Hayatım Boyunca Unutamayacağım Bir Anı

Hayat Boyu Unutulmayan Ders

Mehmet Demir, daha okul yıllarında öğretmen olacağına karar vermişti. Bu sadece bir istek değil, çocuk ruhunda yer eden derin bir inançtı; başına gelen bir olaydan sonra bu yolu seçmişti. O gün, gerçek bir insan olmanın ne demek olduğunu, örnek bir yetiştirmenin ne kadar değerli olduğunu ilk kez anlamıştı. Bu anı, hayatı boyunca yanında taşıyacaktı.

Mehmet, altıncı sınıfta okuyordu ve annesiyle birlikte yaşıyordu. O senenin başında babası onları terk etmişti; öylece gitmiş, annesine dönüp:

Benim başka bir ailem var, siz de artık kendi başınıza yaşayın,

demişti. Mehmet, babasının bu sözlerini hiç unutmadı. Odaya koşup ağladı fakat annesine belli etmemeye çalıştı:

Büyüyünce asla böyle bir şey yapmayacağım, diye kendi kendine söz verdi, ve babamı da aklımdan çıkaracağım.

Öyle de oldu. Günler, yıllar geçti; babasını bir daha hiç görmedi, ona dair çok az şey hatırladı. Yine de diğer çocukların babalarının olması onu zaman zaman üzüyordu.

Annesi o zamanlar tekstil fabrikasında çalışıyordu; eline ek iş alıp evde dikiş de yapıyordu. Geçinmek zor olduğundan çok şeyden feragat edilmese de, evde yenilecek bir şey her zaman olurdu. Okula giderken annesi, Mehmetin üstünü başını hep yeni ve temiz tutmaya çalışırdı; diğer çocuklardan geri kalmasın isterdi. O dönem herkesin hayatı, aşağı yukarı, birbirine benzerdi. Tabii istisnalar da yok değildi.

Mehmetin sınıfında Ali diye bir çocuk daha vardı. Sıradan bir çocuktu, ama bir gün babası miras kalınca işini değiştirdi ve köydeki evi sattı; kazandığı parayla küçük şehirlerinde oto tamir dükkanı açtı. İşleri iyi gitmiş, maddi durumu düzelmişti. Alinin ailesi ona çeşitli hediyeler alıyor, o da sınıfta yeni eşyalarıyla övünüyor, diğerleri içten içe imreniyordu.

Bir gün Ali sınıfa geldi ve gururla:

Bakın, babam bana ne saat aldı! diye kolunu gösterdi; herkes göz kamaştıran saatini gördü.

Mehmet de imrenerek saati izledi. Ali gururdan neredeyse şişiyordu, çünkü sınıfta o saatten başka kimsede yoktu. Diğerleri içinden içinden imrendi; öyle saate sahip olamayacaklarını biliyorlardı. Mehmet üzülmesine rağmen belli etmedi, diğerleri de öyle yaptı. Babasını düşündü yine:

Ali’nin babası aileyle, benimki ise çekip gitmiş… dedi ve bu düşünceyi geride bıraktı.

Mehmet derslerine odaklanıyordu. Annesi hep derdi:

Derslerini ihmal etme oğlum, iyi bir eğitim alırsan, senin de güzel bir hayatın olur Bütün ümidim sensin. Mehmet, her zaman çalışkan, başarılı bir öğrenciydi.

O gün son ders beden eğitimi idi. Soyunma odasında çocuklar şakalaşıyor, itişiyordu. Ali, babasının hediyesi olan saati güvenli olsun diye çantasına koymak istedi, ama aceleyle saate yere düşürdü. Mehmet bu durumu fark eden tek kişiydi.

Bir an içinden geçti, saati kimse fark etmeden cebine atabilirdi. Düşünmeden eğildi, saati hızla aldı ve eşofmanının cebine koydu. Bir an şunu düşündü:

Aliye saatin yere düştüğünü söylemem gerek Ama cesaret edemedi.

Beden eğitimi öğretmeni, İsmail Yıldız, yüksek sesle:

Çabuk dışarı çıkıp sıraya geçin! deyince tüm çocuklar sıraya girdi ve ders başladı.

Çocuklar koşup oynuyor, egzersiz yapıyordu. Mehmetin aklıysa sadece cebindeki saatle meşguldü:

Düşüp ortaya çıkarsa, rezil olurum. Saati bir şekilde tekrar yere koymalıyım. Veya gizlice Alinin çantasına bırakabilirim, ama ya biri görürse? O zaman daha kötü olur; saatin düştüğünü gördüğümü anlatmam gerek, ama hemen neden söylemediğimi sorarlar, hırsız olduğumu düşünürler.

Mehmet çok huzursuzdu, saat cebinde bacağını yakar gibi duruyordu. Ders bitince, herkes birden soyunma odasına koştu. Mehmet en son girdi. Ali ise ortada bağırıyordu:

Saatimi çalmışlar! O saat çok değerli, babamdan hediye Herkes cebini göster!

Mehmet ne yapacağını şaşırdı; şimdi saat cebinde bulunacak ve onu hırsız diyeceklerdi, bütün arkadaşları ona sırt çevirecekti.

İsmail Yıldız, diye bağırdı Ali, saatim çalındı!

Tamam, durun bakalım, nedir burada gürültü? diye sınıfa giren beden eğitimi öğretmeni çocukları susturdu.

Saatimi çaldılar, dedi Ali, babamdan hediye, çok değerli.

Peki, neden böyle değerli bir saati okula getirdin? Sırf gösteriş için mi? Bu hoş değil. Şimdi bakarız; belki çalınmadı, bir yerlerde kalmıştır Şimdi hepiniz sıraya geçin!

Neden? dedi çocuklar şaşkınlıkla.

Çünkü ortalıkta dolaşmayın, bağırmayın, yoksa bir şey bulamayız. Herkes gözlerini kapatsın… Eğer biri gözünü açarsa, o kişinin suçlu olduğunu düşüneceğim.

Çocuklar sıraya girdi ve gözlerini kapadı. İsmail Yıldız cepleri yoklamaya başladı. Mehmetin yanına geldi, hafif bir dokunuşla cebindeki saati hissetti. Mehmet nefes almıyordu adeta.

Öğretmen saati aldı ve:

Hadi yer değiştirin, dedi ve Mehmeti yanındakiyle yer değiştirdi. Başlarını kaldırmadan, gözleri kapalı. Sonra sessizlik oldu, Mehmet en kötüsünü beklerken birden sesi duydu:

İşte burada, Ali! Eşyalarına daha iyi sahip çıkmalısın.

Herkes gözlerini açtı. Saat, biraz farklı bir yerde, yine yere bırakılmıştı. Ali hemen saati aldı, tekrar koluna taktı. Diğer çocuklar ona bakıyor, artık kimse Aliye imrenmiyordu; çünkü saati kendi başına kaybetmiş, arkadaşlarını suçlamıştı.

Bir daha böyle değerli eşyalarla okula gelme, dedi İsmail Yıldız, ne olur ne olmaz ve çocukları serbest bıraktı.

Soyunma odasına liseliler de gelmişti. Mehmet en son çıktı. Hep İsmail Yıldıza bakıyor, onunla gelebilecek tatsız konuşmayı bekliyordu. Güçlükle eve gitti, ertesi gün okula gitmeye korktu; ya müdüre çağırılırsa diye.

Ertesi gün okula zoraki gitti.

Bugün başıma neler gelecek acaba belki İsmail Yıldız herkesin önünde olanları açıklar Fakat gün normal geçti, dersler, teneffüsler, öğretmeni bile görmedi.

Eve dönerken rahatlamıştı.

Belki de sessizce geçecek, öğretmen kimseye bir şey anlatmayacak. İstese, zaten o anda söylerdi.

Mehmet uzun süre kendine kızdı ve hayatının geri kalanında, asla başka birinin eşyasına el sürmeyeceğine yemin etti. O şekilde okulunu bitirdi ve öğretmenlik bölümü kazandı.

Yıllar geçti. Mehmet Demir, öğretmenlik bölümünü bitirdi ve kendi şehrinde çalışmaya başladı. Bir gün okulda benzer bir olay yaşandı. Sınıftan Ayşe’nin parası kayboldu, sınıf öğretmeni Mehmet Demire başvurdu:

Mehmet Bey, paramı biri çalmış!

Tüm öğrencileri dikkatlice inceledi; birinin, Elifin, gözlerinde korku vardı. Elif, sorunlu bir aileden geliyordu; üstü başı pek iyi değildi, diğerlerine göre mahcup bir haldeydi. Mehmet Demir ailesinin içki sorununu biliyor, böyle bir şeyin başına gelmesine üzülmüştü. Elif ile göz göze geldi; Elif mahcup ve duygulu bir şekilde bakıyordu.

Mehmet Demir kendi yöntemini uygulamaya karar verdi.

Ayşe, peki kaybolan miktar ne kadar? diye sordu. Ayşe ufak bir tutarı söyledi. Doğru, o parayı Elif bana verdi, yerde bulmuş ve teslim etti. Daha dikkatli olmalısın. Elife teşekkür etmeli, dürüst davrandı.

Mehmet Demir, cebinden kendi parasını çıkarıp Ayşeye verdi ve ona bundan sonra para konusunda daha dikkatli olmasını öğütledi. Sınıf bir anda Elifi övmeye başladı, herkes coşkuyla konuşuyor, Elif ise mahçup ve biraz kızarmış bir şekilde öğretmenine bakıyordu. Ağlamak istiyordu ama şimdi olmamalıydı, öğretmenini hayal kırıklığına uğratmak istemezdi.

Derslerden sonra Elif, Mehmet Demiri bekledi. Öğretmeni bunu hissetti, sınıfa girdi. Elif, kaybolan parayı masanın üzerine koydu; Mehmet Demir şöyle dedi:

Elif, otur, sana bir hikaye anlatmak istiyorum.

Elif, hocasına kulak kesildi; kol saatini kaybeden Aliden, o saatin Mehmetin cebine nasıl girdiğinden ve sonrasında yaşananlardan bahsetti. İsmail Yıldızın akıllı ve anlayışlı tavrını anlattı.

Bak Elif, o zaman öğretmenim bana hayatımı mahvedebilirdi ve hakkı da vardı. Ama bana bir şans tanıdı, ve ben de sana bugün bu şansı verdim.

Elif ağlamaya başladı.

Teşekkür ederim, hocam. Bu ilk ve son oldu Bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım, dedi hıçkırarak; Mehmet Demir ona inandı.

Mehmet Demir biliyordu, Elif içten pişman olmuştu; gerçekten de asla tekrarını yaşamadı.

Emektar öğretmeniyle buluşma

Bir gün Mehmet Demir, tatilde annesini ziyarete gitti; annesi yaşlanmıştı, yardıma muhtaçtı artık. Marketten çıkınca eski beden eğitimi öğretmeni İsmail Yıldıza rastladı, bastonuyla yürüyordu, yaşlanmış ama hâlâ dinçti. Selamlaşıp bankta oturdular; okuldan, hayattan konuştular.

Şimdi yaşlılar için sağlık grubu yönetiyorum; insanlar bir şekilde aktif kalmalı, dedi eski öğretmen gülerek.

İsmail Bey, size o tatsız olayı hatırlatmak istiyorum, ve saatin hikayesini anlattı.

Mehmet, o zaman gerçekten saati kimin aldığını bilmiyordum. Ama itiraf ettiğin için teşekkür ederim.

Nasıl bilmiyordunuz? Saati benim cebimde buldunuz.

Bak, ben de cepleri gözlerim kapalı yokladım; kim olduğuna bakmadım. Saati bulunca, hemen yer değiştirdirdim ve saati hızla tekrar yere koydum. Döndüğümde, kimin cebindeydi hatırlamıyordum bile. O şekilde hepinizin gözünde hiç kimseyi utandırmadan çözdüm. Bunu anlamıştım; seni mahvetmemek, hayatını kırmamak önemliydi. Bugün öğretmen oldun, benim yolumdan gittin; bu bana büyük bir ödül. O zaman seni korumam, beni mutlu etti.

O olay bana hayat yolumu gösterdi ve size her zaman minnettarım.

Uzun uzun muhabbet ettiler; Mehmet Demir, İsmail Yıldız’a danıştı, sohbetleri doyumsuzdu. Ayrılırken eski öğretmen şöyle dedi:

Bilirsin, Mehmet, bizde güzel bir atasözü vardır: Komşunun hatasını ört, Allah da seninkini örter. Hayatta en doğru yol budur.

Ve Mehmet Demir, bir öğretmenin ve bir insanın en büyük sınavının, koşulsuz anlayış ve affedicilik olduğunu anladı. Bu ders, kalbine dokundu ve her zaman ona rehber oldu.

Rate article
Lifequest
Hayatım Boyunca Unutamayacağım Bir Anı