Yoksul Babaanne Aç Çift Yavruyu Doyurdu — 20 Yıl Sonra Kapısında İki Lüks Araç Durdu — Patatesiniz …

Patatesiniz düştü hanımefendi.

Ayşe Teyze dönüp baktı. Karşısında iki oğlan çocuğu vardı; birbirinin tıpkısı, zayıf, üstlerindeki ceketler gözle görülür biçimde büyük. Biri patatesi yerden aldı, pantolonuna silip uzattı. Diğerinin gözleri, tezgâhtaki haşlanmış patatesleri öyle bir süzüyordu ki, sanki üç gündür ağzına lokma koymamıştı.

Sağ olun evlatlarım. Siz neden böyle dolanıyorsunuz burada? Üçüncü kez sizi görüyorum.

Büyük olan omuz silkti:
Hiç öyle gezinip duruyoruz.

Ayşe Teyze böyle öylece dolaşmaları iyi bilirdi. Hemen gazeteye iki patates sardı, yanına bir salatalık koydu.

Yarın yine gelirseniz, kasaları taşımanıza yardımcı olursunuz. Anlaştık mı?

Çocuklar paketi kaptı, gözden kayboldu, tek kelime bile demeden.

Akşam vakti, Ayşe Teyze su bidonunu taşırken, yine çıkageldiler. Sessizce bidonu aldılar, taşıdılar. Büyük olan cebinden iki bakır kuruş çıkarttıeski, neredeyse silinmiş.

Bunlar babamızdan yadigâr. Fırıncıydı, sonra vefat etti. Bunları vermeyiz ama bakabilirsiniz isterseniz.

Ayşe anladı: Ellerindeki tüm varlıkları buydu.

ÇocuklarCan ve Yasinher gün gelmeye başladılar. Ayşe Teyze, evden getirdiğiyle onları doyuruyor, onlar tezgâha yardım ediyordu. Hızlı hızlı, kafalarını kaldırmadan yiyorlardı. Bir seferinde sormuştu:

Nerede kalıyorsunuz?

Demirci Sokaktaki bodrumda,dedi Yasin.Kuru yer, merak etmeyin.

Nasıl etmeyeyim yavrum Onun için soruyorum.

Can başını kaldırdı:

Biz dilenci değiliz. Büyüyünce fırın açacağız. Babamız gibi.

Ayşe Teyze başıyla onayladı. Fazla kurcalamadı. Görüyordu; sırtları dik, pes etmiyorlar. Kendi düzenleri vardı.

Fakat çarşıda bir süredir Ziya Bey takılmıştı başına. Gözcüydü o; karısı turşu balık satardı, müşterisi yok denecek kadar az. Ayşe Teyzenin tezgasında ise hep sıra. Ziya Bey uğrayınca söylenirdi:

Kendini iyilik meleği mi sandın? Kim bunlar; avare çocukları besliyorsun!

Sana ne Ziya Bey, işine bak!

Bal gibi bana ne. Bu çarşıda düzeni ben sağlarım.

Notlar alır, çocuklara uzun uzun bakardı. Ayşe Teyze bilirdi bir yamukluğa kalkıştığını, ama böylesini hayal etmemişti.

Her şey çarşamba günü oldu. Tezgâha lüks bir araba yanaştı, içinden iki kadın ve bir zabıta indi. Can ve Yasin kasaları taşırken donakaldılar.

Can ve Yasin Yılmaz siz misiniz?

Evet,dedi Can.

Toplanın çocuklar. Kuruma gidiyoruz.

Ayşe Teyze hızla öne atıldı:

Nereye götürüyorsunuz çocukları?! Onlar bana emanet!

Reşit olmayanları çalıştırıyorsunuz,dedi kadın, Ziya Beyi işaret ederek,Bize ihbar geldi. Devlete teslim edilmeleri gerek.

Çalıştırmıyorum, doyuruyorum!

Ayşe Teyze, gerek yokdedi usulca Can.Bulaşmayın onlarla.

Yasin sessizdi, öfkeyle yumruklarını sıktı. Onu omzundan tutup arabaya bindirdiler. Ayşe Teyze kadının kolundan yapıştı:

Bir dakika! Ben vasi olabilirim, ben

Emeklisiniz, karışamazsınız. Çocuklar ayrı yurtlara alınacaklar.

Ayrı mı?!

Araba kapısı hızla kapandı. Ayşe Teyze, çarşının ortasında, Canın cama dayalı yüzünü izledi. Dudakları güçlükle kımıldadı: Teşekkür ederiz.

Ziya Bey ıslık çalarak geçti önünden.

Aradan yirmi sene geçti.

Ayşe Teyze artık çarşıda değildi. Kasabanın kıyısındaki eski evde, zar zor geçiniyordu. Çocukları sıkça düşünürdü. Acaba yaşıyorlar mı? Birbirlerini bulabildiler mi? Bazen rüyasında tezgâhta, haşlanmış patates yerlerken görür, saçlarını okşardı hep.

Ziya Bey, yolun karşısında oturuyordu. O da yaşlanmıştı; yine de arada laf atar, alaycı bakışlar fırlatırdı:

Hâlâ o sahipsiz çocukları düşünüyor musun Ayşe Teyze?

Cevap verecek hâli dahi kalmamıştı.

Bir cumartesi, bahçede domates fidesiyle uğraşırken sokaktan iki siyah, gösterişli araba geçti. Bu kasabada böyle arabalar hiç görülmezdi. Komşular kapıya döküldü, fısıltılar başladı.

Araba tam kapısında durdu.

İçinden takım elbiseli iki adam indi. Boylu poslu, birbirine çok benziyorlar, sol gözlerinin altında ben vardı. Ayşe Teyze doğruldu; tutulmuş ellerinden küreği yere düşürdü.

Ayşe Teyze?

Sesi titriyordu. O gözleri hemen tanıdıyirmi yıl önceki gibi.

Can?..

Başını salladı. Yasin de yanı başında hafifçe gülümsedi. Sonra Can öne çıktı, gömleğinin altından bir zincir çıkardı. Zincirde sararmış bakır kuruş, o bildiği.

Biz Yasinle hep taşıdık bunu. Ayrılmadık ondan.

Ayşe Teyze ikisine birden sarıldı, uzun uzun bırakmadılar; sanki her şey bir rüyaymış da uyanmaktan korkuyor gibiydiler.

Komşular merakla izliyordu. Yasin geriye çekildi, gözü yaşlı elinin tersiyle sildi:

Sizi üç yıl aradık. Çarşıyı yıkmışlar, herkes dağılmış. Kütüklerden, eski adreslerden bulmaya çalıştık. Bulamayacağız sandık.

Can elini tuttu:

Sizi almaya geldik. Artık fırınlarımız var, on yedi şube açtık. Babamızın işini yeniden canlandırdık. O zaman bizi farklı yurtlara ayırdılar ama sonra buluştuk, kaçıp sıfırdan başladık. Hep sizi ve bize verdiğiniz patatesleri, şefkatinizi unutmadık. Yoldan geçen tek bir siz sırt çevirmediniz.

Evlatlarım Ben halimden memnunum

Memnun musunuz?dedi Yasin, yamuk eve bakarak.Ayşe Teyze, o zaman son lokmanızı paylaştınız. Şimdi sıra bizde. Bizimle yaşamanız lazım. Ben mi, Can mı kavgası yapıyoruz haftalardır.

Onun evi hastaneye yakın ama, benimki bahçeli ve meyve ağaçlarıyla dolu,dedi Can.

Yine çocukluktaki gibi bir ağızdan konuşmaya başladılar; Ayşe Teyze ise sessizce ağladı.

Çitin arkasından Ziya Bey yüzünü gösterdi; arabaları, adamları gördükçe şaşkına döndü. Can göz göze geldi ve yürüyüp yaklaştı.

Siz misiniz Ziya Bey? O zamanki gözcü?

Başını eğdi.

Benim… Ne yapsaydım, kuraldı. Çocuklar çalıştırılamazdı.

Yasin acı acı gülümsedi:

Ama biliyor musunuz? Siz olmasaydınız biz hep o bodrumda püsküller gibi yaşayacaktık. O gün bizi ayırdılar ama yıllar sonra tekrar buluştuk, kaçıp yeni bir hayat kurduk. Hayatımızı alt üst ettiniz bir bakıma.

Can bir kartvizit uzattı:

Bu bizim adresimiz. Lazım olursa, bir ihtiyacınız olursa Biz kin tutmayız. Herkes herkes gibi değil.

Ziya Bey titreyen parmaklarla karta baktı, Yılmaz & Yılmaz Fırınları yazısını okurken suratı gölgelendi. Sessizce uzaklaşıp yıkık evine yürüdü; sanki sırtına ağır bir yük yüklenmişti.

Ayşe Teyze eşyalarını yarım saatte topladı. Zaten evi bomboştu. Can ve Yasin onu arka koltuğa yerleştirdi, bir battaniye örttü.

Arabalar hareket edince Ayşe Teyze pencereden baktı; Ziya Beyin evinin camında bir siluet durmuş onları izliyordu. Onun bakışında kin ya da gurur yoktu. Sadece, hayatta başkalarına hep kötülük yapıp en sonunda hiçbir şeyi olmayan birinin boşluğu vardı.

Ayşe Teyze,dedi Can, dikiz aynasından gözlerini kaçırmadan.Hatırlıyor musunuz, bir gün size fırın açacağız demiştik?

Hatırlıyorum evladım.

En büyük fırınımıza Ayşe Teyzenin Yeri dedik. Orada her gün sokakta, kimsesiz kalan çocukları ücretsiz doyuruyoruz.

Ayşe Teyze gözlerini kapadı. Yirmi yıl önce aç iki çocuğa haşlanmış patatesini hiç düşünmeden verdi. Onlar ise yıllar sonra dönüp, ona her şeyin en güzelini sundular.

Arabalar yeni yola saptı. O eski kasaba ardında kaldı. Uzakta yeni bir hayat başlıyordu. O hayatı, böyle bir insan olduğu için fazlasıyla hak etmişti.

Rate article
Lifequest
Yoksul Babaanne Aç Çift Yavruyu Doyurdu — 20 Yıl Sonra Kapısında İki Lüks Araç Durdu — Patatesiniz …