Ünlü bir şarkıcı olma hayallerim, sadece boş bir eğlence olarak gören anne ve babam tarafından yok edildi; oysa onlar çok önemli bir şeyi hiç anlamamışlardı.

Bugün berberde saçımı kestirirken, benim için oldukça önemli bir sohbet ettim. Uzun zamandır çocuğumu bir müzik okuluna gönderip göndermemeyi düşünüyordum. İki büyük engel vardı: Bir, piyano almak zorunda kalacaktık. İki, tüm sorumluluk bana düşüyordu; çocuğu derslere götürmek, ona yardımcı olmak… Öte yandan, çocuğum müziğe büyük bir tutku duyuyordu ve sürekli bu konudaki isteğini dile getiriyordu.

Sohbet arasında kuaför kendi hikayesini paylaştı. Ben küçük bir Anadolu kasabasında doğdum. Her zaman şarkı söylemeye çok meraklıydım, fırsat buldukça okulda, derneklerde ya da müzik öğretmenleriyle beraber hep şarkı söylerdim. Müziği öğrenmeye adanmıştım. Piyanoyu da kendi imkanlarımla öğrendim. Daha çocukken müziğin benim yolum olduğunu biliyordum. Beni dinleyen herkes yeteneğimi fark ediyordu.

Fakat kasabamızda ciddi bir müzik eğitimi yoktu. Bir gün, dokuz yaşımdayken, ilkokulda sınıfa bir grup geldi. Hepimizden alkışlamamızı istediler, sonra birkaç kişiyi şarkı söylemek üzere seçtiler. Üçümüzü, ben dahil, okulun salonuna davet ettiler. Sırayla müzik aletine geçip, bize çalınan ezgilere eşlik ettik, ritim tuttuk, notaları tahmin etmeye çalıştık. Aylarca bu süreç devam etti, neredeyse unutmuştum. Sonunda annem bir gün posta kutusunda üzerinde kırmızı ve kalın harflerle BAŞVURU yazan bir zarf buldu. Okulda sadece ben Ankaradaki prestijli bir müzik okuluna kabul edilmiştim.

Okul tüm masrafları karşıladı, bizden tek kuruş istemedi. Fakat Ankaraya taşınma fikri, ailemi şiddetle rahatsız etti. Özellikle müzikle uğraşmaya devam etmekten dolayı çok karşı çıktılar. Annem ve babam fabrikada çalışıyordu, işlerini gerçek bir meslek olarak görüp çok gururlanıyorlardı. Bana hep hayal kurmayı bırakmamı ve düzgün, garanti bir iş bulmamı öğütlediler. Tam bir yıl boyunca her iki ayda bir yeni davetiye geldiyse de, birden bu davetler kesildi. O an içimde bir şeyin bozulduğunu hissettim. Şarkı söyleme isteğim kaybolmuştu, okula gitme hayali anlamını yitirmişti. Fakat on dördüncü yaş günümde bir umut ışığı doğdu; kasabadaki bir müzik grubunun şefi yeni bir solist arıyordu. Birçok kız arasından beni seçtiler.

Tekrar kanatlarım açılmış gibi hissettim, yeteneğimi kaybetmemiştim! Maalesef, yalnızca iki ya da üç prova yapabildim. Annem ve babam bunu öğrenince hemen yasakladılar, niyetlerinden endişeleniyorlardı. Bu olay, müzik peşinde koşmamın sonu oldu. Sonrasında dersleri bırakıp, arkadaşlarla gezmeye başladım, sigara içip içki içiyordum. Kasabada bu zaten yaygındı, çevremdeki çoğu kişi böyleydi. Dokuzuncu sınıfı zor bitirdim, liseye kabul edildim ama hayatım daha da kötüye gitti. Bugüne kadar, annem o davetiyeleri hatıra albümünde saklar. Ara sıra çıkarıp okur ve yine yerine koyar.

O gün kuaförden ayrılırken anladım ki; bir çocuğun tutkusunu desteklemek için kendi endişelerimi bir kenara bırakmak gerekiyor. Hayallerini gerçekleştirmesi için, onun yanında durmak gerekir. Belki de hayat, insanı gerçek bir meslek sahibi yapmaktan çok, ruhuna kanat takmayı ve özgürce uçmasını öğretmektir.

Rate article
Lifequest
Ünlü bir şarkıcı olma hayallerim, sadece boş bir eğlence olarak gören anne ve babam tarafından yok edildi; oysa onlar çok önemli bir şeyi hiç anlamamışlardı.