Boşluğa Bakarken: Dima ile Anya 19 Yaşında Evlenir, Çılgın Bir Aşk, Aile Baskısı, İhtişamlı Bir Düğü…

Boşluğa Bakarken

Duygu ve Ali, daha 19 yaşındayken dünya evine girdiler. Birbirlerinden nefes alamayacak kadar deli dolu bir aşk vardı aralarında. Öyle ki, aileleri hemen bir karar alıp bu ilişkiyi resmiyete dökelim, ileride başıboş bir hâl almasın diye düğün hazırlıklarına giriştiler.

O düğün Anlatılmaz, yaşanır. Damat arabasının önünde dev bir oyuncak bebek, etrafta çiçekler, havai fişekler, salonun içinde Çifte kumrular! nidaları, evde ne varsa ortaya konmuştu.

Duygunun ailesi düğüne bir kuruş katkı sağlayamadı, çünkü elde avuçta yoktu. Kazançları zar zor sofraya bir iki tabak koymaya ve biraz içkiye yetiyordu. Düğünün tüm masraflarını ise Alinin annesi üstlendi. Kadının adı Sevim Hanımdı; ama Sevim Abla denilmesini tercih ederdi, adıyla hitap etmek kolay olsun diye.

Sevim Abla başlarda oğlunu bu evlilikten vazgeçirmeye çalıştı. Oğlum, kızın ailesi içkiye meyilli, sonra üzülmeyesin! dedi. Ama Ali dinler mi, Bizim aşkımız hepsinden güçlü, Duygunun kanında ne olursa olsun, sevdamız her şeyin üstesinden gelir! diyordu. Sevim Abla da aklındakini saklamadı: Bak, oğlum, armut dibine düşer, dikkat et de aşkınız serçe burnu kadar kısa sürmesin.

O zamanlar, Duyguyla Ali geleceğin aydınlık olduğuna inanıyordu. Sanki dünyanın bütün kapıları önlerinde açılmıştı. Ne yazık ki hayat, planladıkları gibi ilerlemedi.

Sevim Abla ve eşi, düğünde gençlere İstanbulda bir daire hediye etti. Hayat sizin, yaşayın doya doya! dediler. İlk yıllarda aile saadeti tam da hayalini kurdukları gibiydi. Duygu iki kız çocuk dünyaya getirdi: Elif ve Zeynep. Ali, kızlarına tapar, evinde otorite olduğunu hissetmekten gururlanırdı.

Ama beş yıl geçmeden Duygu gizemli şekilde evden kaybolmaya başladı. Eve her dönüşünde Ali, burnuna fena bir alkol kokusu alıyordu. Birkaç kere açmaya çalıştı mevzuyu ama Duygu önce sustu, sonra, Sana hiç âşık olmadım! deyiverdi. Gençlik heyecanıydı, geçti gitti! Şimdi ise gerçek aşkımı buldum ve onun yanına gidiyorum, dedi. Adamın evli ve üç kız çocuk babası olması umurunda değildi.

Ali neye uğradığını şaşırdı, içine kara bir hüzün çöktü. En sevdiklerinden böylesine bırakılıvermek tarifsiz bir acıydı. Duygu da yüklendi eşyalarını, Aşkım neredeyse, cennet orada! deyip Anadolunun ücra bir köyüne kaçtı. Çocukları ise olduğu gibi geride bıraktı.

Sevim Abla esprili, atak bir kadındı. Torunları Elif ve Zeynepi hemen yanına aldı, hem kendi hem dede elleriyle büyüttüler çocukları. Ali, bir süre darmadağın halde yaşadıktan sonra, eski bir arkadaşının önerisiyle bir tarikata katıldı. Orada, kısa süre sonra dul bir kadınla evlendirdiler; kadının adı Gülizardı ve iki oğlu vardı. Çok geçmeden dini nikahları da kıyıldı.

Yeni eşi Gülizar, Aliyi kendi derdiyle öyle meşgul etti ki, Ali kızlarına neredeyse hiç zaman ayıramaz oldu. Ne zaman çocuklarından bahsetse Gülizar, Onların da annesi var, bana yardım et! diye kestirip atardı. Ali de boynunu büker, Gülizarın iki oğluna bakar, ev işlerine koşardı. Ama yüreğinde, Duyguyu unutamıyordu, ona dönmenin mümkün olmadığını bilse de.

Aradan yedi yıl geçti. Bir gün Duygu, bir elinden dört yaşındaki kızı Merveyi tutmuş, ansızın Sevim Ablanın kapısını çaldı. Sevim Abla eski gelinine şöyle bir bakıp, Duygu seni tanımak imkansız, iyice yıpranmışsın. Yanındaki senin kızın mı? diye sordu. Duygu utana sıkıla, Evet, Merve. Bir süre sizde kalabilir miyiz? dedi.

Sevim Abla hiç alışık olmadığı için bu soğukluğa, lafı gediğine koyuverdi: Ne işin var burada? Kocan mı kovdu? Duygu ise içini döktü: Yeter artık, dayanamıyorum! Adam hem içiyor, hem bana el kaldırıyor! Sevim Abla hafifçe gülümsedi: Kocanı kimse zorla seçtirmedi ya. Peki niye ailene gitmedin? Duygu ise, Kızlarımı özledim, onları görmek için geldim, lütfen izin verin, deyince, Sevim Abla da yumuşadı.

Tam o sırada kapı çaldı, Elif ve Zeynep geldiler. İki genç kız, karşılarındaki kadının kendi anneleri olduğunun farkındaydı ama içlerinde ona karşı sevgi namına bir şey kalmamıştı. Yıllarca kırgınlık, dargınlık birikmişti. Sevim Abla da hep, Koca koca insanlar, çocuklar yetim kaldı, iyi mi? diye kızardı kaderin cilvesine.

Duyguyla kızı Merveyi evden kovacak hali yoktu elbet. Hem yüreği de el vermedi. O yüzden bir süre yanlarında nefes aldılar. Ama tam bir ay sonra Duygu yine ortadan kayboldu. Sonradan öğrenildi ki, başka çaresi kalmayınca tekrar o köydeki sevgilisine dönmüş. Merve ise, Sevim Abla ve dedesine emanet kaldı.

Üç torunu, dedeyle nineyi çok severdi. Evlerinde her zaman huzur, sevgi ve karşılıklı saygı vardı. Ancak zaman, su gibi akıp gitti. Önce Sevim Abla, sonra da dedeleri hayata gözlerini yumdu.

Yıllar sonra Elif evlendi ama çocuğu olmadı. Zeynep ömrünü yalnızlığa adadı, saçına aklar düştü. Merve ise on yedi yaşında aniden anne oldu; babasının kim olduğunu kimse bilmedi. O da valizini toplayıp köydeki annesinin yanına gitti.

Gençlik bir bakmışsın pencereden el sallamadan gitmiş, yaşlılık ise kapıyı çalmadan gelmiş.

Duygu yıllardır yalnız yaşıyordu. Köyde beraber olduğu erkek, hastalanınca kızları onu alıp şehre götürdü. Kadıncağız tek başına kalakaldı, eski eşinin kızları tarafından da asla affedilmedi, Her şeye burnunu sokma! diyerek üstüne yürüdüler.

Köyde Duygudan yüzsüz içkici diye söz ediliyordu, dedikodular aldı başını yürüdü. Herkes onun ne yaptığını bilir, cam gibi şeffaf köyde hiçbir sır saklanmaz.

Ali ise, sonunda ne Gülizarla ne de tarikatta huzur bulabildi, her şeyi bırakıp İstanbuldaki annesinin evine döndü. Tek başına, üç kediyle, soğuk yatağında gün saydı. Günübirlik yaşadı, geçmişin acısı içinde. Tüm o büyük aşklar, umutlar, geride içinde buruk bir boşluk kaldı.

Oysa mutluluk aslında bir zamanlar Duyguyla Alinin kapısındaydı…

Rate article
Lifequest
Boşluğa Bakarken: Dima ile Anya 19 Yaşında Evlenir, Çılgın Bir Aşk, Aile Baskısı, İhtişamlı Bir Düğü…