Kayınvalide İraida Hanım, anıt gibi bir kadındı. Adeta bir yürüyüş değil, bir geçit töreni; bakış d…

Kayınvalide

Şadiye Hanım, tam anlamıyla görkemli bir kadındı. Adeta yürümüyor, ağır ağır ve dimdik ilerliyordu. Bakışı, sözleri, duruşu; hepsini bir heykelin kaidesine koysan, kadın değil anıt olurdu.

Şadiye Hanım, büyük bir gıda toptancısıydı. Eskiden iki kere “kavga ve asayiş bozma” yüzünden hapse girmişti, bir kere de istemeden adam yaralamıştı. Bu aralarındaki molalarda üç kızı olmuş, tabii ki üç damadı da vardı.

Damadları evlendiğinde, onların hak ve görevlerini tek tek açıklamış, kurallar listesini de ceza maddeleriyle birlikte sunmuştu.

Şadiye Hanım ufak tefek meselelerle hiç ilgilenmez, sinirlerini korurdu. Kızlarına ise kesin bir şekilde “Boş yere beni aramayın, kendi sorunlarınızı halledin” derdi. Yalnızca biri kaybolursa veya ciddi bir şey olursa, ya da birinin cesedini saklamak gerekirse, aramak serbestti.

Damadlar bu karışmama politikasını çok takdir eder, Şadiye Hanıma bulaşmazlardı. İşin ucunda “affekt haliyle adam öldürme” cezası vardı, bu madde âdeta Şadiye Hanımın alnında yazılıydı.

Ama Şadiye Hanımın en küçük damadı, Onur, kendisini kayınvalideye pek yakın hissetmiyordu ve korkusu da yoktu. Zaten ailesiyle beraber başka bir şehirde yaşadığı için özgür ve bağımsızdır diye düşünüyordu. Ta ki, patronunun Cumartesi akşamı eğlencesine katılıp bir hamamda üç iş arkadaşıyla birlikte gitmeye karar verene kadar.

Onur, eşine “İşler uzadı, biraz geç döneceğim” dedi. Daha tecrübeli arkadaşları ise daha ayrıntılı planlar yapmıştı; biri yanına olta ve çadır alıp “Arkadaşlarla balık tutmaya gidiyorum” diyerek eşine canlı balık sepeti sipariş etti. Diğer ikisi gece tank oyununa gireceğiz diyerek laptopları yanına aldı. Patron ise hamama gitmeyi karısından saklamadı.

Gece yarısına yaklaşırken içip terlemekten sıkıldılar, güzel bir değişiklik olsun dediler ve herkes para topladı, hamama iki hayat kadını çağırdılar. Ama gelenler öyle çirkin çıktı ki patron, “Daha güzel birini çağırayım” derken, ekip “Bir şişe daha vodka alalım” diye oyladı.

Onurun eşi, gece yarısı iyice panikleyip annesini aramaya karar verdi.

Hızlı konuş, kızım, elimde kamyon var, mal indiriyoruz, dedi Şadiye Hanım.

Anne, Onur eve gelmedi, telefonuna ulaşamıyorum, iş yerine de, arkadaşlarına da, patronuna da ulaşamadım. Bir şey oldu ona, anne!

Elini kolunu sallayan adam; boş ver, kızım, şimdi gidip bulurum!

Şadiye Hanım depo görevlilerine talimat verip arabasını çalıştırdı, yola çıktı ve arada birkaç telefon açtı.

Yarım saat sonra, damadının hangi hamamda, kimlerle olduğunu öğrendi. Bir saat sonra şehre vardı, on beş dakika sonra hamamda, korkmuş bir hamamcı eşliğinde ekibe giriş yaptı. Bir anda ortam canlandı ve damat ciddi bir alibi ile eve dönüyordu bir miktar morluk ve kırık dişle.

Patron kontrolü geri almaya çalıştı:

Hanımefendi, siz kimsiniz?! Ne hakla böyle davranıyorsunuz?! Polisi arıyorum!

Patron, Şadiye Hanımı tanımıyordu. Damadını dövmeyi bırakıp, bir eliyle masadan bir bıçak kaptı, diğer eliyle patronun gırtlağına sarıldı:

Sakın! Dilini keserim, ben bu adamın kayınvalidesiyim!

Hayat kadınlarına döndü:

Kes sesini! dedi. Bıçağı elinde çevirdi, damadına yürüdü.

Ne oldu Onur, donun mu dar geldi yoksa?

Anne, lütfen! Onur köşeye çekildi Bunu yapmayacaksınız!…

Peki ne engeller beni?

Kızınıza ihanet etmedim! İsterseniz sorun!

Şadiye Hanım hayat kadınlarına baktı.

Hiç kimse bir şey yapmadı, patron boğazını tutup öyle dedi.

Zaten görüyorum, kimsiniz siz, neden böyle tipleri çağırdınız?

Bir bardak rakı doldurdu, damadına uzattı:

İç, anestezi.

Onur zorla içti, dişiyle bardağı tıngırdattı.

Ne saçma bu ortam, itiraf edin!

Sadece eğlenmeye geldik, dedi patron ama olmadı, ortam sıkıcı, gelenler de pek iyi değilmiş.

Şadiye Hanım masaya oturdu, koca bir sucuk dilimi koparıp çiğnerken konuştu:

Hiç yaratıcı değilsiniz, çocuklar! Bu ne? oltalara birkaç göz attı Seks dükkandan mı aldınız?

Alibi, dedi “balıkçı” çocuğu.

Peki bu ne? canlı balık dolu kovaya tekme attı.

O da…

Planlı düşünmüşsün. Olsun, siz olmasanız ben olmasam bu iş olmazmış. Şansınıza ben varım!

Balık kovasını havuza döktü, balıklar hemen dört bir yana kaçıştı.

Al, bir oltayı “balıkçıya”, birini de “tankçıya” verdi balık tutacaksınız. Hey, kadınlar! Hemen havuza, parayı çalıştırın!

Kadınlar hızla havuza atladı.

Kural şöyle: Erkekler olta ile balık tutacak, kadınlar da elleriyle. Kim balık tutarsa sağlam çıkacak.

Bir diğer “tankçıya” parmağını kaldırdı

Sen sonucu kaydet. Ben ve patron bahis oynuyoruz. Ben sarı mayo giyene bahis koyuyorum, ilk balığı o tutacak.

Yok canım! Patron atladı Ben, Merte koyuyorum. Bizim balıkçı o! Hep balık tutar.

Hey, sarı! Şadiye Hanım kadına seslendi İlk balığı sen tutarsan ekstra tip vereceğim.

Ben kazanırsam ne olacak? diğer kadın sordu.

Sen, sarıdan fazla tutarsan ekstra prim alırsın.

Yarım saat sonra hamamcı kapıdan kafasını uzattı. İçeride gürültü, kahkaha, bağırış… Kadınlar çıplak elle balık tutuyor, “Mert” ekmekle balıkları yakalamaya uğraşıyor, “tankçı” kadını kovalamış, Onur ve diğer tankçı havlu ile balık avına çıkmış; patron ise kenarda coşkuyla herkesi motive ediyordu.

Şadiye Hanım kızına mesaj attı; “Onura saldırdılar, dövdüler, ama durumu iyi ve şu an emniyette ifade veriyor. İşi biter bitmez eve getireceğim.” Sonunda “Öpüyorum anne” yazdı. Anne için, kızının huzuru bir damadın kırık dişinden ve hamamda geçen uykusuz bir geceden daha kıymetliydi. Ayrıca damada diş tamiri için kartına sıcak bir miktar yatırdı, suçu yoktu ama bundan sonra aklını başına alır diye.

Rate article
Lifequest
Kayınvalide İraida Hanım, anıt gibi bir kadındı. Adeta bir yürüyüş değil, bir geçit töreni; bakış d…