Biliyorum, çoğu erkek bu düşüncemi paylaşmayacak ama yaşadıklarımdan sonra “kesin değişim”e inancım tamamen tükendi. Bir adam bir kez aldattıysa, bir süre iyi davranabilir, kendini tutabilir, sözler verebilir ama eninde sonunda yine aynı tuzağa düşer. Bunu acı bir şekilde öğrendim.
İlk aldatma, biz henüz sevgiliyken yaşandı. Beraberliğimiz iki yıla yaklaşıyordu. Doğrusunu bir kız arayıp ev telefonumu açarak bana söylediğinde anladım. Yüzleştiğimde, ağlaya ağlaya yeminler etti; bunun sadece bir hata olduğunu, ufak bir flörtleşme yaşandığını, aralarında fiziksel bir şey olmadığını söyledi. Gençtim, âşıktım, heyecanlıydım. Güvendim ona. Affettim. Sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ettik.
Üç yıl sonra evlenmiştik. Bir evimiz, beraber kurduğumuz hayallerimiz, planlarımız vardı. İkinci aldatması daha ağır oldu. Bir söylenti değildi; aylarca süren paralel bir ilişkisi vardı. Gizli mesajlar, gece geç saatlere kadar dışarıda kalışlar, tuhaf banka transferleri buldum. Gerçeği ona gösterdiğimde reddedemedi. “Kafam karıştı,” dedi. Rutin ilişkimizin kendisini yorduğundan, kendisini tekrar değerli hissetmek istediğinden bahsetti. Yine gözyaşı döktü. Yine sözler verdi. Yine affettim.
Sonrasında sekiz yıl boyunca görünürde huzurlu bir hayatımız oldu. Beraber alışveriş yaptık, seyahat ettik, aile buluşmalarına katıldık. Onun olgunlaştığını, yaşadıklarından ders çıkardığını sanıyordum. Fakat zamanla bazı küçük detaylar gözüme batmaya başladı: Başka kadınlara uzayan bakışlar, yersiz espriler, Instagram’da modellik yapan kadınları takip etmesi, hızlıca kapattığı sohbet ekranları Görmezden gelmeyi, sormamayı, huzur bozulmasın diye konunun üstünü örtmeyi seçtim.
Üçüncü seferi ben ortaya çıkarmadım. Kendisi gelip itiraf etti. Bir akşam eve ciddi bir suratla, suçlu bakışlarla döndü. “Sekiz yıldır kendimi tuttum. İyi bir eş olmaya çalıştım. Ama artık dayanamadım,” dedi. Haftalardır başka bir kadınla görüştüğünü anlattı, onun yanında yeniden canlı hissettiğini, cazibenin hep orada beklediğini söyledi.
Bu sefer ağlamadım. Sadece sustum. Ona bakıyordum; içimde sadece bitkinlik vardı. Affetmekten, bahanelerden, tekrar edilen sözlerden yorulmuştum. “Yine aynı şeyi yaparken beni düşündün mü?” diye sordum. “Evet, düşündüm” dedi ama arzusu daha güçlüymüş.
İşte o an acı bir gerçekle yüzleştim: O aslında değişmemişti, sadece kendini daha iyi saklamayı öğrenmişti. Ben ise umutla beklemeyi Sadık olmamış, sadece sabretmişti.
Aynı gece sessizce eşyalarımı topladım ve çıktım evden; o gitmek istemedi. Hiçbir şey kırmadım, bağırmadım, yalvarmadım. Artık kurtaracak bir şey olmadığını anladığımdan, huzur veren bir boşlukla evden ayrıldım. Ne mobilya, ne hatıra aldım. Sadece onurumu sırtladım gittim.
Bugün bir kadının “benim için değişti” dediğini duyunca hep kendi hikâyemi hatırlıyorum. Bir insan bir süre kendini dizginleyebilir, yıllarca iyi davranabilir. Ama kök çürüdüyse, eninde sonunda her şey yeniden yıkılır.



