskiden İstanbulun kenar semtlerinden birinde otururlardı ama ev sahibi; çıkın gidin demiş, bu nedenle Nermin de evinde kısa bir süreliğine ağırlamayı kabul etmişti.

Ama uygun daire bulmak Nasrettin Hoca’nın göle maya çalması kadar zordu: Ya pahalı, ya uzak, ya rutubetliydi…

Bir de Uğuru bakınız, bir gün işten çıkardılar; adam tüm gün bilgisayar başında, yan gelip yatıyor.

Geçimleri Yağmurun mütevazı maaşına kalmıştı. Sonra beklenmedik haber: Yağmur hamile! Hem hamileliği çetin geçti, pahalı ilaçlar, sık sık muayene, ultrasonlar… Hepsi Nerminin cebinden çıktı. Kadın, devlete bağlı hastanede ortopedi hemşiresiydi.

Gel zaman git zaman, para yetmemeye başladı. Zaten kız ve damadı markete gitmez, ama evde avokadolu salata, taze çilek, türlü pasta, dört çeşit reçel isterler. Faturaları, temizlik giderlerini soran yok. Her şey annenin üstüne yıkılmış.

Nermin biliyordu: Kızı ve damadı iyice arsızlaştı, hoşnutsuzluktan öteden beri bir şey diyemiyordu. Zira kızından korkuyordu; tek çocuğunu kaybederim diye içini kemiriyordu.

Kucağında çocuk bekleyen birini evden kovmak hangi annenin içinden gelir? O yüzden Nermin de dişini sıkıp iki işte birden çalışmaya başlamıştı.

Derken zile basıldı. Nermin gözyaşlarını silip, kapıya yöneldi. Gelen, habersiz çıkan eski dostu Melike idi.

Melike, Nerminin halini bilir, evdeki dağınıklık karşısında burası Chicago desen inanır bir haldeydi. Nermin istemese de misafir buyur edildi.

Kısa selamlaşmadan sonra Melike yılların alışkanlığıyla buzdolabını açtı, yumurta ve yoğurdu kapıp tavanın yağını döktü, omlet hazırlamaya koyuldu.

Nerminin torunu Mila onun kucağında uykuya daldı. Nermin, Milayı anne babasının yatak odasına yatırıp mutfağa döndü.

Sıcak omlet hazırdı. Nermin, Melikeye şükranla baktı. Sanki bu dünyada içini sarıp sarmalayan, halini anlayıp ona kol kanat geren tek dostu oydu.

Hadi çabucak ye, dedi Melike kısık sesle Eminim gün boyu bir şey yemedin. Bildiğin kemik gibi kalmışsın. Zayıflamışsın Nermin; dikkat et, buradan böyle gitmez. Hem sağlığını düşünmen lazım. Senin kızın ve damadın tam asalak olmuşlar, bir çeki düzen ver bence!

Nasıl olacak o iş? Nermin omletin üstüne kaşını yuvarladı Gidecek evleri yok, ellerinde bebek var. Ben nasıl çıkarıp da kapı önüne koyayım?

Seni resmen sömürüyorlar. Neden gidip ev baksınlar, iş arasınlar, faturaya girsinler ki? Her şey beleş! Hem sevecensin hem de pek ödünsün, suistimal ediyorlar. Ben müsaade etmem bunu görmeye! Konuş, yoksa ben konuşurum bak, hiç de mazur görmem.

Nermin bunun doğru olduğunu içten içe biliyordu. Anlaştılar, Nermin kızı döndüğünde konuşacaktı. Melike azıcık evi topladı, rahatlatıcı Ihlamur demledi, Nerminin omuzlarını şöyle bir ovup hadi kızım bırak kendini dedi.

Melike, büyük hesabı Yağmur ve Uğur gelene dek beklemeye kararlıydı.

Saat on bire doğru çift geldi. Nermin ve Melike salonda oturuyordu.

İyi akşamlar Melike Teyze, dedi Yağmur somurtkan bakışlarla. Melike ile aralarındaki elektrik karanlık Ayazağa sokaklarına taş çıkartır cinstendi.

Akşamınız hayrolsun, dedi Melike, sabrının canının tuttuğu derece soğukkanlı ama yanında bir kibrit arakasında patlamaya hazır bir sesle Güzel eğlendiniz mi? Niye erken geldiniz, sabaha kadar takılabilirdiniz!

Anne, biz Uğurla yatacağız, diye sinirlendi Yağmur, Melikenin lafına aldırmadan kalkmaya yeltendi, ama Nermin durdurdu.

Bir dakika Yağmur, eşini de çağır, oturun. Sizinle konuşacağım.

Buyur anne, dedi Yağmur, biraz da afallamıştı.

Bir sorun mu var? dedi Uğur.

Var, dedi Nermin, ciddiyetle devam etti Bir haftanız var, ev bakacaksınız. Sonra ister çadır kurun, ister akraba bulun, ama bu evde kalamazsınız. Kararım kesin. Genç ailesiniz, kendi yuvanızda yaşamanız lazım.

Anne, hayırdır sen?! patladı Yağmur Nereye gideceğiz? Paramız yok, ben doğum iznindeyim, çalışmıyorum! Nasıl geçineceğiz?

O kısmı beni aşar, dedi Nermin Bir çocuk yapacak kadar büyüksünüz, sorumluluğunu da alacaksınız. Sonsuza kadar sırtımda taşıyamam sizi. Yarın bir gün bana bir şey olursa ne yapacaksınız? Gerçeklerle yüzleşmeye başlasan iyi olur, güzel kızım.

Vay be! dedi Yağmur, gözleri dolu öfkeden Sen resmen bize üvey annelik ettin! Çocukla kapının önüne atılır mı?

Yağmur, sesini yükseltemezsin, annenle düzgün konuş, dedi Melike araya girip, Şimdi siz odanıza geçin, söylenenleri bir tartın bakalım. Nermine böyle davranamazsınız!

Hep senin yüzünden! diye bağırdı Uğur, Kafasını karıştırıyorsun! Ne hakkın var aile işimize karışmaya? Kim çağırdı seni, işine bak en iyisi!

Büyük kıyamet kopacakken, odadan Mila ağlaması duyuldu. Yağmur ve Uğur mecburen sustu. Melike Nerminin elini sıktı, yanındayım der gibi

Bir hafta sonunda Yağmur ve Uğur başka bir yere taşındı. Nermin, kızının gözünde artık kötülüğün cisimleşmiş haliydi.

Bugüne kadar yaptığı tüm iyilikler unutulmuştu, bir anlıkta bencil, acımasız anne damgası yemişti. Ama Nermin yaptığı şeyin doğru olduğunu biliyordu.

O da umuyordu ki bir gün, bir yerlerde, kızı akıllanır ve ona yeniden yolunu sorar.

Bazen insan kendi çocuğuna bile, hayatı öğrenebilsin diye sert bir ders vermeli. Yoksa hayatta dipten başka yer göremezler.

Nerminin tek umudu, bir gün her şeyin kızının iyiliği için olduğunu anlar ve tekrar aralarındaki bağ güçlenirdi. En azından Nermin buna inanmak istiyordu.

Rate article
Lifequest
Nedense misafirliğe gelen kızım ve damadım, hayatımı cehenneme çevirdi: Evimde hizmetçi gibi görüldü…