İstemiyorum

Zaten bütün yük bende! Daha ne kadar taşıyabilirim? dedi Elif, sesi hayli dertliydi.

Kocası Cem ise her zamanki gibi sessizliğe büründü. Kafasını kuma gömmek onun uzmanlık alanıydı, nasılsa her şey kendi kendine hallolur diye umut ederdi. Oysa hiçbir şey kendiliğinden düzelmezdi ne zaman bir sorun çıksa, işleri toparlayan yine Elif olurdu. Evin geçimini, çocuğun okulunu, tatili, hatta televizyonun bozulmasını bile o hallederdi. Önceleri uzaktan çalışırken maaşı pek fazla değildi; sonra kendini geliştirip maaşını neredeyse ikiye katladı, kocasından da epey fazla kazanır oldu. Arabanın kredisi, yeni çamaşır makinesi, çocuk bezi, tatil, tüm giderler Elifin geliriyle dönüyordu. Bir yandan da hamile kalıp, doğurdu; yine hızını hiç kesmedi çünkü güzel gelirden vazgeçmeye hiç niyeti yoktu.

Küçük çocuk kreşe başlayınca bir nebze nefes aldı Elif ve tabii rahatlayınca daha çok işi sırtladı. Üstüne bir de özel kreşe para vermek lazımdı; zaten çocuğu için en iyisi olsun diye didinip durmuştu. Cem ise her zamanki gibi Sen bilirsin hayatımcıydı, yıllardır başka alanlarda da olduğu gibi.

O zamana kadar kendilerine ait bir evde oturuyorlardı, Elife babaannesinden kalmıştı. Cemin ise kendi evi yoktu, evlenene kadar annesi Mukadder Hanım ve ablasının kızı Zehrayla birlikte kalıyordu. Ablası üç yıl önce vefat etmişti, annesi o zamandan beri türlü hastalıkla uğraşırdı; tansiyon haplarını çay niyetine içer hale gelmişti.

Cem Elifle evlenip taşındığında Zehra zaten üniversiteye başlamıştı ve kendine göre bir hayatı vardı. Okul, arkadaşlar, sevgililer; evde pek durmazdı, zaten gençlik işte.

Mukadder Hanımın dertleriyle ise, haliyle, hep Elif ilgilenirdi. Çünkü evde başka kimseye güven olmuyordu. Ama Zehraya yani torununa destek olmayı da hiç ihmal etmezdi; isteklerine hep harçlık çıkartırdı. Yetim kız derdi, ablasından kalan emaneti Bu mevzulardan konuşmayı hiç sevmezdi Mukadder Hanım, Elif de anlamaya çalışırdı, konuşulacak pek de iyi bir şey yoktu çünkü oralarda.

Böyle yokuş aşağı gidiyorlardı işte. Ta ki Mukadder Hanım hastaneye yatırılana kadar Tansiyon öyle bir yükseldi ki, kadıncağız neredeyse komaya girdi. Üç haftada doktorlar el birliğiyle biraz toparladılar ama yatağa bağlı kalmıştı, bir umut belki düzelir dediler, tahmin yoktu.

Cem yine aradan sıyrıldı, işleri Elif halletmek zorunda kaldı:

Kadınlar daha iyi biliyor bu işleri, dedi ellerini iki yana açarak.

Hangi işleri? diye Elif dudak büktü.

Hani bakmak, bakım falan rehabilitasyon işleri… dedi Cem, kafasını kaşıya kaşıya.

Ben tasarımcıyım, hemşire değilim ki. Senden fazlam yok bu işte, dedi Elif içini çekip. Neyse, gidip doktorla konuşayım bari.

Zaten ilk günden beri geliniyle Mukadder Hanım diplomatik bir ateşkes içindeydiler. Başlarda epey didişmişlerdi, sonradan uzak duralım da tartışma çıkmasın diye anlaşmışlardı. Elif, sırf saygıdan, Mukadder Hanım ise Ceme o kadar iyi eş olmak kolay mı diye sabrediyordu; oğlunun para konularında vasat olduğu da gün gibi ortadaydı. Evin parası Eliften geliyordu ve herkes bunun böyle olduğunu biliyor ama fazla dillendirmiyordu.

Torununu da pek görmezdi Mukadder Hanım; ya başı ağrır ya tansiyonu çıkar, ne zaman Elif bir saat bebeğe bakar mısınız dese, mutlaka bir bahanesi olurdu. Yani Elif kayınvalideden medet umamazdı; ama şimdi herkesin umudu ondaydı işte. Çünkü Elif evden çalışıyor, uygun zamanı vardır, Cemi ise işten kolay kolay salmazlar, diye düşündüler. Sonunda ailece Mukadder Hanımın evine taşındılar.

Taşındılar taşınmasına ama üç haftada Elifin hali, elbise askısı kadar inceldi. Hem işini yürütüyor, hem kayınvalidesine bakıyordu. Çorbasını yapıyor, meyvesini ezip kaşıkla veriyor, yıkıyor, çeviriyor… Kocasından destek hakgetire. Zehra desen, burnunu kıvırıp odasına kapanıyor, görünmemek için fare gibi yaşıyordu; sabah okula, sonra arkadaşlarına, hayat fır dönüyor Benim ne alakam var tavrında.

Ceme ise Elif ara ara isyan ediyordu:

Bu senin annen! Biraz yardım et, ben de insanım!

Ben vallahi bu işler kadın işi, yine mırın kırın etti Cem. Alışveriş yaptım ya, başka ne yapayım?

Güya kadın işi dedikleri koca bir dünya. Mukadder Hanım da iyileşeceği yerlere, huysuzluğu tavan yaptı; Elife, Ceme, kim denk gelirse sitem, laf sokmalar. Hasta olmasa hiç demezdi diyeceği şeyleri sıraladı. Elifin duyduklarından sonra şaştı kaldı: Senin talihin yağver gitmiş, hem güzel okul, hem rahat iş, otur evde bilgisayar başında, hem de iyi maaş. Para giriyor sana, Cem ise zavallı, şansı yaver gitmedi; ilkokulda kötü öğretmene denk geldi, üniversitede de öyle, zorla bitirdi. Oğlan okusun diye kredi çektim diye de sık sık ağlaşıyordu kayınvalide. Zehranın başarıları da, bak en iyi okula gitti, kendi başına burs kazandı, helal olsun şovuyla devam ediyordu.

Yüzüncü defa tüm bunları dinleyen Elif, içinden yeter artık deyip duruyordu. Herkesin payı büyükmüş de, ben oturdukça büyümüşüm sanki; varsa yoksa şans işiymiş her şey. Bir gün Ceme bakıcı tutmayı teklif etti, Annemle ilgilen, ben eski evimize döneyim dedi.

Bakıcı mı?! dedi Cem, E, o pahalı oluyor Elif, ben karşılayamam. Sana kalıyor. Sen istersen bakıcı al, parası da sana ait.

Hep böyleydi zaten; Cem faturaları, temel gıdayı üstlenir, geri kalan her şey, çocuk, bakıcı, giysi, hepsi Elifin cebinden çıkardı. İnsanda biraz utanma olur ya, ne biçim söyledin yine? diye söylenip durdu Elif içinden.

Ve bir sabah, kayınvalidesine Market alışverişine çıkıyorum deyip, kreşteki oğlunu da yanına alarak, kendi evine döndü. Yüzünde hafif bir sırıtış, odasında uzanırken içinden Evim, güzel evim Yeter, hiçbir şey istemiyorum, sadece dinlenmek diye geçirdi. Oğlunu çağırıp akşam yemeği hazırladı. Kayınvalidede, çıkmadan, gerekenleri halletmişti; yakında Cem işten dönerdi. Ona kısa bir not bırakmıştı: Artık devam edemem ve istemiyorum. Umarım Mukadder Hanım tez zamanda iyileşir. Güle güle…

Telefonunu da kapattı.

Cem akşam koşa koşa geldi, kapıya bile yanaştırmadı Elif. Kapı aralığında konuştular. Cemin endişesi Elifin ya da oğlunun sağlığı değil, Sana kim bakacak, işler ne olacak?dan ibaretti. Elif ise:

Bir bakıcı tutsan iyi olur. Profesyonel bakım daha iyi, biliyor musun? dedi. Hem ayrıca, ben boşanmak istiyorum. Kimsenin yedek atı değilim. Güle güle

Cem boynu bükük ayrıldı. Elif telefonunu sonra açtı tabii, işten önemli bir şey çıkarsa diye. Mukadder Hanım aradı: Dön, bizi bırakma diye yalvardı. Hem pişman, hem bir o kadar ukala bir sesle; Hadi, barıştık sayılır, dön de işini yapmaya başla gibisinden.

Elif ise artık kararlıydı: Kimseye borcum yok; üstelik senin oğlun ve torunun da var. Biraz da onlar ilgilensin artık.

Boşandılar.

Böylece Elif aniden yalnız bir kadın oldu. Ama şaşırtıcı bir şekilde, değişen hiçbir şey olmadı. Zaten her şeyi hep kendi başına yapıyordu, bir de üstüne sorumluluklardan kurtulmuştu. Eh, ona da iyi geldi; kimse tepene binsin diye gelmemişiz bu dünyaya.

Mukadder Hanıma iyi bir bakıcı bulununca kadının keyfi de yerine geldi. Fizyoterapi, moral, her türlü ilgi Cem ise meğerse ek iş bulmak kolaymış deyip Zehraya anlatmış, kulaktan kulağa Elif duymuş bunları. Zehra da arada, elinden geleni yapmış, demek ki beceriyormuş.

Herkesin hayatı yoluna girdi. Elif ise bilgisayar başında yeni bir projeye başlarken, İyi ki sırtımdaki fazlalıkları attım; bundan sonra daha akıllı olacağım diye düşünüp hafifçe tebessüm etti.

Rate article
Lifequest
İstemiyorum