Duygu saat dört buçukta uyandı. Buradan kutsal bir duruma gelmeden çıkmamız gerek! diye düşündü. Böylesine utancı hayatında hiç yaşamamıştı. Her şey nasıl bu hale gelmişti? Ne büyük bir hata yapmıştı!
Kızı evi kiralamaya başladıktan sonra Duygu artık evde yemek pişirmiyordu. Her gün ofise yakın küçük bir lokantada öğle yemeğini yiyordu. Bir gün, yemeğini yerken yanına Mehmet oturdu. Sohbetleri ilerledi, ardından aralarında bir ilişki başladı. Duygudan biraz genç olan Mehmetin asil gri saçları ona hem erkeksi bir hava hem de biraz daha yaşlı bir görünüm katıyordu.
Mehmet oldukça etkileyiciydi. Restoranlara götürüyor, çiçekler veriyor, ay ışığında yürüyüşlere davet ediyordu. Zamanla Duygu yeni tanışmasından başını kaybetmişti. Her telefonunu dört gözle bekliyor, buluşmadan önce güzellik salonuna uğruyordu. Duygu yeni ilişkisinin büyüsünde kaybolmuş, gelecekte nasıl bir yol alacaklarını hayal ediyordu.
Hayallerinde düğünlerini planlıyor, balayında sıcak bir ülkeye gitmek için bavul hazırlıyordu.
Bir haftadan biraz fazla önce, Mehmet onu bir tatil köyüne davet etti. Cuma akşamı gidip Pazar döneceklerdi. Duygu o romantik hafta sonunun hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Hayalinde, Mehmetin göl kenarında ona evlilik teklif edeceğini düşünüyordu.
Cuma öğleden sonra Mehmet aradı: Biraz içmek zorunda kaldım, senin arabayla gitmemiz gerek. Tamam, dedi Duygu.
İş çıkışı buluştular. Duygu, Mehmetin oldukça sarhoş olduğunu hemen fark etti ama kamp yerine vardıklarında açılacağını düşündü. Bir saat sonra oradaydılar; Mehmet önceden rezerve ettiği kulübeye giriş yaptılar. Mehmet kulübenin kapısını açarken adeta Duyguyu yeni bir hayata davet ediyordu. Duygu kendini kraliçe gibi hissetti.
Varır varmaz bir kafeye girdiler. Sessiz bir müzik çalıyordu. Sipariş verdiler; Mehmet konyak istedi. Sen de içmez misin? Rahatlamak gerekiyor, her şey iyi olacak, diye cevap verdi Mehmet.
Duygunun ilk kocası alkol yüzünden ölmüştü, alkole karşı tahammülü yoktu. Mehmet bunun farkındaydı. Bir saat geçmeden Mehmet kendinden geçti. Duyguyu dansa zorlarken Duygu reddetti. Ardından kendisi dans etmeye başladı ve oradaki bir kız ona sarıldı. İlk başta sadece dans ediyorlardı, sonra iyice edepsizleştiler. Bir süre sonra bir güvenlik görevlisi gelip ikisini kafeden çıkardı.
Mehmet ve kız Duygunun masasına gelip bir şişeyi bir solukta bitirdiler. Mehmet Duyguya dönüp, Hayatım, bu gece beni bekleme, dedi. Kız ise, Sen onun yanında bir yaşlısın, deyip birlikte kafeden ayrıldılar.
Duygunun gözleri öfkeyle karardı, bir cevap bile veremedi. Sadece utancın ateşiyle yanıyordu. Garsonun getirdiği dondurma onu kendine getirdi. Ev ikramı! dedi garson.
Duygu dondurmasını yerken gözyaşları şelale gibi aktı. Önce hemen eve gitmek istedi, sonra sabaha kadar beklemeye karar verdi. Eve gelince hemen her şeyi yıkamaya attı, üstünde Mehmetin kokusunu bile istemiyordu. Çantasını açınca, üzerine Mehmetin kanı bulaşmış gömleğini buldu. Ne yapacağını bilemedi; eğer Mehmet öldüyse, en büyük şüpheli kendisi olurdu çünkü ortada sebep vardı.
Kadın hemen komşusunu aradı; komşusu Emine polis bürosunda memurdu. Duygu, kafan mı iyi? Saat altı oldu.
Duygu telefonda ağlıyordu, bir türlü derdini anlatamadı. Geliyorum, kapıyı açık bırak, dedi Emine.
Duygunun karmaşık hikayesini dinledikten sonra Emine birini aradı: Günaydın, bugün kim bilirkişi? Yarım saate Duygudayım. Duygu, Ya beni tutuklarlarsa? diye korktu. Korkmaya devam et ama gömleği ve sevgilinin telefonunu bana ver.
Bir saat sonra Emine aradı: Telaş etme, gömlekteki kan domuz kanı, Mehmet de dolandırıcıymış. Detayları gelince anlatırım.
Duygu tamamen ne olduğunu anlamamıştı. Komşusu eve girdiğinde ilk sorduğu şey, Anne babanın evini sattın, parayı nereye koydun? Karta mı? Kartın telefonuna bağlı mı? dedi. Kart dolapta, telefon kartla bağlantılı değil. Mehmet kart şifreni biliyor mu? Evet, üstündeki yıl konuşmuştuk. Hemen kartı iptal etmelisin.
Duygu, kartının birkaç dakika önce lokantada kullanıldığını gördü. Gömleğine kanı özellikle sürdüler, sen paniğe kapıl diye; onlar kartındaki parayı çekene kadar beklemeni istediler. Şimdi, kartı iptal ettiğine göre hemen gidip şikayet dilekçesi yazalım, kartı iptal ettiğini fark etmeden…… hesaba tekrar saldırmasınlar, dedi Emine.
Duygu derin bir nefes aldı; kalbindeki yük hafiflemişti. Yavaşça, mutfak penceresinden sabaha karşı yükselen gün ışığını izledi. Yalnızken umutlarının sönmüş olduğunu sanmıştı, ama şimdi yanındaki güvenle karanlığı aydınlatan bir ışık vardı. Mehmetin yaşattığı hayal kırıklığı, yeni bir güvenin ve dostluğun başlangıcına dönüşmüştü.
Emine gülümsedi: Bazen hayat bizi yanlış kişilerin peşinden koşturur, ama sonunda doğru yerde buluruz kendimizi. Duygu hafifçe gülümsedi; gözyaşları yerini kararlı bir duruşa bırakmıştı. Bir fincan kahve ister misin? diye sordu.
Kahvelerini içerken Duygu, başından geçenlerin ona ne kadar güçlü olduğunu gösterdiğini fark etti. Artık kendi hikayesinin kahramanıydı; geçmişten arta kalanlarla yeni bir yol çizecekti.
Güneş tamamen doğduğunda, Duygu, başına gelenlere rağmen yeniden başlama cesaretine sahip olduğunu hissetti. Hayat bazen beklenmedik bir dondurma ikramı gibi, acının içinde bir tatlılık sunuyordu. O sabah, Duygu bu ikramı kabul etti. Korkudan özgürlüğe, yalnızlıktan dostluğa giden yolun tam ortasında, Duygu artık kendi geleceğinde ışık saçmaya hazırdı.




