Bir zamanlar, eski günlerde, üniversiteden arkadaşımla sohbet ederken o şaşkınlıkla sordu: Peki, neden kayınvalidenler eşine hiçbir şey bırakmadı? Torunlarının da gerçekten ihtiyaçları var.
Ayşe derin bir iç çekerek cevapladı: Kim anlayabilir ki onları? Ailenin en küçüğü yalnız yaşıyor ve şimdiden İstanbulun Şişlisinde üç odalı bir dairesi var, ayrıca iki tane de iki odalı başka dairesi mevcut. Üstelik, Boğaz kenarında üç katlı bir yazlığı da var. Anlaşılan, bunlar da yetmiyor ona. Hepsini annesi ile babası verdiler! Benim eşim ise ortada hiçbir şeyle kaldı.
Burak ve Ayşe, on iki yıldır evlilerdi ve iki çocukları vardı; biri altı, diğeri on yaşında. Ayşe, ta başından beri kayınvalidesi ve kayınpederiyle geçinememişti çünkü onlar sürekli hayatlarına karışmak, onlara ne yapmaları ve ne yapmamaları gerektiğini söylemek isterlerdi. Ayşenin seçimlerini beğenmeyip eleştirir ve Ayşeye anne diye hitap etmesi için ısrar ederdi yaşlı kadın.
Ayşe ise dik durarak şöyle derdi: Benim bir annem var, ikinciye ihtiyacım yok.
Asıl meseleler, büyük kızları doğduktan sonra başlamıştı. Hatice Hanım, Ayşeyi habersizce ziyaret eder olmuştu ama Ayşe ise onu evine almıyor, kapıdaki zil ya da telefon çalmalarını önemsemiyordu. Sonunda Hatice Hanım kendi hareketlerinin aşırıya kaçtığını idrak edip onların günlük yaşantılarına müdahale etmeyi bıraktı.
Ayşe, çocuklarına kendi annesinin arada bir yardımıyla bakmayı başarmıştı. Çocuklar büyüyünce de, babaannelerinden uzak bir başka mahalleye taşındılar.
Burakın anne ve babası, varlıklı ve kültürlü insanlardı. Sık sık yurt dışına seyahat eder, sanatsal etkinliklere katılır ya da dostlarıyla şık restoranlarda yemek yerlerdi. Burak ve Ayşe ile ise nadiren görüşürler, telefonla bile pek az konuşurlardı. Hatta bayramlarda veya özel günlerde, son anda şehir dışında oldukları ortaya çıkardı çoğu zaman.
Bir gün, ansızın, Ayşe ile Burak, anne babasının tüm mal varlığını küçük kardeşe bırakacaklarını öğrendiler. Ayşe bu duruma kayıtsız kalamayarak kayınvalidesini arayıp sebebini sordu.
Kayınvalidesi ise şöyle dedi: Ne bekliyorsun Ayşe? Torunlarımı bana göstermedin, oğlumu da bize küstürdün. Ama küçük oğlum bizi hiç unutmadı, arar, gelir, halimizi hatırımızı sorar. Her şey adil oldu böylece.
Siz olsanız, ailenizin bu kararını onaylar mıydınız?




