Yaklaşık bir yıl önce, eşimle birlikte ayrı odalarda yaşamaya karar verdik. Hem birbirimizi sıkmadan hem de gereksiz tartışmalara girmeden kendi köşemize çekiliyorduk. Sonuç olarak, ikimizin de yapacak farklı işleri var.
Mesela, eşim Derya yüksek sesle müzik dinlemeye bayılır ve bir türlü kulaklık takmaz. O sırada ben kitap okumak, ya da televizyon dizileri izlemek için sessizliği tercih ederim. Bazen işimi eve getiriyorum ve müşterilerle telefonda konuşmam gerekiyor. O durumlarda da onu rahatsız etmiş oluyorum. Bu yüzden oturup konuştuk ve ayrı odalarda yaşamanın bizim için en iyisi olduğuna karar verdik. Evimiz iki odalı. İkisinin de ayrı ayrı eşyaları var. Ben de bu deneyimimi paylaşmak istedim.
Kapı çalmadan içeri girmemek bence en güzel çözüm. Kendi odamda oturuyorum, işime bakıyorum, kimse aniden içeri dalmıyor, bana bir şey sormuyor. Bazen düşünüyorum, Niye kapı çalmak zorundayım sanki? diye.
Ama bu farklı. Çocukken kendi odam vardı ama kapı hep açıktı; annem, babam sık sık içeri girer ne yaptığımı sorardı. Bazen uyurdum, bazen kitap okurdum, bazen televizyona bakardım ya da oyun oynardım. Hep sebepler uydurmak zorunda kalırdım. Kimse bir şey demese de insanın içinde bir rahatsızlık bırakıyor bu.
Şimdi ise kapalı kapı ardından Derya’ya şu an meşgulüm, birazdan görüşelim diyebiliyorum. Konuşmak istemiyorsam, o da rahatsız etmiyor. O kendi işine bakıyor. Bu inanılmaz güzel bir his!
Kendine ait bir alanının olması gerçekten büyük keyif. Odama geçip kafama ne eserse onu yapabiliyorum. Kimseye hesap vermek yok, kimseyle uyum sağlama derdim yok. Eşyalarımı, kitaplarımı, notlarımı olduğu gibi, canım nasıl isterse öyle bırakıyorum. Bazen de dağınıklığın tadını çıkarıyorum.
Biraz gizem de var işin içinde… Sınırlar çok daha belirgin. Burası benim, orası onun. Saygı gösteriyoruz. Odasına girmek istiyorsam, soruyorum. Müsait misin, biraz sohbet edelim mi? Onay alınca giriyorum, bu da ayrı bir güzellik katıyor. İstediğin zaman giremiyorsun, küçük bir heyecan katıyor hayata.
Sanki sevgiline yaklaşmaya çalıştığın ilk günler gibi, henüz tamamen sana açılmamış. Son ana kadar, kapıyı açıp açmayacağını bilemiyorsun.
Birçok erkek de fark etmiştir; birlikte yaşamaya başladıktan sonra ilişkinin yoğunluğu bir süre sonra azalıyor. Çünkü eşin hep yanında, her şey daha sıradanlaşıyor. Ayrı odalar ise sanki bu dengeyi yeniden kuruyor. Pek çok soruna da çözüm oluyor aslında.
Benim buradan çıkardığım dersler var.
Belli ki, zenginler için villada on odaları, türlü banyoları olanlar için bu tarz bir yaşam şekli zaten alışılmış şeyler. Onlar için yeni değil. Ama bizim gibi sıradan insanlar için, böyle küçük bir ayrıcalık bile hayatı çok kolaylaştırıyor.
Biliyorum, bazılarında en fazla bir oda ya da iki oda var ve hâlâ birlikte tek odada yaşamaya devam ediyorlar. Çocuklar varsa, diğer oda onlara ayrılıyor. Üçüncü odası olanlar ise onu misafir odası yapıyor. Halbuki niye böyle? Herkesin birazcık da olsa kendine ait bir alanı olması gerekiyor. Özellikle de aynı evde yıllarca paylaşıyorsak…
Sonuç olarak, şunu anladım: Başkalarının mahremiyetine saygı göstermek ve kendine alan tanımak, ilişkileri çok daha sağlıklı tutuyor. Evlilikte de tencere kapak olmak gerekmiyor, tencerelerin de arada kapağa ihtiyacı var bazen açık bazen kapalı. İşte huzurun anahtarı burada saklı.




