Eşimle evlenmeden önce üç yıl kadar uzun bir süre sevgili olduk, ardından iki yıldır evliyiz. Geçmiş zaman, sanki başka birinin hayatıymış gibi şimdi geriye dönüp bakınca bazı şeyleri daha iyi anlıyorum.
Eşim, hayatımdaki ilk ve tek erkekti. Başka hiçbir erkeğe gönül gözümle bakmadım, düşünmedim bile. Fakat, o çok kıskanç biriydi. Hamileliğimizi birlikte, isteyerek kararlaştırdık. Testte iki çizgiyi görünce ikimiz de sevinçten havalara uçmuştuk. Eşim hep bir oğlumuz olsun isterdi ve daha ilk günden oğlan olduğuna kesin gözüyle bakıyordu. O yüzden, ultrasona gidip kızımız olacağını öğrendiğimizde ikimiz de çok şaşırdık.
Ultrasondan sonra eşim bir anda bana güvenmemeye, aklında türlü türlü şüphelere kapılmaya başladı. Ailesindeki erkek çocuk geleneğini, sürekli bizim ailede nesil sağlamdır, hep erkek doğar diyerek bana ispatlamaya kalktı. Gerçekten de eşimin hiç kız kardeşi yoktu, sadece erkek kardeşleri vardı; kayınpederimin de kız kardeşi yoktu. Fakat biliyoruz ki, bebeğin cinsiyetini belirleyen şey esasen annesiyle tesadüftür; bazen diyorum, keşke biyoloji kitaplarını kafasına atabilseydim. Ben yine de içimden bir sesle, doktorlara rağmen oğlumuz olur diye umudumu yitirmedim. Fakat doktorlar haklı çıktı. Bir kızımız oldu ve ona sadece bize özgü eski bir isim olan Gülce adını verdik.
Eşim, kızımız doğduğunda mutluymuş gibi davrandı, ama oynadığı rolü hiç de iyi oynamadı. Zaman geçtikçe aramızdaki mesafeyi artırdı, kızımızın kendi çocuğu olmadığı yönünde laflar etmeye başladı. Sadece o değil, kayınvalidem ve bütün eşinin ailesi de aynı şekilde dedikodular yaptı. Bu saçma şüpheleri her gün duymak canımı yakıyordu. İşi daha da kötü yapan şey, kızımızın babasına hiç benzememesi oldu. Eşim kara kaşlı, esmer ve kahverengi gözlüydü; Gülce ise doğduğunda masmavi gözlü, açık tenli ve sarı saçlıydı. Yani çocukluğumdaki halimin adeta tıpkısıydı. Yıllar geçse de genlerimin ağırlığı baskın çıkmıştı. Neredeyse her gün eşimi ikna etmeye, kızımızın bu şekilde doğmasının normal olduğunu anlatmaya çalıştım. Yine de ona sadakatimi bir türlü ispatlayamadım.
Bu huzursuz ve içimi yiyip bitiren dönem dört ay kadar sürdü. Artık tartışacak, kendimi savunacak gücüm kalmamıştı. Derken bir gün her şey bıçak gibi kesildi, birden eşim sevecen, ilgili bir baba haline döndü. Başta sevindiğimi, onun eninde sonunda kızının bana benzemesine alıştığını düşündüm. Fakat meğer olay bambaşkaymış.
Kızımızın ilk doğum gününde o eski zamanların geleneksel Türk evlerinde olduğu gibi büyük bir aile sofrası kurduk, her iki taraftan da akrabalar geldi. Gülce büyüdükçe bana daha da çok benzemeye başlamıştı ve bu, tabii ki eşimin dikkatinden kaçmadı. Kayınvalidem ve diğer akrabaları da fitne fitne o çocuk senin mi diye laf atmaya devam ettiler. Nihayet bir gün eşim sabrını yitirip, Bu çocuk benim öz kızım. DNA testi yaptırdım! diye ortaya konuştu.
İşte o günün akşamı, eşimle derin bir konuşma yaptık. Kızımız dört aylık olduğunda gizlice DNA testi yaptırdığını, sonucunun ise Gülce’nin kendi kızı çıktığını itiraf etti. Ve bu gerçeği bana söylememeğe karar vermiş. O yüzden bana birden ilgi göstermeye başlamış, çünkü şüphesinden kurtulmuştu. O an ne hissettiğimi anlatmam zor. Sanki üzerime çöp dağları döküldü; hem incindim, hem de yaşamımızın temelden yanlış kurulduğunu düşündüm. Nasıl olur da bana hiçbir zaman güvenmeyip, arkamdan böyle bir şey yapabilirdi? Bir an düşündüm, bu adam bana güvenmiyorsa gelecekte ne olacak? Şimdi doğruyu ispatladım, ama kim bilir ilerde bir şey olsa yine aynı şüpheci tavrını devam ettirir miydi?
O an radikal bir karar aldım. Boşanmak istiyordum. Eşim, kararımı duyunca adeta şok geçirdi. Yaptıklarını açıklamaya çalıştı ama artık onu dinlemek istemedim. Nasıl o zaman beni anlamadıysa, şimdi de ben onu anlamak istemedim. Kayınvalidem ve eşinin bütün akrabaları bana delirdin mi, bu kadar şey boşanmak için sebep olamaz, çok pişman olacaksın dediler. Annem babam da önce anlamadı, ama yine de beni bağrına bastılar, evlerine aldılar. İleride ömür boyu, bana güvenmeyen bir adamın yanında, sürekli laf anlatmaya çalışarak yaşamak istemedim. Kendi ayaklarımın üzerinde durur, kızımı kendim büyütürüm daha iyi!
Aradan yıllar geçti. Şimdi dönüp bakınca, o gün aldığım kararın arkasındayım. Kadının, kendisine inanmayan bir erkekle hayatını geçirmesi bence zül. Ben kendi yolumda yoluma devam ettim, kızımı sevgiyle büyüttüm ve pişman olmadım.
Sizce ben doğru mu yaptım? Yanlışım var mıydı?




