Altı ay önce ailemizde büyük bir talihsizlik yaşandı: babam hayatını kaybetti. Altı ayın sonunda babamın kardeşi, amcam İsmail, bizi ziyarete geldi. Zaten çok nadir gelirdi, babamla da pek görüşmezdi. Aralarında kavga yoktu ama ne dost oldular, ne de birbirleriyle samimi ilişkileri vardı. Her biri kendi yolunda, kendi hayatını yaşadı.
Yolculuğun nasıl geçti? diye sordum. Ve neden bana sen diyorsun? Ben senin en sevdiğin amcanım! dedi Amca İsmail, tatlı tatlı gülümseyerek, sanki gerçekten en sevdiğim amcamdı.
Amcam gelmeden önce hiçbir haber vermemişti, ona hazırlık da yapmamıştık. Aslında babamın cenazesinden beri onunla hiç konuşmamıştık, bir kez bile aramamıştı. Sonra birdenbire çıkageldi.
Çay içerken, amcam sordu:
Mirası nasıl paylaşacağız? Üçümüz mü? Başkası olmayacak mı?
Hangi miras? diye şaşırdı annem, kendine gelince.
Gerçekten bir miras vardı. Güzel bir dairemiz, büyük ve gösterişli bir yazlık evimiz ile iki arabamız vardı. Annem bana şehirde okuduğum yerde bir daire almak için yazlığı satmamızı önerdi ama acele etmemeye karar verdik.
Ne mirası? Babamın bıraktığı mallar tabii ki! dedi Amca İsmail. Biliyorsun, eğer Merve ve ben olmasaydık, mirası sen almış olacaktın. Ama şimdi senin hakkın yok!
Ama ben kardeşiyim! Miras hakkım var!
Hayır, yok! Kanun bizim lehimizde!
Peki ya vicdanen?
Amca İsmail çok akıllı biridir; kanunen hakkı olmadığını bildiği halde vicdan meselesine yüklenmeye çalıştı. Fakat biz onun sözlerinde ve davranışlarında bir mantık göremiyorduk. Babam ve Amca İsmail yakın arkadaş değildi, bu yüzden babamın mallarıyla ilgisi yoktu.
Babam hastalanmaya başladığında bize açıkça söyledi: sahip olduğumuz her şey sadece bana ve anneme kalacaktı. Kimseye paylaşmak niyetinde değildi.
Vicdanen de olmuyor İsmail! Bunu çok iyi biliyorsun. Kardeşinle hiç yakın olmadın! dedi annem.
Böyle şey olur mu! Sanki kötü bir film! Adam evleniyor, eşi her şeyi alıyor, anne babası, kardeşleri, yeğenleri hiçbir şey almıyor!
Amca İsmail vicdanımızı zorlamaya başladı, üçümüz arasında mal paylaşmamızı istemeye çalıştı.
Hoşça kal! Bu konuyu seninle tartışmayacağız! dedi annem.
Amca İsmail gittikten sonra annemle birlikte evi kapatıp şehirdeki dairemize döndük. Babamın kardeşini çok iyi tanıyorduk; kolayca vazgeçmeyeceğini ve muhtemelen hukuki yollarla hakkını arayacağını biliyorduk. Neticede büyük bir değer söz konusu: lüks bir yazlığın üçte biri, şehir merkezinde güzel bir dairenin üçte biri ve iki arabanın üçte biri. Azımsanacak bir para değil, tahmini olarak birkaç milyon Türk Lirası ediyor.
Amcam da bu düşündüklerimizi yaptı ve gerçekten dava açtı. Kazanmayı umut ediyor. Oysa kanun bizim yanımızda. Ne umuyor, doğrusu anlayamıyorum.
Bugünü düşündüğümde, aile içerisinde dostluk ve samimiyetin aslında her şeyden daha önemli olduğunu anlıyorum. Mal mülk her zaman elde edilebilir, ama güven ve muhabbet kolay kazanılmıyor. Bundan sonra kendi yoluma daha sağlam adımlarla devam edeceğim.




