KAYBOLAN SÖZLER KUTUSU Bir süredir, Vildan evlerinde kendileriyle birlikte birinin daha yaşadığında…

KAYIP SÖZLER KUTUSU

Bir zamanlar, hatırladığım kadarıyla, Gül benimle birlikte yaşarken evde başka birinin daha bulunmasından şüphelenmeye başlamıştı. Hayır hayalet değil. Ona göre hayaletler ciddi, efendi varlıklardı; öyle ortaya çıkacaklarsa, boş işlerle uğraşmazlardı.

Ama bu tamamen gündelik işlerden ibaretti. Sanki evde bir evcini vardı.

Önce spor çorapları kaybolmuştu. Her zamanki gibi, önce biri, ertesi gün diğeri. Öyle olsa çamaşır makinesiyle kayboldu zannedersin her kadın bu durumu bilir. Fakat kaybolanlar, o beyaz üzeri kırmızı çizgili çoraplardı ki Gül onları spora giderken giyer, çekmecede durdukça bakışlarına hedef olurdu: En son ne zaman bizi giydin bakalım? der gibi.

Birdenbire yok oldular. Önce biri, ertesi gün diğeri.

Bir hafta geçtikten sonra buldu Gül onları. Tam da aynı yerde, üst üste salyangoz gibi yuvarlanmıştı çoraplar. Üzerlerinde yamru yumru yazılmış eski tip bir kâğıt parçası vardı:

Bizi 127 gündür unuttun. Günleri saydık.

Senin işin mi bu? dedi Gül, haberleri telefonundan karıştıran kocası Hasan’a çıkışarak. Yoksa bana ince ince kilo aldığımı, tekrar spora başlamam gerektiğini mi ima ediyorsun?

Masum şaşkın bir bakış ve kesin inkâr ile karşılık aldı.

Madem öyle dedi Gül, omuzlarını silkerek, fakat içten içe şüpheyi atamadan. Hasanın latife yapmayı sevdiği bilinir.

Sonra, girişteki aynanın üstünde hep duran saç tokası kayboldu. Bir de, Gülün özel günler için ayırdığı pahalı ruj. Çantasında taşıdığı rujdan helâllik alınmadan bir yere kaybolmak O da yaptı bunu.

İkisini de mutfaktaki dolapta buldu, makarna ve bakliyat kaplarının arasında. Yanlarında yine notlar.

Tokada:

Artık karar ver, saçların uzun mu olacak kısa mı? Her seferinde beni aylarca raflarda unutmandan yoruldum, sonra da özlüyorsun.

Rujda:

Peki o özel günün en son ne zaman oldu? Böyle kuruyup gideceğim neredeyse.

Bu iş artık şaka olmaktan çıktı, dedi Gül, kanepeye yayılıp, akşam yemeği beklerken uyuyakalmış Hasan’ı sarsarak.

Akıllı mısın sen? Hasan öfkeli uyanışla karşılık verdi. Şaka uğruna hayatta kendime zarar vermem!

Mantıklıydı. Hasan enayi değildi ve Gülün içine ufak bir huzursuzluk çöreklendi.

Eşyaları bıraktığı yerleri iyice ezberlemeye, gittiğinde birkaç kez kontrol etmeye başlasa da kayıplar devam etti. Kimi zaman doktora bile danıştı. Yaşlı bir aile hekimi ona hafızasının kendi hafızasından iyi olduğunu söyledi.

Ama eşyalar kaybolmaya devam etti.

En sevdiği dolma kalemler. Çizgili bluzu. El kremi.

Ve, son damla: Yazlık evin anahtarları. Hasan bu mesele yüzünden bir hafta boyunca anlamlı bakışlarla dolaşmıştı evde.

Gül sinirli oldu. Kötü uyudu, her tıkırtıdan irkildi, anahtarlarını, cüzdanını, telefonunu her an el değiştirir oldu.

O cumartesi her şey büsbütün tuhaflaştı.

Gardırobu toparlamaya karar verdi, uzun zamandır ihtiyaç vardı. Birden, eskiden bot kutusu olan boş bir kutunun içinde tüm kayıp eşyalarını buldu. Sanki ikinci el dükkânında sergilenircesine özenle yerleştirilmişlerdi.

Bluz, pileli kısa etekle sarmaş dolaş:
Hâlâ dans etmeyi biliyor musun bakalım?

Dolma kalemler, renklerine göre dizilmiş:
Stresliyken bizi kemiriyorsun. Biz de yorulduk artık.

Anahtarlar, anahtarlık etrafında el ele tutuşmuş gibi:
Canımız sıkıldı, başıboş dolaştık. Yazlığa giden yok ki artık. Ama, neyse ki bazılarından farklı olarak, kendiliğimizden geri döndük.

Gül afalladı.

Bu kağıt parçalarında hem iğneleyen bir mizah vardı, hem de birazca hüznü barındıran bir bilgelik sanki onları bambaşka bir hayatında Gülün kendisi yazmıştı; o hayatında eşyalarla dahi konuşmaya yetecek kadar vakti vardı.

Kutuyu kapatacakken, içinde bir küçük gri kâğıt daha olduğunu fark etti. Üstelik yanında eşya yok, sadece not.

Harfler titrek, kenarları yaş sanki:

Aynadaki o kıza ressam olacağının sözünü vermiştin.
Ben o kızım.
Burada, kayıp sözlerle ve gerçekleşmeyen umutlarla dolu kutuda, çok yalnızım.

Gül uzun süre gardırobun zemininde, kalabalık raflara yaslanıp oturdu, hayallere daldı.

Kreşte, dili dışarıda, konsantrasyonla güneş, ev, anne baba ve ablasını çizerkenki halini hatırladı.

İlkokulda resim dersinde, sulu boyanın ıslak kâğıtta yayıldığı andaki büyülü heyecanı.

Resim atölyesindeki yağlı boya kokusunu, müzedeki huzurlu sessizliği. Her fırça darbesi büyülü bir melodi gibi. Rehberin yankılanan sözlerini.

En başta bunun hayatı olacağını sanmıştı.

Sonra hobi. Bir nefes alanı.

Sonunda

Hiçbir şey.

Zamanı olmadığından değil. Sürekli daha önemli şeyler bulup erteleye erteleye, en sonunda o sıcak heyecanı yitirdi çoraplar, kalemler, anahtarlar gibi, sessizce kaybolmuştu.

Gül son notun üzerinden parmağını geçirdi.

Kâğıt canlı gibiydi diğerlerinden daha sıcak, hafifçe titriyordu. Ya da belki de Gülün elleri titriyor, kim bilir.

Gerçekten bir saatlik alışveriş mi, ya da bir popüler dizinin daha bir bölümü, hayalinden çok daha mı önemliydi?

O gece, Gül saatlerce döndü durdu yatağında. Uyuyamadı. Saat ikide, iç çekerek yataktan kalktı.

Nereye gidiyorsun? diye mırıldandı, hafif uykusundan uyanan Hasan.

Sen uyu, dedi Gül.

“Gardıropta bir yerlerde eski boyalarımı görmüştüm,” diye düşündü ve antredeki aynadan geçerken, o küçük kızın bakışlarını yakaladı. Hem tedirgin, hem umut doluydu…

Rate article
Lifequest
KAYBOLAN SÖZLER KUTUSU Bir süredir, Vildan evlerinde kendileriyle birlikte birinin daha yaşadığında…