Alexander, sanki altındaki zemin aniden çökmüş gibi, koltuğun kenarına oturdu.

Alp bir zamanlar, aylarca geçmeyen bir hüzünle, salonun ucunda yorgun bir koltuğun kenarına oturmuş, sanki yer ayağının altından çekilmiş gibi hissederdi.

Oğlunun yıllar sonra ilk defa bu kadar neşeyle, saf bir çocuk kahkahasıyla güldüğünü duyduğunu hatırlayamıyordu.

Evleri, uzun süredir adeta acıların sessiz bir müzesine dönmüştüteşhisler, tedaviler, endişeler, umutsuzluklar…

Ve şimdi, işte buradaydı: Bir ömür özlemini çektiği o neşeli kahkaha, odada yankılandı.

Melike, dedi Alp hafifçe. Kadın irkildi. Bana anlatır mısınız, bu yaptığınız egzersizler nedir?

Melike utangaçça gözlerini yere indirdi.

Sadece, Yiğitin hep tekerlekli sandalyede oturmasının ona iyi gelmediğini gördüm, diye mırıldandı. Önce birkaç saniye ayakta durduk, sonra giderek biraz daha fazla. Hacettepede Fizyoterapi okumaya başlamıştım, ama birinci sınıf sonunda bırakıp çalışmak zorunda kaldım. Hiçbir zaman kurallara baş kaldırmak istemedim…

Devam edin, dedi Alp sessizce.

Başlarda çok zordu, düştü, çok ağladı. Ama sonra kendi istiyor oldu. Ona dedim ki, Beden, ruh inanırsa öğrenir. O da inandı. Bana değil, kendine

Alp yüzünü elleriyle kapattı.

Kendisi hiç inanmış mıydı? Yoksa yıllardır Yiğitin asla yürüyemeyeceğini kabullenmiş miydi artık?

Baba, diye fısıldadı Yiğit, temkinli adımlarla yanına sokulup. Melike abla hep bizde kalabilir mi?

Sesi ürkek titriyordu.

Alp, ağzını açtı ama tek kelime bile çıkmadı.

Bir süre suskunluktan sonra, alçak bir sesle sadece şunu diyebildi:

Tabii ki oğlum.

O gece gözüne uyku girmedi.

Eşi, Elif, hâlâ yurtdışındaydıiş için Brükselde.

Alp, çalışma odasına çekilip Yiğitin tıbbi dosyalarını bir kez daha inceledi.

Koordinasyonda ilerleme. Denge gelişmiş. Yürürken korku azalmış.

Bütün raporlarda doktorların imzası vardı. Fakat gerçek değişim, Melike sayesinde olmuştu.

Ertesi sabah, Melike mutfağa girdiğinde Alp onu orada bekliyordu.

Kadın saçlarını arkadan toplamış, elleri işten çatlamış, sade bir kıyafet giymişti.

Alp Bey Eğer beni işten çıkaracaksanız, anlarım, dedi usulca. Sadece Yiğite kızmayın, olur mu?

Oturun, diye sözünü kesti sakinlikle.

Kadın itaat etti.

Neden yaptığınızı bilmek istiyorum. Bir çalışan olarak değil, bir insan olarak.

Melike uzun süre sustu, sonra hafifçe konuştu:

Çünkü kendimi gördüm onda.

Alp şaşkın bir bakış attı.

Ben de küçükken yürüyemiyordum. Bir kaza. Annem yalnız bakıyordu bana. Sonra annem vefat etti, doktorlar da umut yok dedi. Yaşlı bir komşumuz vardı, eski hemşire. Her gün para almadan gelir, bana Sen başaracaksın derdi. Sonunda başardım.

Ya bu yüzden işini kaybetseydin? diye sordu Alp.

Kadıncağız hafifçe gülümsedi:

En azından denediğimi bilirdim, yeterdi.

Haftalar geçti.

Alp, eve daha erken gelmeye başladı.

Yıllardır ilk kez Yiğitle beraber akşam yemekleri yediler. Bazen kenardan izlerdi onlarıMelike ile küçük çocuk, egzersiz yapar, güler, düşer; her seferinde tekrar kalkarlardı.

Elif geri döndüğünde, yüzü buz gibi oldu.

Burada neler oluyor? dedi soğukça. Sen iş adamısın; şimdi dadı mı oldun? Ev işlerine, Melikeye zaman ayırıyorsun, ama iş ortaklarına yok mu?

Belki de ilk defa gerçekten doğru bir şey yapıyorum, dedi Alp sakince.

Kadın sustu; gözlerinde öfke parladı.

Bir akşam Alp, bahçede onları yakaladı.

Yiğit, bastonsuz, çimenler üzerinde tek başına duruyor; Melike hemen arkasında, tutmaya hazır bekliyordu.

Haydi aslanım! Bir adım daha! diye cesaretlendirdi Melike.

Çocuk önce bir adım attı. Sonra bir tane daha. Sonra düştüMelikenin kollarına.

İkisi de güldü.

Alpin gözleri doldu.

O an bakışları bir hizmetçiye değil, oğlunu hayata döndüren kadına çevirildi.

Elif, pencerenin ardından onları izledi.

Şuna bak hele, diye tısladı. Hizmetçin annelik taslıyor artık!

O, senin hiçbir zaman yapamadığını yaptı, dedi Alp sessizce.

İşte işin sonu.

Bir hafta sonra Elif sessizce eşyalarını topladı, çekip gitti.

Ne tartışma, ne gözyaşısadece kapanan bir kapının yankısı kaldı.

Altı ay geçti.

Yiğit artık kendi başına yürüyebiliyordu.

Her adımı hem zahmetli, hem zaferdi.

Bahar gelmişti.

Üçü birlikte, Alp, Melike ve Yiğit, evin önündeki kaldırımda yavaşça ilerliyorlardı.

Çocuk, ikisinin de ellerinden tutmuş bağırıyordu:

Bakın! Ben yürüyebiliyorum!

Melike, gözyaşlarını sildi.

Alp ona eğilerek fısıldadı:

Teşekkür ederim. Oğlum için, her şey için.

O başardı, dedi Melike gülümseyerek. Ben sadece yanında oldum.

Hayır, dedi Alp. Sen ikimizi de ayağa kalkmayı öğrettin.

Sonra elini tuttu.

Bir patron gibi değil; nihayet yuva kelimesinin anlamını anladığını bilen bir adam gibi.

Yiğit onlara baktı, gülümsedi:

Demedim mi size, biz takımız!

O anda Alp, nihayet her şeye sahip olduğunu anladı.

Para, makam değil; paha biçilmez bir şeybir aile.

Ve hepsi, geçmişin tozlu sayfalarında, şimdi tatlı bir hatıra olarak yaşıyor.

Rate article
Lifequest
Alexander, sanki altındaki zemin aniden çökmüş gibi, koltuğun kenarına oturdu.